Bir yılı daha geride bırakmanın hüznü içindeyim.
Kendimi bir dut ağacına benzettiğim şu günlerde,
Bütün dallarım hüzünle kaplı.
Dallarımdaki bütün dut artıklarını silktim,
Sararmış yapraklarımı silktim,
Kırık dallarımı kopardım, attım.
Daha rahatlamış hissettim.
Dengesiz havaya inat,
Açmaktan usanmayan güneşe, hayranlığımı gizleyemem.
Kah kar yağıyor, kah yağmur ,
iki güne yerini yeniden başka mevsime bırakıyor.
Bir yaz, bir kış, bir sonbahar...
Hava bile karla karışık yağmur...
Tek ihtiyacım kahve kokan bir sokak,
Vicdanın ne olduğu bilen insanlar,
Samimi bir merhaba...
Şimdilerde sokak kedileri bile samimiyetsiz,
Aç olduklarında eteğinizden ayrılmıyorlar,
Doyduklarında arkalarına bile bakmıyorlar...
Etraf ruhları zedeli çocuklarla dolu,
Yetişkin ve çocukları ayırt etmek başlı başına bir mesele...
Yasak elma misali;
Bir kişi elma'yı yedi ,Günahı herkese dağıtıldı...
Her yıl bir bir ceplerimi boşaltıyorum,
Çıplak ayakla çakıl taşları üzerinde yürümenin şerefine nail oldum.
Canımı yakan her boşluğu, küçük mumlarla aydınlattım.
Artık karanlık odacıklar yok.
Her yer görece aydınlık,
Şimdi sonsuz bir görsel şölendeyim.
Önüm, arkam, sağım, solum dörde ayrılmış gibiyim.
Görüngülerle başım dertte olsa da,
Mısırımı aldım ve sizleri izliyorum.
Bir yılı geride bırakmanın verdiği rakamsal rahatlama dışında,
Ruhumda da değişimler yarattınız.
Artık merhameti freja'dan dilemeniz gerekiyor.
Her masalın bir gizemi vardır,
Her daim insanların içindeki yaraları gören bir cadının hikayesiydi bu,
En kötü insana bile acırdı,
Ve birgün kötünün kalbindeki acıyı gördü,
Hiç sorgulamadan yarayı sardı...
Kötüden geriye kötülük kaldı,
Artık acıda olmadığına göre, duygu da kalmamıştı.
Kötü ocak da duran ateşe baktı,
Hiç tereddüt etmeden, cadıyı ateşe attı...
31 Aralık 2017 Pazar
18 Aralık 2017 Pazartesi
#Sessiz Gemiler Geçip Gidiyor#
Sessiz bir soluk da çektim içime ölümü
Dinledim, inledikçe sessizleşen iniltileri dinledim..
Anladım ki, yükselen her nesnenin sağlam bir düşüşü var
Her sessizlik oyununda galip gelen oyunculara inat,
Yüreğim temiz, rol yapmadan yürüdüm o ipte.
Bana büyüklerim; Arkama bakmadan yürümeyi öğretti.
Yıllar sonra göz ucuyla bile bakmaya tenezzül etmedim.
Soluksuz kaldıkça kendime hatırlattığım anılarım dışında....
Her şey olduğu gibi,
Sonuçta zaman bir su misali,
Aktıkça yolunu bulur derdi büyüğüm,
Ah be! Bulur mu dersin dedeciğim?
Dünya'ya karşıyım sanki,
Nefes alınmaz olduğunda dua'ya başlarmış eski şamanlar,
Bizler gerisin geri yol çiziyoruz SANKİ..
Kalp bu ya, Çarptıkça yaşıyorsun derdin.
Yaşıyor muyuz dersin?
Sessiz gemiler geçip gidiyor,
Sadece izliyor buluyorum kendimi,
Nefes alamadığım zamanlara inat,
İsyanlarım nefes aldığım zamanlara...
Zaman bir kum misali,
Bugün kum saatinden düşen her kum zerresine tapasım var.
Hayatıma giren her toz zerreciğine bile minnettarım...
Kızdığım her yaprağa inat,
Toprağa düştüğü an, gözlerini kapatan o yaprağa sığınabilirim...
Biliyorum ki nefret en kutsal duygudur.
Bu yüzden sessizliğimi korudum.,
Ancak anlıyorum ki sessiz kalmamalıymış Hades,
Çığlığa inat, eylemsel bir harekete yönelmek en anlamlısı olurmuş.
Merhametin gölgesinde kalan her hareket yok sayılmaya mahkumdur.
Ama bugün öğrendin ki, merhamet karanlık da kalsa da sana nefes aldıran tek şey...
Dinledim, inledikçe sessizleşen iniltileri dinledim..
Anladım ki, yükselen her nesnenin sağlam bir düşüşü var
Her sessizlik oyununda galip gelen oyunculara inat,
Yüreğim temiz, rol yapmadan yürüdüm o ipte.
Bana büyüklerim; Arkama bakmadan yürümeyi öğretti.
Yıllar sonra göz ucuyla bile bakmaya tenezzül etmedim.
Soluksuz kaldıkça kendime hatırlattığım anılarım dışında....
Her şey olduğu gibi,
Sonuçta zaman bir su misali,
Aktıkça yolunu bulur derdi büyüğüm,
Ah be! Bulur mu dersin dedeciğim?
Dünya'ya karşıyım sanki,
Nefes alınmaz olduğunda dua'ya başlarmış eski şamanlar,
Bizler gerisin geri yol çiziyoruz SANKİ..
Kalp bu ya, Çarptıkça yaşıyorsun derdin.
Yaşıyor muyuz dersin?
Sessiz gemiler geçip gidiyor,
Sadece izliyor buluyorum kendimi,
Nefes alamadığım zamanlara inat,
İsyanlarım nefes aldığım zamanlara...
Zaman bir kum misali,
Bugün kum saatinden düşen her kum zerresine tapasım var.
Hayatıma giren her toz zerreciğine bile minnettarım...
Kızdığım her yaprağa inat,
Toprağa düştüğü an, gözlerini kapatan o yaprağa sığınabilirim...
Biliyorum ki nefret en kutsal duygudur.
Bu yüzden sessizliğimi korudum.,
Ancak anlıyorum ki sessiz kalmamalıymış Hades,
Çığlığa inat, eylemsel bir harekete yönelmek en anlamlısı olurmuş.
Merhametin gölgesinde kalan her hareket yok sayılmaya mahkumdur.
Ama bugün öğrendin ki, merhamet karanlık da kalsa da sana nefes aldıran tek şey...
16 Aralık 2017 Cumartesi
#HER UZATTIĞIN PAPATYA ÖLMEYE MAHKUM#
Sessiz bir çığlık dudaklarımı aralıyor,
Ama sesim çıkmıyor...
Gece oldu yine, yine bana eziyet.
Hiç karanlığın olmadığı bir dünya istiyorum.
Gölgelerin kendini gizleyemediği,
Bir su yardımıyla büyümeyi bırakalı çok oldu.
Güneşe ihtiyaç duymana rağmen,
Karanlık ile kolkola gezmenden bıktım.
Küçülmedin mi yaptıklarından,
Ben insanlık adına utandım.
Ama sustum...
Bir avuç suda boğulmak nasıl?
Bir sokak arasında kaybolmak?
Dünya'yı bir kasaba olarak görmek?
Anlat bana, anlat ki seni çözümleyebileyim.
Yoksa sen düştükçe, basmaya devam edecekler!
Ve ben, seni anlayamadığım için engel olmayacağım.
Gözlerin bir uçurum,
Kendine bakarken ne görüyorsun?
Küçükte olsa bir duygu kırıntısı var mı?
Merak ediyorum da nefret duygun var mı?
Sevgi kalmadığını çok iyi biliyorum!
Peki ya kindar mısın?
Zannetmiyorum....
Çok üzgünüm, bu boşlukların dolmayacağı için.
Çok üzgünüm, ama her uzattığın papatya ölmeye mahkum.
Çünkü insanlar senin gibi değil.
Onlar hep alırlar, sen hep verirsin.
Sen sevmeyi bilmeden, sevgiyi öğretirsin;
Onlar seni sevmezler, onlar eşyaları sevmeye başlarlar.
Sen yapılan her bir eylemi objektif değerlendirirken,
Onlar şahsına zarar vererek, kendi hatalarının faturasını da sana ödetirler.
Çok üzgünüm ama seni ayıltmam gerekiyor.
Sen bir yolcusun,
Netlik senin yolunu çizen tek araç.
Nedenden ziyade sonuca odaklanmalısın.
Nedenin hiçbir anlamı yok!
Sonuç yolunu ya aydınlatır ya da taşlar koyar.
Gölgeli insanlara ihtiyacın yok.
Dünü,bugünü, yarını ayırt edemeyen,
Ufacık insanlığı ile sana yol göstermeyi deneyenler olacaktır,
Sessizce uzaklaş...
Görüyorsun ya,
Bir sepet papatya toplaDIN
Kendine verdiğin sözü unutMA
Kalbin kirlendikçe bir bir solacaklar...
Şimdi sepetin yarısı soldu,
Sessizce AĞLAYABİLİRSİN şimdi!
Her bir papatya yaprağı birgüne paralel.
Tek tek düştü.. tek tek bitti..
Kendinle yüzleşme zamanı geldi.
Sana kesilen faturaları ÖDETME zamanı.
Merak etme, kimsenin yaptığı kimsenin yanına kalmaz.
Şimdi söyle bana, vicdanın rahat mı?
Vicdanın rahat değilse, tam zamanı...
Üzülme, gururunu kıran her bir nesne önünde çırpınacak!
Affetmek senin görevin değil.
Yolunu kirletme!
Buğulu camlara ihtiyacın yok.
Kimseye peçete uzatma,
Bizim ki, bir beyin fonksiyonu bozukluğu.
Teşhise ihtiyaç kalmadı...
Hastalığı tetikleyen, nedenler!
Şimdi nedenleri bir bir silme zamanı.
Dedim ya Sonuç önemli.
Ama sesim çıkmıyor...
Gece oldu yine, yine bana eziyet.
Hiç karanlığın olmadığı bir dünya istiyorum.
Gölgelerin kendini gizleyemediği,
Bir su yardımıyla büyümeyi bırakalı çok oldu.
