Yüreğimden seslenen öfkeye kızamam,
Derinlerde bir yerde bir çığlık yükseliyor.
Yerini, yönünü bulmaya cesaret edemiyorum.
Aramaya karar verdiğim her saat, bir yenilgiyle son buluyor.
Ellerim zımparalı, sarmaktan yoruldum...
Delgeci kağıtlarda kullanmayalı çok olmuş.
Belli ki kağıtlar, rafın yolunu şaşırmış !
Toparlamaya çalıştığım her sayfa, yeniden karanlığa gömüldü.
Yakılan mumlar, sayfaları küle çevirdi.
Ulaşılması imkansız hale gelen bir labirent var,
Her adım bir sonraki çıkmaza gidiyor.
Ellerimde 4 yapraklı yoncalarla, her duvar kenarına bir tane sıkıştırdım.
Yer, yön duygum yok benim,
Bu yüzden her daim kaybolurum.
Karanlığa doğru ışık tutan bir şey var ki!
Sessizliğin en derinliğinden gelen bir haykırışla uyandırır beni.
Bazen silgileri çok severim,
En sert çizgiyi bile güzel siler.
Şimdilerde daksil var, ama ben yazdığım şeyleri silmem,
Daksillemekten ise hiç hazetmem.
Üstünü çizerim, taa ki yazı hiç görünmeyene kadar sert çizerim.
Ya da o lekeli sayfayı yırtar atarım.
Her son bir başka varoluş der filozoflar,
Haklılar, ancak her yeni varoluş;
İnsani duyguların biraz biraz yitimi demek olmuyor mu!
Ah biz sefil insancıklar, nasıl da acınasıyız.
Ne bir amaç, ne bir duygu...
Her yeni kapı, bir duygu kırıntısını daha alıyor içimizden.
Azalan azaltan bir duygu seli bu!
Ne benden, ne senden, ne de ondan geliyor...
Biraz biraz hiçsizleşiyoruz,
Anlıyorum ki biraz biraz yitiyor, gidiyorum uzaklara.
Zaman zaman kendi içimde kayboluyorum,
En çokta bu beni huzura erdiriyor.
Bir girdap misali, içinde düştüğüm an çıkamıyorum.
Gerçeğin taa kendisi bir görsellik havuzu bu.
Ama hala nereden bir yıldız gelir diye heyecanlıyım!
Parlak yıldızları severim...
Ama büyük ve sönük yıldızlardan korkarım,
Hayat bu azizim, korkuyla da yaşanmıyor.
Bu yüzden biraz biraz ölüyoruz!
Ölümü ince bir perdeden izliyorum...
Gözlerimi kapatmaktan vazgeçeli çok oldu.
Renkli kelebekler ve karanlık girdaplar dünyası bu.
Daldıkça en derine soluksuz kalmayı öğrenirsin.