26 Ağustos 2018 Pazar

#KAYIP BİR KUM TANESİ#

Mevsimsiz bir dünya’ya yolculuğa çıktım. 
Her yer tek renkten ibaretti 
iklimsel olarak, bildiğimin dışında bir şeyler vardı. 
Sıcak değil, soğuk da diyemiyordum. 
İnsanlar bambaşkaydı 
gülümsemiyorlardı;  Aksi gibi ağlamıyorlar da
Yollar hep çakıl taşıydı 
Çiçek yoktu, ağaç Yoktu 
Zaten güneş de hep saklambaç oynuyordu.

Yanımda yürüyen insanları hissetmiyordum bile
Sanki nefes almıyor gibiydiler.
Ünlü bir yazarın da dediği gibi;
Bir insanı insan yapan duyguları değil miydi! 

Belki de bu da geçmişin sillesinden geçti 
Ve artık sadece sarı sayfalarda okuyacağız
İnsanlığın kalbine dokunan şeylerin varlığını unutacağız
Daha az ağlayacağız
Hiç gülmeyeceğiz
Zaten artık hiçbir şeye Şaşırmıyoruz 
Şaşırmaktan korku duyanlar var. 
Bir ağaca yaslanıp soluklanabiliyorsak; hala ümit var
Bir taşa oturup, ağlayabiliyorsak; ümit var
Ama şimdi bunları başka başka yollarla yapıyor insanlık
İNSAN Kelimesinden İNSANCIK kelimesine düştük
Kendi sefilliğimize perde çekmeyi adet edindik. 
Güçlü görünmek hobimiz oldu
Amma velakin içte biriktirmekten hissizleşti insan
Neden kusursuz olma hayali?
Kusur insanın kanında var
Neyin iç savaşı bu? 
Neyin çabası?
Kime , neyi, ne için kanıtlıyorsunuz?
Görmüyor musunuz sefilliğinizi!
Kendinize çıplak gözlerle bakmalısınız.
Şayet, birgün uyandığınızda geç olabilir.

Savaş kayıplar verir.
Savaş hiçbir zaman mutluluk getirmez.
Bir savaştan geriye kalan;
Hüzün, uykusuzluk, hissizliktir. 
Ölüm sessiz bir gölge gibi kol gezerken, 
Yanınızdakilerin değerini bilin.

Zaman kayıp bir kum tanesi gibi. 
Önemsiz gibi görünsede biriktikçe anlam kazanıyor.
Anlam kattıklarınızla dünya renklere bürünüyor
Mevsimler anlam kazanırken, 
Doğa insanın mutluluğuyla çoğalıyor. 
Hayat Bir Peri masalı gibidir 
Nasıl başladığınızın önemi Yok
Önemli olan olay örgüsündeki ince detaylardır 
Bu ince detaylar;  güzel gören gözler sayesinde,
Güzel sonuçlara vesile olur.
 
Hayat bir Peri masalı kadar,
Tatlı ve eğlenceli bir serüvendir. 
Takılıp düştüğünüz,
O taşa ağlamaktan vazgeçtiğinizde, uyanırsınız.
Gerçek şu ki, uyanışın bir yaşı yoktur.
Asıl mesele duygularınızı yeniliğe açmakta gizlidir.
İnsan her zaman öğrenebilen bir hayvandır. 
Gelişimin sonsuz yolunda, 
Emeklemeye devam ederiz. 
Sonuçta, Büyük bir beyin m3’ü hamallık İçin verilmedi
Duygular ve duyular zamanla yarışırlar. 
Doğayla birlikte ahenkli bir danstır hayat. 