Güneşe ihtiyaç duymana rağmen,
Karanlık ile kolkola gezmenden bıktım.
Küçülmedin mi yaptıklarından,
Ben insanlık adına utandım.
Ama sustum...
Bir avuç suda boğulmak nasıl?
Bir sokak arasında kaybolmak?
Dünya'yı bir kasaba olarak görmek?
Anlat bana, anlat ki seni çözümleyebileyim.
Yoksa sen düştükçe, basmaya devam edecekler!
Ve ben, seni anlayamadığım için engel olmayacağım.
Gözlerin bir uçurum,
Kendine bakarken ne görüyorsun?
Küçükte olsa bir duygu kırıntısı var mı?
Merak ediyorum da nefret duygun var mı?
Sevgi kalmadığını çok iyi biliyorum!
Peki ya kindar mısın?
Zannetmiyorum....
Çok üzgünüm, bu boşlukların dolmayacağı için.
Çok üzgünüm, ama her uzattığın papatya ölmeye mahkum.
Çünkü insanlar senin gibi değil.
Onlar hep alırlar, sen hep verirsin.
Sen sevmeyi bilmeden, sevgiyi öğretirsin;
Onlar seni sevmezler, onlar eşyaları sevmeye başlarlar.
Sen yapılan her bir eylemi objektif değerlendirirken,
Onlar şahsına zarar vererek, kendi hatalarının faturasını da sana ödetirler.
Çok üzgünüm ama seni ayıltmam gerekiyor.
Sen bir yolcusun,
Netlik senin yolunu çizen tek araç.
Nedenden ziyade sonuca odaklanmalısın.
Nedenin hiçbir anlamı yok!
Sonuç yolunu ya aydınlatır ya da taşlar koyar.
Gölgeli insanlara ihtiyacın yok.
Dünü,bugünü, yarını ayırt edemeyen,
Ufacık insanlığı ile sana yol göstermeyi deneyenler olacaktır,
Sessizce uzaklaş...
Görüyorsun ya,
Bir sepet papatya toplaDIN
Kendine verdiğin sözü unutMA
Kalbin kirlendikçe bir bir solacaklar...
Şimdi sepetin yarısı soldu,
Sessizce AĞLAYABİLİRSİN şimdi!
Her bir papatya yaprağı birgüne paralel.
Tek tek düştü.. tek tek bitti..
Kendinle yüzleşme zamanı geldi.
Sana kesilen faturaları ÖDETME zamanı.
Merak etme, kimsenin yaptığı kimsenin yanına kalmaz.
Şimdi söyle bana, vicdanın rahat mı?
Vicdanın rahat değilse, tam zamanı...
Üzülme, gururunu kıran her bir nesne önünde çırpınacak!
Affetmek senin görevin değil.
Yolunu kirletme!
Buğulu camlara ihtiyacın yok.
Kimseye peçete uzatma,
Bizim ki, bir beyin fonksiyonu bozukluğu.
Teşhise ihtiyaç kalmadı...
Hastalığı tetikleyen, nedenler!
Şimdi nedenleri bir bir silme zamanı.
Dedim ya Sonuç önemli.
8 Aralık 2017 Cuma
#YAMALI BİR UMUDA YOLCULUK#
Sorgusuz sualsiz , kimsesiz bir kimlik arayışı bu
Sözlerin yarım kaldığı, kelimelerin yamalı olduğu kısa bir filmdeyiz.
Şimdi Dünya; Çapraşık, yalın dizelerden ibaret
Elimde bir kadeh ile bekliyorum
Şimdi, En çok özgürleştiğim yere yolculuk yapmaya hazırım.
Bütün yürek kırgınlıklarımı, öfkelerimi bir bavula topladım.
Küçük umutlarımı, huzur çığlıklarımı ceplerime tıkıştırdım.
Yamalı pardesümü sırtıma aldım,
Yol uzun, elimde bir bavul ile yüklü ceplerle gidiyorum.
Önüm aydınlandı.. Yol sonunda ufak bir ışık görüyorum.
Şimdi, Kahvedeki telveye inandım.
Kimse bu inancı sarsamaz.
Şimdi yamalı bir umuda yolculuk hikayesi bu.
Bu deprem ki, bütün dünyamı salladı.
Döküldü her yere binbir parça puzzle.
Toparlamak çok uzun sürecek.
Kum fırtınası çıkması için dua ediyorum freja'ya...
Bir umut ya, bu dağınıklığın üstünü örter diyorum.
Her uyandığımda aynadaki yansıma; Dorian grey misali...
Aynadaki görüntü farklı; Gerçeği farklı...
Freja; ruhları bağımsız kıldığı günden bu yana,
Bedenim ayrı, ruhum ayrı dünyalara gitti.
Her geçen gün biraz daha ruhum, bedenimden azalıyor.
Bu dünya'dan kaçmak için ufalan bir tünel misali.
Yine kayboldu ışıklar,
Cebimde sakladığım mavi benekli çakmak ışığım oldu.
Görüyorsun ki, Aydınlık bir yol dilemek yetmiyor!
O yolun mimarı olmak gerekiyor.
Gözlerime küstüğüm günden bu yana,
Vicdanım bana rehber oldu.
Kulaklarımı tıkadığım günden bu yana,
Gölgeler yoluma yön verdi.
Şimdi, geriye saramam zamanı.
Ama geriye giden yollara pusu kurdum.
Geçmişten gelen her can kırığı için, kapanlarım var.
Ruhuma kurulan her bir kapan,
Şimdi vicdanınızın peşinde.
Ufaktan ufağa öğreteceğim size!
Bugün sessizliğe gömüleceğim.
Dünya yeni güne uyandığında ise,
Taş üstünde taş kalmayacak.
Bütün yerini bulduğunda ise,
Dünya arınmış olacak.
Sessiz gölgeler, ağız bulduğunda çıkıntılı taşlar toz olacaklar.
Korkma! her vicdanın bir sesi var.
Sadece ses tonları farklıdır.
Uzun zaman ses çıkaramayanlar paslananlardır.
Sesi çirkin gelir... çığlık gibidir.
Bazıları ise kanun gibidir.
Her bir teline dokunur...
Sözlerin yarım kaldığı, kelimelerin yamalı olduğu kısa bir filmdeyiz.
Şimdi Dünya; Çapraşık, yalın dizelerden ibaret
Elimde bir kadeh ile bekliyorum
Şimdi, En çok özgürleştiğim yere yolculuk yapmaya hazırım.
Bütün yürek kırgınlıklarımı, öfkelerimi bir bavula topladım.
Küçük umutlarımı, huzur çığlıklarımı ceplerime tıkıştırdım.
Yamalı pardesümü sırtıma aldım,
Yol uzun, elimde bir bavul ile yüklü ceplerle gidiyorum.
Önüm aydınlandı.. Yol sonunda ufak bir ışık görüyorum.
Şimdi, Kahvedeki telveye inandım.
Kimse bu inancı sarsamaz.
Şimdi yamalı bir umuda yolculuk hikayesi bu.
Bu deprem ki, bütün dünyamı salladı.
Döküldü her yere binbir parça puzzle.
Toparlamak çok uzun sürecek.
Kum fırtınası çıkması için dua ediyorum freja'ya...
Bir umut ya, bu dağınıklığın üstünü örter diyorum.
Her uyandığımda aynadaki yansıma; Dorian grey misali...
Aynadaki görüntü farklı; Gerçeği farklı...
Freja; ruhları bağımsız kıldığı günden bu yana,
Bedenim ayrı, ruhum ayrı dünyalara gitti.
Her geçen gün biraz daha ruhum, bedenimden azalıyor.
Bu dünya'dan kaçmak için ufalan bir tünel misali.
Yine kayboldu ışıklar,
Cebimde sakladığım mavi benekli çakmak ışığım oldu.
Görüyorsun ki, Aydınlık bir yol dilemek yetmiyor!
O yolun mimarı olmak gerekiyor.
Gözlerime küstüğüm günden bu yana,
Vicdanım bana rehber oldu.
Kulaklarımı tıkadığım günden bu yana,
Gölgeler yoluma yön verdi.
Şimdi, geriye saramam zamanı.
Ama geriye giden yollara pusu kurdum.
Geçmişten gelen her can kırığı için, kapanlarım var.
Ruhuma kurulan her bir kapan,
Şimdi vicdanınızın peşinde.
Ufaktan ufağa öğreteceğim size!
Bugün sessizliğe gömüleceğim.
Dünya yeni güne uyandığında ise,
Taş üstünde taş kalmayacak.
Bütün yerini bulduğunda ise,
Dünya arınmış olacak.
Sessiz gölgeler, ağız bulduğunda çıkıntılı taşlar toz olacaklar.
Korkma! her vicdanın bir sesi var.
Sadece ses tonları farklıdır.
Uzun zaman ses çıkaramayanlar paslananlardır.
Sesi çirkin gelir... çığlık gibidir.
Bazıları ise kanun gibidir.
Her bir teline dokunur...
22 Kasım 2017 Çarşamba
#Elimin Tersi ile İttim Bugünü#
Sessizlik yemini ediyorum, ama inançsız bir insanın istikrarı kaç gün sürebilir.
Grimtırak bir akşam ile verilen her söz lafta kalır derler..
Seni seçtim kurşun asker,
Bir adım öne ilerle, uyum sağla.
Sonu olmayan bir oyun bu, ne sonu öngörülebilir ne de başı...
Sessizliğini koru, ve oynamaya devam et.
Belki, belki birgün sıra sana gelir...
Korkak, kirli bir el gördüm,
Her telden çalıyor, her gemide kürek çekmiş belli ki
Kimseyi suçlamak değil niyetim, amma velakin bir vicdan meselesidir aldı götürdü beni
Bir vicdan sesi duymayınca dinlemek anlamsız geliyor.
Bazen öyle ki, o gözler bülbül misali şakıyor...
Teşekkür ediyorum hayatımdaki her zerre toz kırıntısına...
Onlar olmadan pisliği çamurla ayırt edemezdim..
Şimdi yavaş yavaş idrak ediyorum ey lusifer,
Kainatın en nadide varlığı balık imiş...
Yeri geldiğinde hatırlamalı, yeri geldiğinde unutabilmeli imiş.
Ben bir masal perisi ya da bir masal cini hiç olamadım.
