22 Temmuz 2017 Cumartesi

#PİLLİ DÜNYA#

Burası, Ölü doğan bebekler diyarı.
Pillerle yaşayanlar ülkesi...
Burası ruhlarını satan sefillerin dünyası!
Nefesi nefret kokarken, aşk heceleri söyleyen o...diyarı.
Korkunun azraille, kol kola gezdiği bir diyar.
Burası; Beylik cümlelerle, hayali tırmanışçıların diyarıdır .

Burası; Taşların, Demirlerin konuştuğu heceli bir oyun.
Laf ebeleri öldü!
Huzur kokan sokak, kusmuk kokuyor.
Yağmurla sulanan topraklarda,  toprak kokusu yok.
Her yer ceset kokusu.
Bu; Sessizlik yemini eden bir o.. oyunu.
Tıkırdayan topuklara inat, ses çıkarmadan yürümeye zorluyor kendini.

Hacıyatmazlar pusuda bekliyor.
Kim kimin içine sığdıysa, saklandı.
Ah be!
Gördün mü? Yine ben haklı çıktım.
Gökyüzü kızıllığa ilerlerken,
Seni köşe başındaki, kitapçılara satacağım.
Mumlar tükendikçe, seni mum kokan odalara dağıtacağım.
Her gece dinlenen plaklara sığdırdım seni.
Korkma, Her son bir başlangıç.
Bu, Her dünya için yeni bir başlangıçtı.

Toprakta biriken kurtların görevlerine saygı duy,
Tapanlar, tapınaklarda şimdi.
Sireneler, piyasada!
Resimler boy boy,
Korkma, ya varsın ya yoksun.
Sen demiştin unuttun mu!
Kısasa kısas be yavrum.

O büyüğündü.
Şimdi başka bir hayatta.
Ama ah o vicdan yok mu!
Gerçi vicdanın yok ki senin.
Ama her gece boğulacaksın, huzurlu kağıtlar üzerinde.
Biliyorum şimdi dediğime geliyorsun...
Ama ne fayda!
Ölenler çürüdü, kalanlar ruhunu sattı.
Satılan hiç bir malın dönüşü yoktur.
Satılan her mal, değerini kaybeder evladım!

Huzur kokan bahçeyi, mezarlık yaptın ya!
Seni affedecek bir Noel baba bile yok.
İnleyen ruhlar gününde, konuşamadıkların kadar boğulacaksın!
Her sustuğun gün için, yeniden var olacaksın.
Alev aldın gidiyorsun.
Sen ne bir Lilith, ne de bir Hades olamazsın.
Ama onca kirlettiğin ruhun, karanlığı olabilirsin.
Konuşmak istedikçe, yumrularla boğulacaksın!!!






18 Temmuz 2017 Salı

#ÖLÜ DOĞANLAR#

Şekilden şekle giren dumanlar gibisiniz
Bir bir düşürdüğünüz kuzgunlar yetmezmiş gibi...
Şimdi de laf cambazlığı yapıyorsunuz.
Aptallığın da bir P2'si var!
Ya oturur işlem yaparsın ya da s.... gidersin!

Sessizce işini görüp giden o... gibisiniz.
Avını bekleyen aslan kadar yürekli olmalı.
Adım adım çamura yürüyen, kaplumbağalar gibisiniz!
Gittiğiniz yolu göremeyecek kadar boşsunuz!
Eller ceplerde, gizlendi yine sözcükler.
Emin ol kimse senin kadar gururlu değil!
Utanma kimliğinden!
Sessizce topuklarında yürümekten vazgeç.
Sen bir tavus kuşu değilsin.
Anla, anla ki hayallerle günlerce uyuma!
Belli ki unuttun sonsuz araflarını!

Bir döngüydü seni sele kaptıran.
Sessiz bir iç çekişti, seni çamura atan,
Masum bir bekleyişti, ömürden ömür çalan.
Şimdi bir labirent,
Bir harita !
Sessiz bir yolcu...