20 Ağustos 2018 Pazartesi

#KAÇINILMAZ DÖNGÜYÜ KABULLENMEK#

Tanrıların kol gezdiği şu dünya'da insanın anlamı nedir ki!
Sessiz bir yakarış, sonsuz bir kucaklamayla eş değerdir.
İnsancığın tabiatında isyana yenik düşmek mevcut.
Bu da bizi lilith'in ihtiraslı kollarına bırakıyor.
Yürek avuntusunun bir çözüm yolu yok. 
Bir girdap misali, içine düştüğün an ait olman gereken yere gelene dek kayboluyorsun.
Dünya'nın tek bir gerçeklik algısı varken neden bu boş sorgulamalar!
Sonuçta herkesin sonu tek bir noktaya gelmiyor mu?
Bir bez parçası bütün bedeni sardığında bütün somut-soyut şeyler anlamını yitirmiyor mu?
Bu denli tutunulan, bu denli özlemi çekilen kurgusal metraj 1 saniyede son buluyor.
Her şeyin anlamını günden güne yitiriyor insancık.
Kronos ile yapılan anlaşmadan sonra,
Tüm duyguların zamanla eş değer çalışır hale geliyor.
Telaşın yerini, kaygının yerini, heyecanın yerini hafif bir rüzgara bırakıyor insan. 
Beklentilerin bir anlamının kalmadığı bir zaman diliminin ilk çeyreğindeyim.
Filozofluğu bırakalı çok oldu,

Ashriel'in ruhu bedenden alışını hissettiğinden bu yana, sonsuz bir sükunete girdi
Zaman zaman sessizce içinde bir yerde, dış kalabalığı izlerken yakalıyorsun onu
Kalbinde yanan öfkeyi söndüren bir su damlası iken, alevlendiren yine bir su damlası nasıl olabiliyor?
Acının tarifi yok, kalbin göğüs kafesine büyük geldiğinde
Boğazında bir yumru hissettiğinde, sadece acına eşlik edecek birini arıyor insan.
O sonsuz yolculuğuna çıkarken, dünya'nın durduğuna şahit oldum.
Ona eşlik eden yan odada yatan genç de vardı.
Aynı anda duran makine sesleri ve soluksuz kalan bedenler...
Ashriel'in eşliğinde öylece bırakıp gittiler herşeyi.
17 yaşındaki gencin yakınlarının feryatlarına sığınabildi.
Acılarını bastırmayı çocuk yaşta öğretmişlerdi.
Elleri titriyordu, gözleri yaşlıydı, dudakları titriyordu, dizleri isyan ediyordu ona.
İnatla direniyordu bedenine.
Gerçek olamayacak kadar saçmaydı bütün bu olanlar.
O kırmızı oda'dan bir doktorun gelip, iyi bir haber vermesini  inatla bekledi.
Ancak artan isyan seslerine yenik düşen bedeni donmuştu.
Kımıldamak mümkün değildi. 

Dolambaçlı yolların sonuna geleli çok olmuş belli ki.
Geri de kalan yolun sonuna kadar göründüğü,
Gidilecek yolun bütün engebeleri ve güzelliğinin göründüğü bir zaman gelip çatmış belli ki.
Her seferinde anlamaya çalışıp, 
Ancak hiç idrak edemediği saçmalıkların var olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek.
Beyin partiküllerinin beyaz bayrağı çekmesiyle ulaşılan zafer.
Kararlılık ifadesini teslimiyete bırakmak,
Hayattan alınabilecek bir şey olmadığını,
Şayet varsa da bu yolun erdemli bir hayattan geçtiği gerçeği,
Sizi iliklerinize kadar huzura erdiriyor.

Kronos ile birlikte değişim rüzgarına kapılmamak elde mi!
İlelebet aynı çarkın dişlisinde durmuyorsun.
Değişim kaçınılmaz olduğunda, kendi benliğinİ sorgulamak kaçınılmaz olur.
Mesele fırtınadan en az hasarla çıkmak.
Beyni resetlemeden, anıları ceplerinde biriktirmek.
Olay, birikilenlerle yaşamamak. Sadece, dünü unutmamak!
Sonuca odaklanmayı bırakmalı insancık.
Başlangıcın tadını tanımalı,
Tanımalı ki aradaki olay örgüsünün tadını alabilmeli.
Sonuca yaklaştıkça bir anlam algısına kapılmadan, 
Sisler arasında kendi ile kalabilmeli.