Ortalarda olmak bana göre değil..
Ya olmalı ya olmamalı...
Ancak insanlık hikayelerinde her daim bir olasılık hikayesi öngörülüyor.
Korkarım ki kullanılmayan uzuvlar, nesneler köreliyor,
Beyin en temelinde tabi ki, ancak o var ki en üstünü; rüyalar!!!
Hayaller çocuklarda yok olmuş,
Ah be !!!
Küçük ya onlar, neden bunu yaptınız?
Bu minik insanlar şimdi yaradan dan ne isteyebilecek?
Amaçsız bir yemek mi? amaçsız bir iş mi?
Yapmayın be ne olur!
Bugün kalbim sıkıştı... Daha 21 yaşlarında güzeller güzeli bir kız. Aile ya da toplum baskısı kaynaklı psikolojik bipolar bozukluk. Kalp alışkın ya bir ileri bir geri atmaya. Bu meleğin toplumsal tedirginliğini hissettiğim her an kalbim sıkışıyor. Nefes almakta zorlanıyorum. Babası da destek çıkıyor gibi, Amma velakin yine de bir hedef koymuş ki tek ilerlemek zorunda...
Bir azim ki gördüğüm, onu her gördüğüm de; Evet.! bu gün de bir adım cehennem geride kaldı dediğim.
Loki şahidim ki, gün be gün ilerliyorum kendi çarkımda... Sildim, süpürdüm cinliği, fitneyi, festlığı... Huzurla dolu bir gelecek sunacağım sizlere; lokinin dürüst çocukları.
İnancın yarısı soyuttur. Ama kalanı ise somuttur. Bunu gösterdiğim her evladım, kara kuyunun dibine inecektir. Sonsuz bir kudret sunduk sizlere. Ölümün perdesi kalkıyor sizlere, Görmeyi öğrenin artık!
Gölgeli bir güne veda etme zamanı, Elimin tersi ile ittim bugün, dünden geleni. Korktum kendimde. Ama anladım ki acının gelmesi, tatlıya merhaba demenin bir yoludur.
Grimtırak bir akşam ile verilen her söz lafta kalır derler..
Seni seçtim kurşun asker,
Bir adım öne ilerle, uyum sağla.
Sonu olmayan bir oyun bu, ne sonu öngörülebilir ne de başı...
Sessizliğini koru, ve oynamaya devam et.
Belki, belki birgün sıra sana gelir...
Korkak, kirli bir el gördüm,
Her telden çalıyor, her gemide kürek çekmiş belli ki
Kimseyi suçlamak değil niyetim, amma velakin bir vicdan meselesidir aldı götürdü beni
Bir vicdan sesi duymayınca dinlemek anlamsız geliyor.
Bazen öyle ki, o gözler bülbül misali şakıyor...
Teşekkür ediyorum hayatımdaki her zerre toz kırıntısına...
Onlar olmadan pisliği çamurla ayırt edemezdim..
Şimdi yavaş yavaş idrak ediyorum ey lusifer,
Kainatın en nadide varlığı balık imiş...
Yeri geldiğinde hatırlamalı, yeri geldiğinde unutabilmeli imiş.
Ben bir masal perisi ya da bir masal cini hiç olamadım.
Ortalarda olmak bana göre değil..
Ya olmalı ya olmamalı...
Ancak insanlık hikayelerinde her daim bir olasılık hikayesi öngörülüyor.
Korkarım ki kullanılmayan uzuvlar, nesneler köreliyor,
Beyin en temelinde tabi ki, ancak o var ki en üstünü; rüyalar!!!
Hayaller çocuklarda yok olmuş,
Ah be !!!
Küçük ya onlar, neden bunu yaptınız?
Bu minik insanlar şimdi yaradan dan ne isteyebilecek?
Amaçsız bir yemek mi? amaçsız bir iş mi?
Yapmayın be ne olur!
Bugün kalbim sıkıştı... Daha 21 yaşlarında güzeller güzeli bir kız. Aile ya da toplum baskısı kaynaklı psikolojik bipolar bozukluk. Kalp alışkın ya bir ileri bir geri atmaya. Bu meleğin toplumsal tedirginliğini hissettiğim her an kalbim sıkışıyor. Nefes almakta zorlanıyorum. Babası da destek çıkıyor gibi, Amma velakin yine de bir hedef koymuş ki tek ilerlemek zorunda...
Bir azim ki gördüğüm, onu her gördüğüm de; Evet.! bu gün de bir adım cehennem geride kaldı dediğim.
Loki şahidim ki, gün be gün ilerliyorum kendi çarkımda... Sildim, süpürdüm cinliği, fitneyi, festlığı... Huzurla dolu bir gelecek sunacağım sizlere; lokinin dürüst çocukları.
İnancın yarısı soyuttur. Ama kalanı ise somuttur. Bunu gösterdiğim her evladım, kara kuyunun dibine inecektir. Sonsuz bir kudret sunduk sizlere. Ölümün perdesi kalkıyor sizlere, Görmeyi öğrenin artık!
Gölgeli bir güne veda etme zamanı, Elimin tersi ile ittim bugün, dünden geleni. Korktum kendimde. Ama anladım ki acının gelmesi, tatlıya merhaba demenin bir yoludur.
18 Kasım 2017 Cumartesi
#Dünden Geriye Kalan Bir Rüya#
Sessiz sulara gömüldük
Kavgaya yer vermeyen bir sessizlikle başa çıkmak mümkün mü?
Korkarım değil, sancılı birgündeyim.
Peşi sıra gelen mucizeler ardına gelen büyük karabasan!
Davet edilmeyen misafirlerden hiç hoşlanmadım oldum olası,
Dünya'yı gölgede bırakan bir evrendeyim sanki.
Ne ben buraya aidim, ne de dünya gerçek.
Kaygı dolu insanlar, Koşuşan fareler, Mırıldayan kediler...
Etraf çok kalabalık, nefes aldırmıyorlar.
Duyguların yerini madde varlığı almış iken,
Hayati fonksiyon sadece nefes almaktan ibaret olmuş durumda.
Tek gerçek ilerleyen zaman,
Titrek akrep ve yelkovan...
Birbirinden kaçak yaşayan evrenler bütünü
Çizgi çizgi yollar görüyorum.
Sağa giden de, sola giden de yol sonunda aynı noktaya varıyorlar.
Zorluk ,kolaylık göreceli kavramlardan ibaret!
Ancak soluk soluğa koşarak o yol sonuna gelmek ile
Dingince yürüyerek o yol sonuna da gelmek mümkün,
Acele etmeden,geçtiğimiz yolun her taşını ezberlemek lazım.
Dünden geriye kalan bir rüya,
Korkarak izliyorum ki, titreyen bir ağaç dünya'nın merkezinde
Ne yapacağını bilmeden, sadece bekliyor.
Kaygılı, hüzünlü, sancılı bir bekleyişle onu kavuran güneşin batmasını diliyor.
Gece ise yalnızlıktan, sabahın olmasını ve güneşin doğmasını diliyor.
Bir cehennem havası hakim dünya'ya
Bir cehalet serüveni ile başa çıkıyor arsız kahramanım!
Sağdan soldan gelen bir kurt sürüsü görüyorum,
Önüm arkam uçurum,
Toprak çekecek mi sonsuz boşluğuna,
Bir yarasanın kanadına sığındım bugece.
Hüznün, hayal kırıklığının,kızgınlığın ne olduğunu bilmeyenler ülkesi burası.
Beni buraya gömmelisiniz.
Ah sonsuzluğun asil meleği,
Ruhumu taşıdım buraya,
Beni buradan alma ne olur!
Ömrümce hissedemediğim aitlik duygusunu şu anda hissediyorum.
Artık ölebilirim...
Unuttun mu, herkes tercihleri kadar yaşar.
Şimdi tercih zamanı, buldum kayıp diyarı.
Hapsetme artık beni bana,
Kollarım da , bacaklarım da bana ihanet etti...
Şimdi sende yapma bunu...
Kanatlarımı kırmadan, rüzgara yön verme zamanı,
Karanlık basmadan, fırtına çıkmadan, gölgeler uyanmadan...
Fısılda rüzgara ey freyja,
Şimdi sonsuzluğa karışma zamanı
Bir huzur kumu sardı çölleri.
Sular kaynıyor, görüyorsun ya herkes heyecanlı.
Aidiyet duygusu coşturuyor canları.
Kavgaya yer vermeyen bir sessizlikle başa çıkmak mümkün mü?
Korkarım değil, sancılı birgündeyim.
Peşi sıra gelen mucizeler ardına gelen büyük karabasan!
Davet edilmeyen misafirlerden hiç hoşlanmadım oldum olası,
Dünya'yı gölgede bırakan bir evrendeyim sanki.
Ne ben buraya aidim, ne de dünya gerçek.
Kaygı dolu insanlar, Koşuşan fareler, Mırıldayan kediler...
Etraf çok kalabalık, nefes aldırmıyorlar.
Duyguların yerini madde varlığı almış iken,
Hayati fonksiyon sadece nefes almaktan ibaret olmuş durumda.
Tek gerçek ilerleyen zaman,
Titrek akrep ve yelkovan...
Birbirinden kaçak yaşayan evrenler bütünü
Çizgi çizgi yollar görüyorum.
Sağa giden de, sola giden de yol sonunda aynı noktaya varıyorlar.
Zorluk ,kolaylık göreceli kavramlardan ibaret!
Ancak soluk soluğa koşarak o yol sonuna gelmek ile
Dingince yürüyerek o yol sonuna da gelmek mümkün,
Acele etmeden,geçtiğimiz yolun her taşını ezberlemek lazım.
Dünden geriye kalan bir rüya,
Korkarak izliyorum ki, titreyen bir ağaç dünya'nın merkezinde
Ne yapacağını bilmeden, sadece bekliyor.
Kaygılı, hüzünlü, sancılı bir bekleyişle onu kavuran güneşin batmasını diliyor.
Gece ise yalnızlıktan, sabahın olmasını ve güneşin doğmasını diliyor.
Bir cehennem havası hakim dünya'ya
Bir cehalet serüveni ile başa çıkıyor arsız kahramanım!
Sağdan soldan gelen bir kurt sürüsü görüyorum,
Önüm arkam uçurum,
Toprak çekecek mi sonsuz boşluğuna,
Bir yarasanın kanadına sığındım bugece.