Öte yandan; Akbabaları bekleyen cesetlerden bir farkın yok.
Bir bir ilerleyen sıralar seç şimdi.
Ya sana, ya bana!!!
Şimdi sessizlik, bir ölüm perisi kadar huzur kokuyor.
Uçurtma misali üstümüzde dönüp duruyor.
Çocuk misali, zannediyor ki oyun oynuyoruz.

Unutma ki denizde çırpınan hiçbir canlı,
Karaya sağ çıkamaz...
Arafa düşen bir peri,
Karanlığın çirkefliğinde boğulur.
Sessiz bir orkestra,
Gürültüsüyle, sağır eder adamı!
Şimdi dur ve dinle kendini.
Kapat kendini...

16 Temmuz 2017 Pazar

#KONUŞAN TANRI#

İçimde bir yangın var...
Etraf isli, dumanaltı her yer.
Biraz netlik olduğu an yeniden kıvılcımlar baş gösteriyor.
Serzenişler son bulmuyor.
Düzgün bir merdiven bulduğum an,
Yerini toz kırıntılarına bırakıyor.
Şu sıralar rüya içinde rüya yaşıyorum.

Kendimi kendimle bıraktığım günden beri, karanlık arttı.
Sessiz bir hayaletti oysa.
Şimdi her yeri kararttı.
Dünya olmaması gerektiği kadar karanlık.
Grimtıraklar yerini siyaha bıraktığı an, medusa dünya'yı terketti.

Kalmalı mı gitmeli mi venüs tanrıçası.
Poseidona inat, hades gerçek bir kahraman olmuştu.
Şimdi gerçekliğin kalitesinden kime ne!
Zaten bir kumaş parçası parası kadar değerin varken!
Özgürlüğüne küfür etme!
Tutsaklığın ne olduğunu bilmiyorsun bile.
Ağzı bağlı bir deli gibi,inlemekten vazgeç!
Aklı başında olma hayalleri kurma artık.

Sakın arkana bakma,
Şayet bakarsan sonsuz döngüye dönersin.
Poseidona inanma sakın.!
Ne demişti bumerang cadıları. Hatırla!!!
Sessiz ol.
Konuşursan taş olursun.
Şimdi tek gerçek sonsuz bir boşluk.
Kayıp ruhlara inat
Kendimi Lilithe adıyorum.
Adına değdiğim an kızıla çaldın toprağımı.
Şimdi susmalı ve sadece yalanları dinlemeli.
İnsancıklar kendini iyi hissetmeli.
Sadece dinle.
Unutma senide dinleyen olacak kızıllığa doğru!



14 Temmuz 2017 Cuma

#HIZLI ÇÜRÜYEN MEYVELER#

Bir buhran kasırgası daha,
Önünde, arkasında ne varsa alıp gidiyor yine
Mevsimsiz düşüyor yine yapraklar.
Meyveler olmadan çürüyor...
Toprak benliğini unuttu.
Aldığı her nesneyi, enerjiyi sündürür oldu.
Çok suya bulandı yine,
Sonu bu ya, Çamura bulandı şimdi arazi.

Gecikti hasat zamanı.
Zamanın içinde bile bir zamansızlık süzüyor.
Bire bin öğüt eder haldeyiz,
Balıklar suda boğuluyor artık.
İnsan toprağında nefes alamaz halde.
Ölüler mezarda çürüyemez oldu.

Şimdi evler toz bulutunda gizli,
Binalar gecede saklı,
Ağaçlar üzgün yatıyorlar, boylu boyunca.
Şimdi artık, su yatakları bomboş.
Hayvanlar bile çıplak,
Kanlı canlı deriler askılarda geziyor.
Beyinleri kanlı canlı yenenleri bile var...

Bir zombi dünya kasırgası bu.
Az beyin, çokça şiddet.
Yabanileşen bir hayat akımı bu!
Her şey insanın isteği ile varoluyor.
Sadece şiddete açılan bir özgürlük bu.
Köşesinde kitap okuyan, karanlık da
Sokak ortasında, deri yüzenler aydınlık da.

