Keskin soğuğa rağmen, etraf yangın yeri.
Bir ağıt almış, dünya'yı sallıyor.
Düşen düşene,
Kaldırabilene aşk olsun be yar!
Açılmış avuçlar, yakılmış mumlar, ağlıyor teller...
Her dilde dualar yükseliyor arşa.
Ellerim titriyor, dizlerim güçsüz,
Şaka gibi bir gün geldi,gidiyor, sürecek...
Ateşe attım tüm bedenimi,
Şimdi ne çıkabilirim, ne de başa sarabilirim.
Bir karanlık girdaptayım,
Ne bir veda edilebilir,
Ne bir merhaba denilebilir.
Bir çemberin iç açıları gibi bütün zaman dilimi
360 derceceye dön dur...
Korkmuyorum bu düz hesaptan.
Artık öğrendim ki,
Yapraklar zamanı geldiğinde dökülür,
Sonbahar,kış anlamsız...
Her suyun bir yol izleyişi var.
Akabildiğine akıyor.
Akamadığında göl, deniz, okyanus oluveriyor.
Sessizliğin verdiği bir kalp sancısı bu,
Konuşuldukça sancısı çözülebilecek belki,
Ama şimdi ne konuşacak, hayat da! Ne de dinleyecek, bir kulak var.
Hayat paralel bir oyun.
Gösterini oynadığın kadar, oynuyor... oynatıyorsun...
Oyunun şartları ağır olsa da,
Üç maymuna sığınan kukla çok.
Sessiz bir gölge geldi ve geçti
Hayat bu yerde sürünen silüet çok fazla.
Ancak duvarlara sürtünen izler çok nadir.
Bugün bir beden asfalta kazıdı kendini.
Yetkililer beyin loblarını asfalttan, spatulayla kazıdılar.
Oysaki herşey çılgın bir gri oyuncu kaynaklıydı .
Sislerin arasından geldiği gibi geri gitmişti.
Ancak bu hayattaki bütün ipleri de alıvermişti.
Şimdi ki alice tercih hakkı sunabilecekti.
İnim inim inleyen kara toprağa inat.
Bugün yağmur hiç susmadı, arsız bir orospu gibiydi.
Bulutlar, kefenini yırtan bir ölü gibiydi.
Güneş, işin piçliğini bulmuştu.
Bugün anladım ki, aptal olan sadece taşlardı.
Ya da aptala yatan...
Sanki bir hacıyatmaz sergisindeydim...
Bir büyük bir küçük....
27 Ekim 2017 Cuma
14 Ekim 2017 Cumartesi
#BUDİST RAHİBİNE MERHABA#
İçimi gördüğüm günden bu yana, bir satır yazamaz hale geldim.
Sanki bütün duygularım ölmüş gibi.
Saydam bir boşluğun içinde sallanıyor gibiyim.
Kendime hiç bu kadar yaklaşmamıştım...
Oysaki daha da uzaklaştım, kendi yüreğimden.
Sinirlenmiyorum artık,
Olur olmaz şeylere kızdığım günler geride kaldı.
Şimdilerde sadece olaylar karşısındaki tek tavrım; bakıyor buluyorum kendimi...
Bir kaçış hikayesiyle başlayan,
Bir dünya hikayesindeyiz şimdi.
Ne ben ekmeğimden vazgeçiyorum,
Ne de sen cennetinden.
Ben suyumu uzattım,
Sen yetinmedin, nehirler yarattın...
Bir üstünlük savaşı,
Şimdi ben de nirvan'aya vardım.
Söyler misin, hangi kademe kaldı?
Hiç dinmeyen bir gümbürtü bu!
Konuşmaktan hiç mi usanmazsın!
Onca gözyaşına rağmen, nasıl da nankörsün!
Dilinden her çıkan tılsım, sana zehir olarak dönmeli.
Onca fidan yetişti bu toprak da!
Ah söyler misin? şimdi neden heyelana kapıldılar!
Buna sebep sen misin?
Yüreğimi taşlarla doldurdum.
Her adım attığım diyara, bir taş koydum,
Her dönüşe bedava bir bilet hediyeli.
Ölümü kollayan ruhlar kapında kol gezdiğinde,
Nefes alamadığında, hatırla!
Nefes aldırmadığın o fidanları!
Dilimi dilsizlere emanet ettim,
Gözlerimi körlere emanet ettim,
Kalbimi hayatı çok sevenlere verdim.
Kulaklarımı duymak isteyenlere emanet ettim,
Düşlerimi çocuklara verdim.
Şimdi boşluğu dinleyen bir budist rahibi misali.
En çok kendime borç bildiğim, sessizliği verdim.
Her şeyin azı hatta en azı kafi bu dünya'da!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)