Hüznün, hayal kırıklığının,kızgınlığın ne olduğunu bilmeyenler ülkesi burası.
Beni buraya gömmelisiniz.
Ah sonsuzluğun asil meleği,
Ruhumu taşıdım buraya,
Beni buradan alma ne olur!
Ömrümce hissedemediğim aitlik duygusunu şu anda hissediyorum.
Artık ölebilirim...
Unuttun mu, herkes tercihleri kadar yaşar.
Şimdi tercih zamanı, buldum kayıp diyarı.
Hapsetme artık beni bana,
Kollarım da , bacaklarım da bana ihanet etti...
Şimdi sende yapma bunu...
Kanatlarımı kırmadan, rüzgara yön verme zamanı,
Karanlık basmadan, fırtına çıkmadan, gölgeler uyanmadan...
Fısılda rüzgara ey freyja,
Şimdi sonsuzluğa karışma zamanı
Bir huzur kumu sardı çölleri.
Sular kaynıyor, görüyorsun ya herkes heyecanlı.
Aidiyet duygusu coşturuyor canları.
12 Kasım 2017 Pazar
#Sarhoşluğumuzun En Nadide Zamanlarındayız#
Hoenir yemin etti Şimdi ise konuşmaya korkuyor...
Her ağzını açtığında, Dudakları alev alıyor.
Korkarım bu şekilde kendi kendini ölüme sürükleyecek...
Şimdilik en iyi dediğimiz bir tercih hakkımız yok,
Ancak loki bizi kendine çekti...
Thor korktu, gözleri kapalıydı...
Çektiğimiz acıları görmek istemediğini söyledi.
Sonsuza dek lanetliyoruz thor'u...
Kendimize söz verdik; Düşen her cam kırığımıza, bir derin yara armağan edeceğiz.
Biriktirdik içimizde, pandora'nın kutusu yanıbaşımızda...
Açıldığı an lanetlenecek dünya, alev alacak nesneler var.
Bekliyoruz Medusa'yı, karanlık çöktüğünde uyanacaklar...
Biliyoruz ki toplayacaksın ne varsa, ne yoksa...
Düzeni sağlamayı denedik, ama bazen kuş olmak için kanat yetmiyor!
Thor! Hatırlıyor musun ?
Gökyüzü ağlıyordu, büyük deprem olduğunda...
Şimdi kapıda bekliyor Norn, kaderimizi yazdığını iddaa ediyor!
Nasıl bir hayal kırıklığısın sen! sen ki hala skirnir'i ayartıp haber yollatıyorsun!
Saygınlık demek nedir bilir misin?
Kapattık gözlerimizi,
Gemimiz kalbimiz, Kalbimiz nereye giderse orada sefalet çekeceğiz.
Gemimiz sarsıldıkça, ölümler olacak.
Her düşen nesnenin bir yedeği olmayacak...
Sonsuzluk okyanusun da sirene'ler şarkılar söylerken;
Yapabileceğimiz tek şey, kendimizi direklerimize bağlamak olacak.
Girdaba girdiğimizde, sonsuz dünya bizi kucaklayacak.
Hel bizi sonsuz evini açtığında, Thor ateşler içinde yanacak.
Freyja yasımızı tutacak...
Korkma aşkım, her alem bizi kavuşturacak.
En çok da Hlin bizleri teselli etti.
Ama taptığım tek tanrı, Loki!
freyja şahidim ki, beni benden daha iyi tanır loki!
Odin şahidim ki, yeryüzünde nesnelerin düzenini bir tek ben değiştiririm.
Mani gözlerimizi gerçekliğe, kapatırken ;
Sonsuz bir alem açar bize Lofn.
Kalbi olmayan bir tanrıya, ne anlatabiliriz ki!
Bizim kalbimiz yok, Medusa sonsuz özğürlüğü sunarken ; sattığımız nesnelerden biriydi.
Kapattık gemi kapılarını,
Demirler yukarı çekildi, Tek ses thor'un çekiç sesi oldu....
Şimdi anlıyorsun ya thor!
Sana hiç ihtiyaç olmadı...
Bizler kör iken, gözlerim yok demiştin!
Bizler duymuyoruz dediğimizde, bende duyamıyorum demiştin!
Bizler dünya'yı saramadığımızda, Gücüm yetersiz; ben de saramam demiştin...
Şimdi ateşler içinde yanıyoruz...
Acı yok artık, bu ateş ki; Bizi dünya'ya yeniden getirdi!
Sonsuzluğuna teşekkür ederiz Loki!
O ateş ki, bizleri anka kuşu misali; yeniden dünya'ya getirdi.
Şimdi bu ateş ile, bütün okyanusu yakabilirim!
Bütün bedenimiz ağrılar içinde floki!
Nasıl sarmalı alev alan bir yarayı?
Gölgeler alemine sürüklenen, sirene'ler ile birlikte,
Sarhoşluğumuzun en nadide zamanlarındayız belli ki,
Henüz kasap, bıçağı çıkarmadı.
Ne kasap suçlu, ne de koyunlar.
Loki uyarmıştı, karanlık sefaleti emerken...
Gözlerimiz hiçliği çekerken, nefesimiz kesilmişti!
Korkunun ecele faydası yoktu.
Ya demir ile gömüleceğiz, ya da ateş bedeni sararken....
Her ağzını açtığında, Dudakları alev alıyor.
Korkarım bu şekilde kendi kendini ölüme sürükleyecek...
Şimdilik en iyi dediğimiz bir tercih hakkımız yok,
Ancak loki bizi kendine çekti...
Thor korktu, gözleri kapalıydı...
Çektiğimiz acıları görmek istemediğini söyledi.
Sonsuza dek lanetliyoruz thor'u...
Kendimize söz verdik; Düşen her cam kırığımıza, bir derin yara armağan edeceğiz.
Biriktirdik içimizde, pandora'nın kutusu yanıbaşımızda...
Açıldığı an lanetlenecek dünya, alev alacak nesneler var.
Bekliyoruz Medusa'yı, karanlık çöktüğünde uyanacaklar...
Biliyoruz ki toplayacaksın ne varsa, ne yoksa...
Düzeni sağlamayı denedik, ama bazen kuş olmak için kanat yetmiyor!
Thor! Hatırlıyor musun ?
Gökyüzü ağlıyordu, büyük deprem olduğunda...
Şimdi kapıda bekliyor Norn, kaderimizi yazdığını iddaa ediyor!
Nasıl bir hayal kırıklığısın sen! sen ki hala skirnir'i ayartıp haber yollatıyorsun!
Saygınlık demek nedir bilir misin?
Kapattık gözlerimizi,
Gemimiz kalbimiz, Kalbimiz nereye giderse orada sefalet çekeceğiz.
Gemimiz sarsıldıkça, ölümler olacak.
Her düşen nesnenin bir yedeği olmayacak...
Sonsuzluk okyanusun da sirene'ler şarkılar söylerken;
Yapabileceğimiz tek şey, kendimizi direklerimize bağlamak olacak.
Girdaba girdiğimizde, sonsuz dünya bizi kucaklayacak.
Hel bizi sonsuz evini açtığında, Thor ateşler içinde yanacak.
Freyja yasımızı tutacak...
Korkma aşkım, her alem bizi kavuşturacak.
En çok da Hlin bizleri teselli etti.
Ama taptığım tek tanrı, Loki!
freyja şahidim ki, beni benden daha iyi tanır loki!
Odin şahidim ki, yeryüzünde nesnelerin düzenini bir tek ben değiştiririm.
Mani gözlerimizi gerçekliğe, kapatırken ;
Sonsuz bir alem açar bize Lofn.
Kalbi olmayan bir tanrıya, ne anlatabiliriz ki!
Bizim kalbimiz yok, Medusa sonsuz özğürlüğü sunarken ; sattığımız nesnelerden biriydi.
Kapattık gemi kapılarını,
Demirler yukarı çekildi, Tek ses thor'un çekiç sesi oldu....
Şimdi anlıyorsun ya thor!
Sana hiç ihtiyaç olmadı...
Bizler kör iken, gözlerim yok demiştin!
Bizler duymuyoruz dediğimizde, bende duyamıyorum demiştin!
Bizler dünya'yı saramadığımızda, Gücüm yetersiz; ben de saramam demiştin...
Şimdi ateşler içinde yanıyoruz...
Acı yok artık, bu ateş ki; Bizi dünya'ya yeniden getirdi!
Sonsuzluğuna teşekkür ederiz Loki!
O ateş ki, bizleri anka kuşu misali; yeniden dünya'ya getirdi.
Şimdi bu ateş ile, bütün okyanusu yakabilirim!
Bütün bedenimiz ağrılar içinde floki!
Nasıl sarmalı alev alan bir yarayı?
Gölgeler alemine sürüklenen, sirene'ler ile birlikte,
Sarhoşluğumuzun en nadide zamanlarındayız belli ki,
Henüz kasap, bıçağı çıkarmadı.
Ne kasap suçlu, ne de koyunlar.
Loki uyarmıştı, karanlık sefaleti emerken...
Gözlerimiz hiçliği çekerken, nefesimiz kesilmişti!
Korkunun ecele faydası yoktu.
Ya demir ile gömüleceğiz, ya da ateş bedeni sararken....
10 Kasım 2017 Cuma
#BEN NASIL BÜYÜK ADAM OLACAĞIM#
Çok küçüktüm...
Nazlı büyütülmüştüm. Evin ilk torunu olunca hal değişmişti haliyle .Genelde her dediğim yapılırdı. Ailem pek yanımda olmadığı için, efsaneler yaratmak dedeme kalmıştı. Birgün annem beni arayıp, akşam beni alacağını söylediğinde kalbim heyecandan sıkışmıştı. Ancak akşam olduğunda; Ne gelen vardı, ne de giden... Küçücük kalbime göğüs kafesim dar gelmişti. Nefes alamıyordum...
Evin duvarında mavi gözlü, sarışın, heybetli duruşlu bir adamın fotoğrafları asılıydı. Dedem beni büyük adamla tanıştırmaya karar vermişti. Hıçkırıklarımı dinlemiyormuş gibi yapıp, bana bu zatı muhteremden bahsetmeye başlamıştı.
