31 Aralık 2017 Pazar

#2017'DEN SONRA#

Bir yılı daha geride bırakmanın hüznü içindeyim.
Kendimi bir dut ağacına benzettiğim şu günlerde,
Bütün dallarım hüzünle kaplı.
Dallarımdaki bütün dut artıklarını silktim,
Sararmış yapraklarımı silktim,
Kırık dallarımı kopardım, attım.
Daha rahatlamış hissettim.

Dengesiz havaya inat,
Açmaktan usanmayan güneşe, hayranlığımı gizleyemem.
Kah kar yağıyor, kah yağmur ,
iki güne yerini yeniden başka mevsime bırakıyor.
Bir yaz, bir kış, bir sonbahar...
Hava bile karla karışık yağmur...
Tek ihtiyacım kahve kokan bir sokak,
Vicdanın ne olduğu bilen insanlar,
Samimi bir merhaba...

Şimdilerde sokak kedileri bile samimiyetsiz,
Aç olduklarında eteğinizden ayrılmıyorlar,
Doyduklarında arkalarına bile bakmıyorlar...
Etraf ruhları zedeli çocuklarla dolu,
Yetişkin ve çocukları ayırt etmek başlı başına bir mesele...
Yasak elma misali;
Bir kişi elma'yı yedi ,Günahı herkese dağıtıldı...

Her yıl bir bir ceplerimi boşaltıyorum,
Çıplak ayakla çakıl taşları üzerinde yürümenin şerefine nail oldum.
Canımı yakan her boşluğu, küçük mumlarla aydınlattım.
Artık karanlık odacıklar yok.
Her yer görece aydınlık,

Şimdi sonsuz bir görsel şölendeyim.
Önüm, arkam, sağım, solum dörde ayrılmış gibiyim.
Görüngülerle başım dertte olsa da,
Mısırımı aldım ve sizleri izliyorum.
Bir yılı geride bırakmanın verdiği rakamsal rahatlama dışında,
Ruhumda da değişimler yarattınız.
Artık merhameti freja'dan dilemeniz gerekiyor.

Her masalın bir gizemi vardır,
Her daim insanların içindeki yaraları gören bir cadının hikayesiydi bu,
En kötü insana bile acırdı,
Ve birgün kötünün kalbindeki acıyı gördü,
Hiç sorgulamadan yarayı sardı...
Kötüden geriye kötülük kaldı,
Artık acıda olmadığına göre, duygu da kalmamıştı.
Kötü ocak da duran ateşe baktı,
Hiç tereddüt etmeden, cadıyı ateşe attı...







18 Aralık 2017 Pazartesi

#Sessiz Gemiler Geçip Gidiyor#

Sessiz bir soluk da çektim içime ölümü
Dinledim, inledikçe sessizleşen iniltileri dinledim..
Anladım ki, yükselen her nesnenin sağlam bir düşüşü var
Her sessizlik oyununda galip gelen oyunculara inat,
Yüreğim temiz, rol yapmadan yürüdüm o ipte.
Bana büyüklerim; Arkama bakmadan yürümeyi öğretti.
Yıllar sonra göz ucuyla bile bakmaya tenezzül etmedim.
Soluksuz kaldıkça kendime hatırlattığım anılarım dışında....
Her şey olduğu gibi,
Sonuçta zaman bir su misali,
Aktıkça yolunu bulur derdi büyüğüm,
Ah be! Bulur mu dersin dedeciğim?
Dünya'ya karşıyım sanki,
Nefes alınmaz olduğunda dua'ya başlarmış eski şamanlar,
Bizler gerisin geri yol çiziyoruz SANKİ..

Kalp bu ya, Çarptıkça yaşıyorsun derdin.
Yaşıyor muyuz dersin?
Sessiz gemiler geçip gidiyor,
Sadece izliyor buluyorum kendimi,
Nefes alamadığım zamanlara inat,
İsyanlarım nefes aldığım zamanlara...
Zaman bir kum misali,
Bugün kum saatinden düşen her kum zerresine tapasım var.
Hayatıma giren her toz zerreciğine bile minnettarım...
Kızdığım her yaprağa inat,
Toprağa düştüğü an, gözlerini kapatan o yaprağa sığınabilirim...
Biliyorum ki nefret en kutsal duygudur.
Bu yüzden sessizliğimi korudum.,
Ancak anlıyorum ki sessiz kalmamalıymış Hades,
Çığlığa inat, eylemsel bir harekete yönelmek en anlamlısı olurmuş.
Merhametin gölgesinde kalan her hareket yok sayılmaya mahkumdur.
Ama bugün öğrendin ki, merhamet karanlık da kalsa da sana nefes aldıran tek şey...






16 Aralık 2017 Cumartesi

#HER UZATTIĞIN PAPATYA ÖLMEYE MAHKUM#

Sessiz bir çığlık dudaklarımı aralıyor,
Ama sesim çıkmıyor...
Gece oldu yine, yine bana eziyet.
Hiç karanlığın olmadığı bir dünya istiyorum.
Gölgelerin kendini gizleyemediği,
Bir su yardımıyla büyümeyi bırakalı çok oldu.
Güneşe ihtiyaç duymana rağmen,
Karanlık ile kolkola gezmenden bıktım.