Şimdi gel de bana de ki;
Neden gecikti bu yaz?
Neden meyveler hızlı çürüyor?
Neden bu yıl çiçekler hızlı açtı?
Dünya bu, yansıması neyse o da onu veriyor!


8 Temmuz 2017 Cumartesi

#HUZUR KOKAN KAHVELER#

Hüzünlü bir kediyi hayatta tutmanın yolları nelerdir diye soruyordu kendine,
Elinde soğuttuğu kahvesiyle, volta atmaya devam ediyordu.
Bir sehpaya çıkıyor, bir koltuğa çıkıyordu...
Sığamıyordu yere göğe.
Ona baktıkça nefesi kesiliyordu.
İçini bir titreme alıyordu.
Huzur kokan ev, şimdi ekşimtıraktı..
Artık dolanan laflar, kararsız bakışlara alışmıştı .

Bir balkon hikayesiydi bu.
Sessizce süzülmüştü kanepeye,
Şimdi her yer, her eşya onundu.
Bir hayat poliçesi gibiydi.
Ama gerçek anlamlı bir poliçeden ziyade, ölüm andıydı!
İçten içe imha ediyordu.
Kimsecikler bunu görmüyordu,
Hoş kendisi de bunu göremiyordu!
Hayatı, rengarenk bir sanat tiyatrosuydu.
Kah gülüyor, kah ağlıyordu...
Bazen de sadece tavana bakıyordu.
En sevdiği şey, yukarıya bakmaktı.
İnsanlara bakmakta zorlanırdı.
Baktığında, kirlendiğini hissederdi.
Evine girdiği anda kapıda soyunurdu...
Lekeli kelimeleri üstünden atardı.
Üstüne yapışan hüzün hikayelerini, suyla silerdi.

Büyüdükçe yekleşmeyi seviyordu.
Bunu sevdikçe huzur kokuyordu kahveler...
Ancak hala soruya bir cevap bulamıyordu.
Sona geldiğinin farkındaydı,
Bir hayata, renk vermek sanıldığı kadar kolay değildi.
Bu gerçek anlamda çetin bir yoldu.
İlk gördüğü uçurtmanın süzülüşünü hatırladı...
O an idrak etti.
Kapıları ve pencereleri sonuna kadar açtı,
Onu bağlayan her şeyi, siyah bir poşete sığdırmıştı.
Şimdi nefes almalıydı.
İplerinden kurtulmuştu,
Artık sahneye ipsiz çıkabilirdi...
Kukla olmayı değiştirmek aptallıktı.
Kendinden vazgeçemezdi, kabulleniş en büyük erdemdi.
Sessizce oyununa başladı.
Artık ipleri yoktu.
Özgür bir kukla olmak huzur vericiydi.

Değiştiremeyeceğiniz şeylerle savaşmak aptallıktır.
Ancak şartları lehinize çevirebilirsiniz...

6 Temmuz 2017 Perşembe

#ÖLSEM DE UNUTMAM SENİ#

Sendeki sessizliğin hüzünlü öyküsü
Tamda bu nokta da yanımdan yürüyorsun.
Ama sen yetersizsin,
Cesur göründüğün su götürmez bir gerçek.
Ancak sen tanıdığım en korkak insancıksın.
Kimliklere büründüğünü görüyorum,
Korkularınla başa çıkman zor, farkındayım...
Korkma yalnız değilsin.
Yalınlığın ne olduğu hakkında en ufak bir fikrin yok çocuk.

Küstün değil mi yine!
Geceye inat, günlerce yatağa bağladın kendini.
Olmadı, bak olmuyor!
Görmüyor musun???
Ne bu çırpınış, sen kuş musun?
Aferin sana rol kesmeye devam et!
Belki bir gün insan sandığın insancıklar,  seni insan gibi görür.
Sessiz oturmak bir sanattır,
Sen gördüğüm en baba sanatsın breee!
Susmaktan öleceğimi bilsem, daha da bir söz söylemem!
Bende insanım ya hani, Sözcüklerin bittiği yerdeyim...
Nefes almaya geldim demiştin ya,
Beklenti ya bu, üşütür insanı!
Beklenti öldürür insanlığı.
Şimdi sus da, çak şu kibriti!
Ne sen masumsun, ne de onlar...
Sona doğru ilerliyor gibisin, cesurca!
Durma, yap artık.
Sona gelmenin de bir şerefi var.
Yıllar boyu süren şerefsizliğin unutulur belki de.
Kadınlığını, erkekliğini geriye bırakmaya koy sen,
İş işten geçti yine!
Bomboşsun ya işte.
Yine kendi kendine baka koy sen,
Koy bir kahve, söylenmeye devam et.
Söylenme sanatına bir düzenleme getirdin ya,
Ölsem de unutmam seni...