Kendi yurdundan nasıl ayrıldığını, ailesinden çok uzun yıllar ayrı kaldığını anlattıkça hıçkırıklarımın yerini sessiz yaşlara bırakmıştı. Hala kulağımda çınlayan cümlesi "annesini göremeden, vatanından uzak da başka bir dünya'ya yol aldı" dedi. Anlam veremediğim şeyler arasına bunu da yazmıştım.
Dedem askerdi. Her günün sonunda bir dünya çatışması beni beklerdi. Rekabetin bütün çirkinliğine inat, bana nedenlerini açıklardı. "Sonuçlar çoğunlukla çirkindir, Ancak nedenler çok daha önemlidir" derdi.
Zaman geçtikçe Büyük adamla oturdum, büyük adamla kalktım. Cinsiyet kavramını bilemeden dedeme sordum "Ben nasıl büyük adam olacağım dedeciğim?", İlk defa farklı bir tepki gördüm yüzünde, Şaşkındı...
Gözlerime bakıp "Kendi prensiplerin olduğu gün, büyük adam olacaksın" dedi. Zamanla yarışır hale geldim.
Gözlerimi diktim yine fotoğrafına, geçmiş nasılda paslı. Yağlanmayı bekleyen bir demir adeta. Ah! o nasıl bir demir ki, bir kere yerini unutmaya duruver... Sonra uzuncana uğraş, uğraşabildiğine. Ancak zaman zaman paslı demirlerinde sesi çıkar gibi oluyor. Şimdilerde çok iyi mühendisler yetişti. Büyük adamın izini süren, kutsal kandan insanlar var hala. Yürek sızımız zaman zaman artsa da, yüreği ferah tutmak lazım. Geçmişin çocukları, çocuklarını tarihle büyütüyor! Umudumuz o ki, geçmişin sarı sayfalarını harf harf yutan bir neslin olması.
Zaman zaman korkuya kapılıyorum! Hayat da her şey bir KPSS, LYS, IELTS sınavı değil ki. Bazen robotik insanlarla karşılaşıyorum, birçoğu tarihin ne olduğunu bilmiyor. ATATÜRK'ün kim olduğunu bilmeden büyüyen insanlar var! Geçmişini unutan bir toplum, diri diri gömülmeyi haketmiştir.
Sadece özel günlerde paylaşım yapmayın, Bilhassa özel günlerde paylaşımdan fazlasını yapın EY TÜRK MİLLETİ! Bizler bir arının kovanı için topladığı, birbirinden farklı çiçek türleriyiz. Birlikten kuvvet doğar, ötesinde her tür yok olur. Tek bir çiçek türüyle lezzetli ve sağlıklı bal oluşamaz. Kültürel mozağimiz ile bir bütün olduk. Asırlar geçti, bu toprağı kanlarımızla suladık. Elinizi vicdanınıza koyup, yapmanız gerekeni yapmaya çalışın. Ve özellikle yeni nesillere Büyük adamı anlatın. Geçmişini öğretin.
Yüreği hepimizi saracak büyüklükteki adam, tıpkı gözleri gibi sonsuzluk vaadeden sözleriyle her daim rehberimiz oldu ve de olacak. Sevgili ebeveynler, sevgili gençler hiç değilse NUTUK adlı kitabı okuyalım. Diğer türlü karanlık bir tünel de yolumuzu çakmakla zar zor aydınlatacağız. Unutmayın ki tünel uzunluğunu bilmeden yürüyoruz, çakmağın gazı her an bitebilir. Ya da patlayıcı bir maddeyle karışıma uğrayıp hepimizi küllere çevirir. Bunun olması bir kabus. Kendi kimliğimizi kendimiz silmiş oluruz.
27 Ekim 2017 Cuma
#AŞKOLSUN HACIYATMAZ#
Keskin soğuğa rağmen, etraf yangın yeri.
Bir ağıt almış, dünya'yı sallıyor.
Düşen düşene,
Kaldırabilene aşk olsun be yar!
Açılmış avuçlar, yakılmış mumlar, ağlıyor teller...
Her dilde dualar yükseliyor arşa.
Ellerim titriyor, dizlerim güçsüz,
Şaka gibi bir gün geldi,gidiyor, sürecek...
Ateşe attım tüm bedenimi,
Şimdi ne çıkabilirim, ne de başa sarabilirim.
Bir karanlık girdaptayım,
Ne bir veda edilebilir,
Ne bir merhaba denilebilir.
Bir çemberin iç açıları gibi bütün zaman dilimi
360 derceceye dön dur...
Korkmuyorum bu düz hesaptan.
Artık öğrendim ki,
Yapraklar zamanı geldiğinde dökülür,
Sonbahar,kış anlamsız...
Her suyun bir yol izleyişi var.
Akabildiğine akıyor.
Akamadığında göl, deniz, okyanus oluveriyor.
Sessizliğin verdiği bir kalp sancısı bu,
Konuşuldukça sancısı çözülebilecek belki,
Ama şimdi ne konuşacak, hayat da! Ne de dinleyecek, bir kulak var.
Hayat paralel bir oyun.
Gösterini oynadığın kadar, oynuyor... oynatıyorsun...
Oyunun şartları ağır olsa da,
Üç maymuna sığınan kukla çok.
Sessiz bir gölge geldi ve geçti
Hayat bu yerde sürünen silüet çok fazla.
Ancak duvarlara sürtünen izler çok nadir.
Bugün bir beden asfalta kazıdı kendini.
Yetkililer beyin loblarını asfalttan, spatulayla kazıdılar.
Oysaki herşey çılgın bir gri oyuncu kaynaklıydı .
Sislerin arasından geldiği gibi geri gitmişti.
Ancak bu hayattaki bütün ipleri de alıvermişti.
Şimdi ki alice tercih hakkı sunabilecekti.
İnim inim inleyen kara toprağa inat.
Bugün yağmur hiç susmadı, arsız bir orospu gibiydi.
Bulutlar, kefenini yırtan bir ölü gibiydi.
Güneş, işin piçliğini bulmuştu.
Bugün anladım ki, aptal olan sadece taşlardı.
Ya da aptala yatan...
Sanki bir hacıyatmaz sergisindeydim...
Bir büyük bir küçük....
Bir ağıt almış, dünya'yı sallıyor.
Düşen düşene,
Kaldırabilene aşk olsun be yar!
Açılmış avuçlar, yakılmış mumlar, ağlıyor teller...
Her dilde dualar yükseliyor arşa.
Ellerim titriyor, dizlerim güçsüz,
Şaka gibi bir gün geldi,gidiyor, sürecek...
Ateşe attım tüm bedenimi,
Şimdi ne çıkabilirim, ne de başa sarabilirim.
Bir karanlık girdaptayım,
Ne bir veda edilebilir,
Ne bir merhaba denilebilir.
Bir çemberin iç açıları gibi bütün zaman dilimi
360 derceceye dön dur...
Korkmuyorum bu düz hesaptan.
Artık öğrendim ki,
Yapraklar zamanı geldiğinde dökülür,
Sonbahar,kış anlamsız...
Her suyun bir yol izleyişi var.
Akabildiğine akıyor.
Akamadığında göl, deniz, okyanus oluveriyor.
Sessizliğin verdiği bir kalp sancısı bu,
Konuşuldukça sancısı çözülebilecek belki,
Ama şimdi ne konuşacak, hayat da! Ne de dinleyecek, bir kulak var.
Hayat paralel bir oyun.
Gösterini oynadığın kadar, oynuyor... oynatıyorsun...
Oyunun şartları ağır olsa da,
Üç maymuna sığınan kukla çok.
Sessiz bir gölge geldi ve geçti
Hayat bu yerde sürünen silüet çok fazla.
Ancak duvarlara sürtünen izler çok nadir.
Bugün bir beden asfalta kazıdı kendini.
Yetkililer beyin loblarını asfalttan, spatulayla kazıdılar.
Oysaki herşey çılgın bir gri oyuncu kaynaklıydı .
Sislerin arasından geldiği gibi geri gitmişti.
Ancak bu hayattaki bütün ipleri de alıvermişti.
Şimdi ki alice tercih hakkı sunabilecekti.
İnim inim inleyen kara toprağa inat.
Bugün yağmur hiç susmadı, arsız bir orospu gibiydi.
Bulutlar, kefenini yırtan bir ölü gibiydi.
Güneş, işin piçliğini bulmuştu.
Bugün anladım ki, aptal olan sadece taşlardı.
Ya da aptala yatan...
Sanki bir hacıyatmaz sergisindeydim...
Bir büyük bir küçük....
14 Ekim 2017 Cumartesi
#BUDİST RAHİBİNE MERHABA#
İçimi gördüğüm günden bu yana, bir satır yazamaz hale geldim.
Sanki bütün duygularım ölmüş gibi.
Saydam bir boşluğun içinde sallanıyor gibiyim.
Kendime hiç bu kadar yaklaşmamıştım...
Oysaki daha da uzaklaştım, kendi yüreğimden.
Sinirlenmiyorum artık,
Olur olmaz şeylere kızdığım günler geride kaldı.
Şimdilerde sadece olaylar karşısındaki tek tavrım; bakıyor buluyorum kendimi...
Bir kaçış hikayesiyle başlayan,
Bir dünya hikayesindeyiz şimdi.
Ne ben ekmeğimden vazgeçiyorum,
Ne de sen cennetinden.
Ben suyumu uzattım,
Sen yetinmedin, nehirler yarattın...
Bir üstünlük savaşı,
Şimdi ben de nirvan'aya vardım.
Söyler misin, hangi kademe kaldı?
Hiç dinmeyen bir gümbürtü bu!
Konuşmaktan hiç mi usanmazsın!
Onca gözyaşına rağmen, nasıl da nankörsün!
Dilinden her çıkan tılsım, sana zehir olarak dönmeli.
Onca fidan yetişti bu toprak da!
Ah söyler misin? şimdi neden heyelana kapıldılar!
Buna sebep sen misin?
Yüreğimi taşlarla doldurdum.
Her adım attığım diyara, bir taş koydum,
Her dönüşe bedava bir bilet hediyeli.
Ölümü kollayan ruhlar kapında kol gezdiğinde,
Nefes alamadığında, hatırla!
Nefes aldırmadığın o fidanları!
Dilimi dilsizlere emanet ettim,
Gözlerimi körlere emanet ettim,
Kalbimi hayatı çok sevenlere verdim.