Küçülmedin mi yaptıklarından,
Ben insanlık adına utandım.
Ama sustum...
Bir avuç suda boğulmak nasıl?
Bir sokak arasında kaybolmak?
Dünya'yı bir kasaba olarak görmek?
Anlat bana, anlat ki seni çözümleyebileyim.
Yoksa sen düştükçe, basmaya devam edecekler!
Ve ben, seni anlayamadığım için engel olmayacağım.
Gözlerin bir uçurum,
Kendine bakarken ne görüyorsun?
Küçükte olsa bir duygu kırıntısı var mı?
Merak ediyorum da nefret duygun var mı?
Sevgi kalmadığını çok iyi biliyorum!
Peki ya kindar mısın?
Zannetmiyorum....
Çok üzgünüm, bu boşlukların dolmayacağı için.
Çok üzgünüm, ama her uzattığın papatya ölmeye mahkum.
Çünkü insanlar senin gibi değil.
Onlar hep alırlar, sen hep verirsin.
Sen sevmeyi bilmeden, sevgiyi öğretirsin;
Onlar seni sevmezler, onlar eşyaları sevmeye başlarlar.
Sen yapılan her bir eylemi objektif değerlendirirken,
Onlar şahsına zarar vererek, kendi hatalarının faturasını da sana ödetirler.
Çok üzgünüm ama seni ayıltmam gerekiyor.

Sen bir yolcusun,
Netlik senin yolunu çizen tek araç.
Nedenden ziyade sonuca odaklanmalısın.
Nedenin hiçbir anlamı yok!
Sonuç yolunu ya aydınlatır ya da taşlar koyar.
Gölgeli insanlara ihtiyacın yok.
Dünü,bugünü, yarını ayırt edemeyen,
Ufacık insanlığı ile sana yol göstermeyi deneyenler olacaktır,
Sessizce uzaklaş...

Görüyorsun ya,
Bir sepet papatya toplaDIN
Kendine verdiğin  sözü unutMA
Kalbin kirlendikçe bir bir solacaklar...
Şimdi sepetin yarısı soldu,
Sessizce AĞLAYABİLİRSİN şimdi!
Her bir papatya yaprağı birgüne paralel.
Tek tek düştü.. tek tek bitti..
Kendinle yüzleşme zamanı geldi.
Sana kesilen faturaları ÖDETME zamanı.
Merak etme, kimsenin yaptığı kimsenin yanına kalmaz.
Şimdi söyle bana, vicdanın rahat mı?
Vicdanın rahat değilse, tam zamanı...
Üzülme, gururunu kıran her bir nesne önünde çırpınacak!
Affetmek senin görevin değil.
Yolunu kirletme!
Buğulu camlara ihtiyacın yok.
Kimseye peçete uzatma,
Bizim ki, bir beyin fonksiyonu bozukluğu.
Teşhise ihtiyaç kalmadı...
Hastalığı tetikleyen, nedenler!
Şimdi nedenleri bir bir silme zamanı.
Dedim ya Sonuç önemli.





8 Aralık 2017 Cuma

#YAMALI BİR UMUDA YOLCULUK#

Sorgusuz sualsiz , kimsesiz bir kimlik arayışı bu
Sözlerin yarım kaldığı, kelimelerin yamalı olduğu  kısa bir  filmdeyiz.
Şimdi Dünya; Çapraşık, yalın dizelerden ibaret
Elimde bir kadeh ile bekliyorum
Şimdi, En çok özgürleştiğim yere yolculuk yapmaya hazırım.
Bütün yürek kırgınlıklarımı, öfkelerimi bir bavula topladım.
Küçük umutlarımı, huzur çığlıklarımı ceplerime tıkıştırdım.
Yamalı pardesümü sırtıma aldım,
Yol uzun, elimde bir bavul ile yüklü ceplerle gidiyorum.
Önüm aydınlandı.. Yol sonunda ufak bir ışık görüyorum.
Şimdi, Kahvedeki telveye inandım.
Kimse bu inancı sarsamaz.
Şimdi yamalı bir umuda yolculuk hikayesi bu.

Bu deprem ki, bütün dünyamı salladı.
Döküldü her yere binbir parça puzzle.
Toparlamak çok uzun sürecek.
Kum fırtınası çıkması için dua ediyorum freja'ya...
Bir umut ya, bu dağınıklığın üstünü örter diyorum.
Her uyandığımda aynadaki yansıma; Dorian grey misali...
Aynadaki görüntü farklı; Gerçeği farklı...
Freja; ruhları bağımsız kıldığı günden bu yana,
Bedenim ayrı, ruhum ayrı dünyalara gitti.
Her geçen gün biraz daha ruhum, bedenimden azalıyor.
Bu dünya'dan kaçmak için ufalan bir tünel misali.
Yine kayboldu ışıklar,
Cebimde sakladığım mavi benekli çakmak ışığım oldu.
Görüyorsun ki, Aydınlık bir yol dilemek yetmiyor!
O yolun mimarı olmak gerekiyor.
Gözlerime küstüğüm günden bu yana,
Vicdanım bana rehber oldu.
Kulaklarımı tıkadığım günden bu yana,
Gölgeler yoluma yön verdi.
Şimdi, geriye saramam zamanı.
Ama geriye giden yollara pusu kurdum.
Geçmişten gelen her can kırığı için, kapanlarım var.
Ruhuma kurulan her bir kapan,
Şimdi vicdanınızın peşinde.
Ufaktan ufağa öğreteceğim size!
Bugün sessizliğe gömüleceğim.

Dünya yeni güne uyandığında ise,
Taş üstünde taş kalmayacak.
Bütün yerini bulduğunda ise,
Dünya arınmış olacak.
Sessiz gölgeler, ağız bulduğunda çıkıntılı taşlar toz olacaklar.
Korkma! her vicdanın bir sesi var.
Sadece ses tonları farklıdır.
Uzun zaman ses çıkaramayanlar paslananlardır.
Sesi çirkin gelir... çığlık gibidir.
Bazıları ise kanun gibidir.
Her bir teline dokunur...