4 Temmuz 2017 Salı

&Sokak Hayvanları Projesi&


Gün geçtikçe çoğalan sokak hayvanları sayısı artıyor. Belediye olarak buna müdahale edilmelidir. Kısırlaştırılmalar yapılmalıdır. Sokak hayvanlarının düzenli bir bakımı yok, geçenlerde yolda tüyleri dökülmüş bir köpek gördüm. Çok acı çekiyordu. Ancak yapabileceğim bir şey yoktu. Şayet bir barınak olsaydı, eminim ki tüyleri o hale gelmeyecekti. En azından aşıları yapılmış olacaktı. 

Isparta da bir barınak açılması demek, hayvanları infaza yollayabileceğimiz bir yer olacağı anlamına gelmiyor. Aksine huzurevleri, yetimhaneler gibi sokak hayvanlarına bir yuva niteliği taşıyor. Güvenle yatabilecekleri bir evleri, yemek yiyebilecekleri bir tabakları, dışlanmayacakları bir bölgeleri olacağı anlamına geliyor.
Barınak olduğunu iddaa edenler var. Sevgili memeli türünden olan, aynı soyağacını paylaştığım vatandaşlar; Bu hayvanların infazını istemiyoruz! Onların bizden bir eksiği yok. Dünya’yı sadece kendimiz sanmakla aptallık ediyoruz. Dünya bütün canlı çeşitliliğini içinde barındırdığı sürece yaşanılabilir bir yer olacaktır. Bu çeşitliliği bozmaya başladık, Dünya’nın ayarlarıyla oynadık. Sonuçlarını hepimiz görüyoruz. Hala geç değil. En azından müdahale edebildiğimiz şeyleri değiştirebiliriz.

Öte yandan şuan da dışarıda sayıca fazla sokak hayvanı bulunmaktadır. Birçoğu yeni doğdu. Mahalle halkı, esnaf  kısaca içinde vicdan olan her canlı onların bakımını üstleniyor. Ancak konu bu kadar basit değil! Isparta büyük şehir olma yolundaysa, sokak hayvanlarına da sahip çıkmalıdır.

Bu yazıyı tam bitirmeye yüz tutmuşken, Duraklardaki billboardlar dikkatimi çekti. Belediye başkanımızın sokak hayvanları için büyük bir proje başlattığını gördüm. Bu projenin 3 İli kapsadığını; Antalya, Burdur ve Isparta’nın yanı sıra çevre illere de hitap edecek tarzda donanımlı, geniş bir barınak  ve hayvan hastanesi olma niteliği taşıyor. Ancak anladığım kadarıyla henüz tamamlanmamış. Şayet tamamlansaydı; Dışarıda hasta gezen, Sürü sürü dolaşan, sokak kenarlarında zehirlenen hayvanlar olmazdı diye düşünüyorum…
Lütfen sokak hayvanlarına sahip çıkalım!  En azından yuvaları tamamlanan kadar, gerekli aşılarının yapılmasını ve kısırlaştırma operasyonu yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yuvaları henüz bitmedi, ancak her geçen gün yeni yavrular Dünya’ya geliyor. Çoğu aşıları olmadığı için ölüyor ya da zehirleniyor. Belediyemizin bu konuda bir çalışma başlatmasını rica ederiz… Sayın  Belediye Başkanımız Yusuf Ziya Günayadın’a, Teşekkür ederiz.

DipNot:
Gazete yazılarımdan...