Kulaklarımı duymak isteyenlere emanet ettim,
Düşlerimi çocuklara verdim.
Şimdi boşluğu dinleyen bir budist rahibi misali.
En çok kendime borç bildiğim, sessizliği verdim.
Her şeyin azı hatta en azı kafi bu dünya'da!
26 Ağustos 2017 Cumartesi
#SEFİL HAYATLARINIZA ACIYORUM#
Sessizliğe tutsak bedenler,
Sözlere esir hayatlar görüyorum.
Nefes almak çoğu zaman mümkün olmuyor.
Karanlığa boğuluyor bütün benliğim.
Bazı geceler
Aldığınız nefes için yaratıcıya şükredersiniz.
Bitmek bilmeyen kabuslarla, yatak mezar gibi olur.
Gün aydınlansın diye dualara sığınmak...
Ancak anlıyorum ki, her kabus bir habercidir.
Her haberci vaktine esirdir.
Karşınıza nesneler. Vücut bulmuş sebepler çıkarır.
Sorgulamaya erken başlayan kör ruhların vay haline.
Soluğumu tuttum.
Bekliyorum...
Bu boşluğu anlamlı kılacak sebepler sisli,
Endişeli, kaygılı bakışlara bakmak tedirgince...
Olasılıklarla cepleri dolu,
Belki de cepleri boşaltmak çok zor.
Sığınmacı bir politika hiç gütmedim.
Her daim neysem o oldum.
Ben bir ışık yansımasıyım, o kadar.
Dünya da ki büyük enerjinin bir parçasıyım.
O yüzden hayatlarınızı büyük görmeyin.
Büyük gördüğünüz, taptığınız her şey bunun parçası.
Gördüm ki, kalpler hep kirli.
Ne kadar temizce, kendince yaklaşsan hep aptal bir rekabet.
Madem bu yoldasınız,
Benden bu kadar.
Hayalet olmayı isteyenler için,
Uygulaması benim için bir şereftir.
Tepkisiz bir bitki olma zamanı.
Vicdanım rahat.
Huzurun gölgesinde,
Kirletmeden, kirlenmeden yolumdayım ben.
Tek acıma duygumu bugün kaybettim.
Korku anlamsız...
Hiçliğe adım adım.
Yaratıcı çok adil,
Yemek yediğiniz kaba pislemeyin.
Dönüp dolaşacağınız yer, o yön olacak.
Gölgeli hayatlarınıza lafım yok.
Ancak ağızlarınızı, insancıkların dikmesine gerek yok.
Yaratıcı bu işi çok iyi biliyor.
Ceplerinizdeki can kırıklarını saklamanız anlamsız.
Korkaksınız, sefilsiniz.
Hiçbir şeyi haketmiyorsunuz!!!
Sözlere esir hayatlar görüyorum.
Nefes almak çoğu zaman mümkün olmuyor.
Karanlığa boğuluyor bütün benliğim.
Bazı geceler
Aldığınız nefes için yaratıcıya şükredersiniz.
Bitmek bilmeyen kabuslarla, yatak mezar gibi olur.
Gün aydınlansın diye dualara sığınmak...
Ancak anlıyorum ki, her kabus bir habercidir.
Her haberci vaktine esirdir.
Karşınıza nesneler. Vücut bulmuş sebepler çıkarır.
Sorgulamaya erken başlayan kör ruhların vay haline.
Soluğumu tuttum.
Bekliyorum...
Bu boşluğu anlamlı kılacak sebepler sisli,
Endişeli, kaygılı bakışlara bakmak tedirgince...
Olasılıklarla cepleri dolu,
Belki de cepleri boşaltmak çok zor.
Sığınmacı bir politika hiç gütmedim.
Her daim neysem o oldum.
Ben bir ışık yansımasıyım, o kadar.
Dünya da ki büyük enerjinin bir parçasıyım.
O yüzden hayatlarınızı büyük görmeyin.
Büyük gördüğünüz, taptığınız her şey bunun parçası.
Gördüm ki, kalpler hep kirli.
Ne kadar temizce, kendince yaklaşsan hep aptal bir rekabet.
Madem bu yoldasınız,
Benden bu kadar.
Hayalet olmayı isteyenler için,
Uygulaması benim için bir şereftir.
Tepkisiz bir bitki olma zamanı.
Vicdanım rahat.
Huzurun gölgesinde,
Kirletmeden, kirlenmeden yolumdayım ben.
Tek acıma duygumu bugün kaybettim.
Korku anlamsız...
Hiçliğe adım adım.
Yaratıcı çok adil,
Yemek yediğiniz kaba pislemeyin.
Dönüp dolaşacağınız yer, o yön olacak.
Gölgeli hayatlarınıza lafım yok.
Ancak ağızlarınızı, insancıkların dikmesine gerek yok.
Yaratıcı bu işi çok iyi biliyor.
Ceplerinizdeki can kırıklarını saklamanız anlamsız.
Korkaksınız, sefilsiniz.
Hiçbir şeyi haketmiyorsunuz!!!
16 Ağustos 2017 Çarşamba
#PAKET PAKET KEFEN#
Sessiz bir telaşla sardı kefeni,
Ceset, beti benzi atmış bir kukla gibiydi.
Adamı sarmasına sarıyordu ama
Aslında paket yaptığı kendi hayatıydı.
Bir değişim serüveni şimdi başlıyordu.
Kuklayı yıkadıkça, göz pınarlarını kurutuyordu...
Ona acıdığını hisseder gibiydi.
Bu hissiyatı öldürmek için, bir semazen türküsü mırıldanıyordu.
Şimdi tam da hayal ettiği bir yükselişteydi.
Kuklayı aklıyordu.
Ve gideceği diyara doğru, kendi benliğini teslim ediyordu.
Tedirgindi, bir o kadar da heyecanlıydı.
Şimdilerde etten,kemikten olan bir diyar dar geliyordu.
Köşe başında bekleyen, kukla yakınları
Ölümü bekleyen bir kedi gibi bakıyorlardı.
Ölüm korkusu sarınca bedeni,
Çırpınır nefes tek bir soluk için,
Kollar yana düşmüş,
Göz çukurları oluşmuş...
Hayatın tek gölgesi olan, bedeni bırakma zamanı.
Hazırlık yapılamayan bir başka boşluğa süzülme zamanı.
Şimdi ihtiyaç olan tek şey ruhun doygunluğu,
O büyük irade ki, bedeni ayakta tutmuştu.
Şimdi de karanlık boşluğu kaldıracak gücü bulacak.
Arka oda da yıkanma sırası bekliyordu cesetler.
Ne konuşacak güçleri vardı,
Ne de namlu tutacak bir el,
Tek varlık boşluğa süzülen kutsal ışıktı.
Kulaklar sağırdı,
Sessizce ağıtlar mırıldanıyordu.
Oysa yapılacak tek şey;
Kutsal ışığı paklayıp, özgürlüğe bırakmaktı.
Cesede doyan toprağa inat,
Katliam devam ediyordu.
Yaşları ölüm için gittikçe gençleşiyordu.
Korku kelimesinin anlamını bilmiyorlardı.
Cesaret kandan akan damarlarda gizliydi...
Hem ne demişti yol rehberimiz;
Durmak yok, yola devam...
Ceset, beti benzi atmış bir kukla gibiydi.
Adamı sarmasına sarıyordu ama
Aslında paket yaptığı kendi hayatıydı.
Bir değişim serüveni şimdi başlıyordu.
Kuklayı yıkadıkça, göz pınarlarını kurutuyordu...
Ona acıdığını hisseder gibiydi.
Bu hissiyatı öldürmek için, bir semazen türküsü mırıldanıyordu.
Şimdi tam da hayal ettiği bir yükselişteydi.
Kuklayı aklıyordu.
Ve gideceği diyara doğru, kendi benliğini teslim ediyordu.
Tedirgindi, bir o kadar da heyecanlıydı.
Şimdilerde etten,kemikten olan bir diyar dar geliyordu.
Köşe başında bekleyen, kukla yakınları
Ölümü bekleyen bir kedi gibi bakıyorlardı.
Ölüm korkusu sarınca bedeni,
Çırpınır nefes tek bir soluk için,
Kollar yana düşmüş,
Göz çukurları oluşmuş...
Hayatın tek gölgesi olan, bedeni bırakma zamanı.
Hazırlık yapılamayan bir başka boşluğa süzülme zamanı.
Şimdi ihtiyaç olan tek şey ruhun doygunluğu,
O büyük irade ki, bedeni ayakta tutmuştu.
Şimdi de karanlık boşluğu kaldıracak gücü bulacak.
Arka oda da yıkanma sırası bekliyordu cesetler.
Ne konuşacak güçleri vardı,
Ne de namlu tutacak bir el,
Tek varlık boşluğa süzülen kutsal ışıktı.
Kulaklar sağırdı,
Sessizce ağıtlar mırıldanıyordu.
Oysa yapılacak tek şey;
Kutsal ışığı paklayıp, özgürlüğe bırakmaktı.
Cesede doyan toprağa inat,
Katliam devam ediyordu.
Yaşları ölüm için gittikçe gençleşiyordu.
Korku kelimesinin anlamını bilmiyorlardı.
Cesaret kandan akan damarlarda gizliydi...
Hem ne demişti yol rehberimiz;
Durmak yok, yola devam...
6 Ağustos 2017 Pazar
#GRİ RÜYA#
Duvarlara çarpa çarpa, gerçeklik algısı oluşturmak mümkün mü!
Zaman algısını anlamak için, günlerce uyumamak ne demek!
Gölgeni tanımaya çalışmak!
Susmanın ne olduğunu anlamak için, günlerce susmak...!
Geçen günlere inat, duygularının azalması normal mi?
Hissizliğimin kaçıncı günü,
Susması için dili kesildi...
Görmemeliydi, gözlerini oyuldu...
Duymaktan bıkıp, kendi kulaklarını kesti.
Zamanın ona ihanet etmesiyle, kırıldı bütün dallar.
Beynim uğulduyor.
Gözlerimi kapatmaya korkuyorum.
Her kapatışımda, yeni bir illüzyon.
Yorgunum, kendime verdiğim hasardan bıktım.
Durmuyor bu döngü.
Kırmasını bilene bütün ruhumu vereceğim.
Ruhu açık arttırmayla satmaya kalktı.
İçindeki canavarı ne kadar tutabileceğini bilmeden.
Zaman algısını anlamak için, günlerce uyumamak ne demek!
Gölgeni tanımaya çalışmak!
Susmanın ne olduğunu anlamak için, günlerce susmak...!
Geçen günlere inat, duygularının azalması normal mi?
Hissizliğimin kaçıncı günü,
Susması için dili kesildi...
Görmemeliydi, gözlerini oyuldu...
Duymaktan bıkıp, kendi kulaklarını kesti.
Zamanın ona ihanet etmesiyle, kırıldı bütün dallar.
Beynim uğulduyor.
Gözlerimi kapatmaya korkuyorum.
Her kapatışımda, yeni bir illüzyon.
Yorgunum, kendime verdiğim hasardan bıktım.
Durmuyor bu döngü.
Kırmasını bilene bütün ruhumu vereceğim.
Ruhu açık arttırmayla satmaya kalktı.
İçindeki canavarı ne kadar tutabileceğini bilmeden.
22 Temmuz 2017 Cumartesi
#PİLLİ DÜNYA#
Burası, Ölü doğan bebekler diyarı.
Pillerle yaşayanlar ülkesi...
Burası ruhlarını satan sefillerin dünyası!
Nefesi nefret kokarken, aşk heceleri söyleyen o...diyarı.
Korkunun azraille, kol kola gezdiği bir diyar.
Burası; Beylik cümlelerle, hayali tırmanışçıların diyarıdır .
Burası; Taşların, Demirlerin konuştuğu heceli bir oyun.
Laf ebeleri öldü!
Huzur kokan sokak, kusmuk kokuyor.
Yağmurla sulanan topraklarda, toprak kokusu yok.
Her yer ceset kokusu.
Bu; Sessizlik yemini eden bir o.. oyunu.
Tıkırdayan topuklara inat, ses çıkarmadan yürümeye zorluyor kendini.
Hacıyatmazlar pusuda bekliyor.
Kim kimin içine sığdıysa, saklandı.
Ah be!
Gördün mü? Yine ben haklı çıktım.
Gökyüzü kızıllığa ilerlerken,
Seni köşe başındaki, kitapçılara satacağım.
Mumlar tükendikçe, seni mum kokan odalara dağıtacağım.
Her gece dinlenen plaklara sığdırdım seni.
Korkma, Her son bir başlangıç.
Bu, Her dünya için yeni bir başlangıçtı.
Toprakta biriken kurtların görevlerine saygı duy,
Tapanlar, tapınaklarda şimdi.
Sireneler, piyasada!
Resimler boy boy,
Korkma, ya varsın ya yoksun.
Sen demiştin unuttun mu!
Kısasa kısas be yavrum.
O büyüğündü.
Şimdi başka bir hayatta.
Ama ah o vicdan yok mu!
Gerçi vicdanın yok ki senin.
Ama her gece boğulacaksın, huzurlu kağıtlar üzerinde.
Biliyorum şimdi dediğime geliyorsun...
Ama ne fayda!
Ölenler çürüdü, kalanlar ruhunu sattı.
Satılan hiç bir malın dönüşü yoktur.
Satılan her mal, değerini kaybeder evladım!
Huzur kokan bahçeyi, mezarlık yaptın ya!
Seni affedecek bir Noel baba bile yok.
İnleyen ruhlar gününde, konuşamadıkların kadar boğulacaksın!
Her sustuğun gün için, yeniden var olacaksın.
Alev aldın gidiyorsun.
Sen ne bir Lilith, ne de bir Hades olamazsın.
Ama onca kirlettiğin ruhun, karanlığı olabilirsin.
Konuşmak istedikçe, yumrularla boğulacaksın!!!
18 Temmuz 2017 Salı
#ÖLÜ DOĞANLAR#
Şekilden şekle giren dumanlar gibisiniz
Bir bir düşürdüğünüz kuzgunlar yetmezmiş gibi...
Şimdi de laf cambazlığı yapıyorsunuz.
Aptallığın da bir P2'si var!
Ya oturur işlem yaparsın ya da s.... gidersin!
Sessizce işini görüp giden o... gibisiniz.
Avını bekleyen aslan kadar yürekli olmalı.
Adım adım çamura yürüyen, kaplumbağalar gibisiniz!
Gittiğiniz yolu göremeyecek kadar boşsunuz!
Eller ceplerde, gizlendi yine sözcükler.
Emin ol kimse senin kadar gururlu değil!
Utanma kimliğinden!
Sessizce topuklarında yürümekten vazgeç.
Sen bir tavus kuşu değilsin.
Anla, anla ki hayallerle günlerce uyuma!
Belli ki unuttun sonsuz araflarını!
Bir döngüydü seni sele kaptıran.
Sessiz bir iç çekişti, seni çamura atan,
Masum bir bekleyişti, ömürden ömür çalan.
Şimdi bir labirent,
Bir harita !
Sessiz bir yolcu...
Öte yandan; Akbabaları bekleyen cesetlerden bir farkın yok.
Bir bir ilerleyen sıralar seç şimdi.
Ya sana, ya bana!!!
Şimdi sessizlik, bir ölüm perisi kadar huzur kokuyor.
Uçurtma misali üstümüzde dönüp duruyor.
Çocuk misali, zannediyor ki oyun oynuyoruz.
Unutma ki denizde çırpınan hiçbir canlı,
Karaya sağ çıkamaz...
Arafa düşen bir peri,
Karanlığın çirkefliğinde boğulur.
Sessiz bir orkestra,
Gürültüsüyle, sağır eder adamı!
Şimdi dur ve dinle kendini.
Kapat kendini...
Bir bir düşürdüğünüz kuzgunlar yetmezmiş gibi...
Şimdi de laf cambazlığı yapıyorsunuz.
Aptallığın da bir P2'si var!
Ya oturur işlem yaparsın ya da s.... gidersin!
Sessizce işini görüp giden o... gibisiniz.
Avını bekleyen aslan kadar yürekli olmalı.
Adım adım çamura yürüyen, kaplumbağalar gibisiniz!
Gittiğiniz yolu göremeyecek kadar boşsunuz!
Eller ceplerde, gizlendi yine sözcükler.
Emin ol kimse senin kadar gururlu değil!
Utanma kimliğinden!
Sessizce topuklarında yürümekten vazgeç.
Sen bir tavus kuşu değilsin.
Anla, anla ki hayallerle günlerce uyuma!
Belli ki unuttun sonsuz araflarını!
Bir döngüydü seni sele kaptıran.
Sessiz bir iç çekişti, seni çamura atan,
Masum bir bekleyişti, ömürden ömür çalan.
Şimdi bir labirent,
Bir harita !
Sessiz bir yolcu...
Öte yandan; Akbabaları bekleyen cesetlerden bir farkın yok.
Bir bir ilerleyen sıralar seç şimdi.
Ya sana, ya bana!!!
Şimdi sessizlik, bir ölüm perisi kadar huzur kokuyor.
Uçurtma misali üstümüzde dönüp duruyor.
Çocuk misali, zannediyor ki oyun oynuyoruz.
Unutma ki denizde çırpınan hiçbir canlı,
Karaya sağ çıkamaz...
Arafa düşen bir peri,
Karanlığın çirkefliğinde boğulur.
Sessiz bir orkestra,
Gürültüsüyle, sağır eder adamı!
Şimdi dur ve dinle kendini.
Kapat kendini...
16 Temmuz 2017 Pazar
#KONUŞAN TANRI#
İçimde bir yangın var...
Etraf isli, dumanaltı her yer.
Biraz netlik olduğu an yeniden kıvılcımlar baş gösteriyor.
Serzenişler son bulmuyor.
Düzgün bir merdiven bulduğum an,
Yerini toz kırıntılarına bırakıyor.
Şu sıralar rüya içinde rüya yaşıyorum.
Kendimi kendimle bıraktığım günden beri, karanlık arttı.
Sessiz bir hayaletti oysa.
Şimdi her yeri kararttı.
Dünya olmaması gerektiği kadar karanlık.
Grimtıraklar yerini siyaha bıraktığı an, medusa dünya'yı terketti.
Kalmalı mı gitmeli mi venüs tanrıçası.
Poseidona inat, hades gerçek bir kahraman olmuştu.
Şimdi gerçekliğin kalitesinden kime ne!
Zaten bir kumaş parçası parası kadar değerin varken!
Özgürlüğüne küfür etme!
Tutsaklığın ne olduğunu bilmiyorsun bile.
Ağzı bağlı bir deli gibi,inlemekten vazgeç!
Aklı başında olma hayalleri kurma artık.
Sakın arkana bakma,
Şayet bakarsan sonsuz döngüye dönersin.
Poseidona inanma sakın.!
Ne demişti bumerang cadıları. Hatırla!!!
Sessiz ol.
Konuşursan taş olursun.
Şimdi tek gerçek sonsuz bir boşluk.
Kayıp ruhlara inat
Kendimi Lilithe adıyorum.
Adına değdiğim an kızıla çaldın toprağımı.
Şimdi susmalı ve sadece yalanları dinlemeli.
İnsancıklar kendini iyi hissetmeli.
Sadece dinle.
Unutma senide dinleyen olacak kızıllığa doğru!
Etraf isli, dumanaltı her yer.
Biraz netlik olduğu an yeniden kıvılcımlar baş gösteriyor.
Serzenişler son bulmuyor.
Düzgün bir merdiven bulduğum an,
Yerini toz kırıntılarına bırakıyor.
Şu sıralar rüya içinde rüya yaşıyorum.
Kendimi kendimle bıraktığım günden beri, karanlık arttı.
Sessiz bir hayaletti oysa.
Şimdi her yeri kararttı.
Dünya olmaması gerektiği kadar karanlık.
Grimtıraklar yerini siyaha bıraktığı an, medusa dünya'yı terketti.
Kalmalı mı gitmeli mi venüs tanrıçası.
Poseidona inat, hades gerçek bir kahraman olmuştu.
Şimdi gerçekliğin kalitesinden kime ne!
Zaten bir kumaş parçası parası kadar değerin varken!
Özgürlüğüne küfür etme!
Tutsaklığın ne olduğunu bilmiyorsun bile.
Ağzı bağlı bir deli gibi,inlemekten vazgeç!
Aklı başında olma hayalleri kurma artık.
Sakın arkana bakma,
Şayet bakarsan sonsuz döngüye dönersin.
Poseidona inanma sakın.!
Ne demişti bumerang cadıları. Hatırla!!!
Sessiz ol.
Konuşursan taş olursun.
Şimdi tek gerçek sonsuz bir boşluk.
Kayıp ruhlara inat
Kendimi Lilithe adıyorum.
Adına değdiğim an kızıla çaldın toprağımı.
Şimdi susmalı ve sadece yalanları dinlemeli.
İnsancıklar kendini iyi hissetmeli.
Sadece dinle.
Unutma senide dinleyen olacak kızıllığa doğru!
14 Temmuz 2017 Cuma
#HIZLI ÇÜRÜYEN MEYVELER#
Bir buhran kasırgası daha,
Önünde, arkasında ne varsa alıp gidiyor yine
Mevsimsiz düşüyor yine yapraklar.
Meyveler olmadan çürüyor...
Toprak benliğini unuttu.
Aldığı her nesneyi, enerjiyi sündürür oldu.
Çok suya bulandı yine,
Sonu bu ya, Çamura bulandı şimdi arazi.
Gecikti hasat zamanı.
Zamanın içinde bile bir zamansızlık süzüyor.
Bire bin öğüt eder haldeyiz,
Balıklar suda boğuluyor artık.
İnsan toprağında nefes alamaz halde.
Ölüler mezarda çürüyemez oldu.
Şimdi evler toz bulutunda gizli,
Binalar gecede saklı,
Ağaçlar üzgün yatıyorlar, boylu boyunca.
Şimdi artık, su yatakları bomboş.
Hayvanlar bile çıplak,
Kanlı canlı deriler askılarda geziyor.
Beyinleri kanlı canlı yenenleri bile var...
Bir zombi dünya kasırgası bu.
Az beyin, çokça şiddet.
Yabanileşen bir hayat akımı bu!
Her şey insanın isteği ile varoluyor.
Sadece şiddete açılan bir özgürlük bu.
Köşesinde kitap okuyan, karanlık da
Sokak ortasında, deri yüzenler aydınlık da.
Şimdi gel de bana de ki;
Neden gecikti bu yaz?
Neden meyveler hızlı çürüyor?
Neden bu yıl çiçekler hızlı açtı?
Dünya bu, yansıması neyse o da onu veriyor!
Önünde, arkasında ne varsa alıp gidiyor yine
Mevsimsiz düşüyor yine yapraklar.
Meyveler olmadan çürüyor...
Toprak benliğini unuttu.
Aldığı her nesneyi, enerjiyi sündürür oldu.
Çok suya bulandı yine,
Sonu bu ya, Çamura bulandı şimdi arazi.
Gecikti hasat zamanı.
Zamanın içinde bile bir zamansızlık süzüyor.
Bire bin öğüt eder haldeyiz,
Balıklar suda boğuluyor artık.
İnsan toprağında nefes alamaz halde.
Ölüler mezarda çürüyemez oldu.
Şimdi evler toz bulutunda gizli,
Binalar gecede saklı,
Ağaçlar üzgün yatıyorlar, boylu boyunca.
Şimdi artık, su yatakları bomboş.
Hayvanlar bile çıplak,
Kanlı canlı deriler askılarda geziyor.
Beyinleri kanlı canlı yenenleri bile var...
Bir zombi dünya kasırgası bu.
Az beyin, çokça şiddet.
Yabanileşen bir hayat akımı bu!
Her şey insanın isteği ile varoluyor.
Sadece şiddete açılan bir özgürlük bu.
Köşesinde kitap okuyan, karanlık da
Sokak ortasında, deri yüzenler aydınlık da.
Şimdi gel de bana de ki;
Neden gecikti bu yaz?
Neden meyveler hızlı çürüyor?
Neden bu yıl çiçekler hızlı açtı?
Dünya bu, yansıması neyse o da onu veriyor!
8 Temmuz 2017 Cumartesi
#HUZUR KOKAN KAHVELER#
Hüzünlü bir kediyi hayatta tutmanın yolları nelerdir diye soruyordu kendine,
Elinde soğuttuğu kahvesiyle, volta atmaya devam ediyordu.
Bir sehpaya çıkıyor, bir koltuğa çıkıyordu...
Sığamıyordu yere göğe.
Ona baktıkça nefesi kesiliyordu.
İçini bir titreme alıyordu.
Huzur kokan ev, şimdi ekşimtıraktı..
Artık dolanan laflar, kararsız bakışlara alışmıştı .
Bir balkon hikayesiydi bu.
Sessizce süzülmüştü kanepeye,
Şimdi her yer, her eşya onundu.
Bir hayat poliçesi gibiydi.
Ama gerçek anlamlı bir poliçeden ziyade, ölüm andıydı!
İçten içe imha ediyordu.
Kimsecikler bunu görmüyordu,
Hoş kendisi de bunu göremiyordu!
Hayatı, rengarenk bir sanat tiyatrosuydu.
Kah gülüyor, kah ağlıyordu...
Bazen de sadece tavana bakıyordu.
En sevdiği şey, yukarıya bakmaktı.
İnsanlara bakmakta zorlanırdı.
Baktığında, kirlendiğini hissederdi.
Evine girdiği anda kapıda soyunurdu...
Lekeli kelimeleri üstünden atardı.
Üstüne yapışan hüzün hikayelerini, suyla silerdi.
Büyüdükçe yekleşmeyi seviyordu.
Bunu sevdikçe huzur kokuyordu kahveler...
Ancak hala soruya bir cevap bulamıyordu.
Sona geldiğinin farkındaydı,
Bir hayata, renk vermek sanıldığı kadar kolay değildi.
Bu gerçek anlamda çetin bir yoldu.
İlk gördüğü uçurtmanın süzülüşünü hatırladı...
O an idrak etti.
Kapıları ve pencereleri sonuna kadar açtı,
Onu bağlayan her şeyi, siyah bir poşete sığdırmıştı.
Şimdi nefes almalıydı.
İplerinden kurtulmuştu,
Artık sahneye ipsiz çıkabilirdi...
Kukla olmayı değiştirmek aptallıktı.
Kendinden vazgeçemezdi, kabulleniş en büyük erdemdi.
Sessizce oyununa başladı.
Artık ipleri yoktu.
Özgür bir kukla olmak huzur vericiydi.
Değiştiremeyeceğiniz şeylerle savaşmak aptallıktır.
Ancak şartları lehinize çevirebilirsiniz...
Elinde soğuttuğu kahvesiyle, volta atmaya devam ediyordu.
Bir sehpaya çıkıyor, bir koltuğa çıkıyordu...
Sığamıyordu yere göğe.
Ona baktıkça nefesi kesiliyordu.
İçini bir titreme alıyordu.
Huzur kokan ev, şimdi ekşimtıraktı..
Artık dolanan laflar, kararsız bakışlara alışmıştı .
Bir balkon hikayesiydi bu.
Sessizce süzülmüştü kanepeye,
Şimdi her yer, her eşya onundu.
Bir hayat poliçesi gibiydi.
Ama gerçek anlamlı bir poliçeden ziyade, ölüm andıydı!
İçten içe imha ediyordu.
Kimsecikler bunu görmüyordu,
Hoş kendisi de bunu göremiyordu!
Hayatı, rengarenk bir sanat tiyatrosuydu.
Kah gülüyor, kah ağlıyordu...
Bazen de sadece tavana bakıyordu.
En sevdiği şey, yukarıya bakmaktı.
İnsanlara bakmakta zorlanırdı.
Baktığında, kirlendiğini hissederdi.
Evine girdiği anda kapıda soyunurdu...
Lekeli kelimeleri üstünden atardı.
Üstüne yapışan hüzün hikayelerini, suyla silerdi.
Büyüdükçe yekleşmeyi seviyordu.
Bunu sevdikçe huzur kokuyordu kahveler...
Ancak hala soruya bir cevap bulamıyordu.
Sona geldiğinin farkındaydı,
Bir hayata, renk vermek sanıldığı kadar kolay değildi.
Bu gerçek anlamda çetin bir yoldu.
İlk gördüğü uçurtmanın süzülüşünü hatırladı...
O an idrak etti.
Kapıları ve pencereleri sonuna kadar açtı,
Onu bağlayan her şeyi, siyah bir poşete sığdırmıştı.
Şimdi nefes almalıydı.
İplerinden kurtulmuştu,
Artık sahneye ipsiz çıkabilirdi...
Kukla olmayı değiştirmek aptallıktı.
Kendinden vazgeçemezdi, kabulleniş en büyük erdemdi.
Sessizce oyununa başladı.
Artık ipleri yoktu.
Özgür bir kukla olmak huzur vericiydi.
Değiştiremeyeceğiniz şeylerle savaşmak aptallıktır.
Ancak şartları lehinize çevirebilirsiniz...
6 Temmuz 2017 Perşembe
#ÖLSEM DE UNUTMAM SENİ#
Sendeki sessizliğin hüzünlü öyküsü
Tamda bu nokta da yanımdan yürüyorsun.
Ama sen yetersizsin,
Cesur göründüğün su götürmez bir gerçek.
Ancak sen tanıdığım en korkak insancıksın.
Kimliklere büründüğünü görüyorum,
Korkularınla başa çıkman zor, farkındayım...
Korkma yalnız değilsin.
Yalınlığın ne olduğu hakkında en ufak bir fikrin yok çocuk.
Küstün değil mi yine!
Geceye inat, günlerce yatağa bağladın kendini.
Olmadı, bak olmuyor!
Görmüyor musun???
Ne bu çırpınış, sen kuş musun?
Aferin sana rol kesmeye devam et!
Belki bir gün insan sandığın insancıklar, seni insan gibi görür.
Sessiz oturmak bir sanattır,
Sen gördüğüm en baba sanatsın breee!
Susmaktan öleceğimi bilsem, daha da bir söz söylemem!
Bende insanım ya hani, Sözcüklerin bittiği yerdeyim...
Nefes almaya geldim demiştin ya,
Beklenti ya bu, üşütür insanı!
Beklenti öldürür insanlığı.
Şimdi sus da, çak şu kibriti!
Ne sen masumsun, ne de onlar...
Sona doğru ilerliyor gibisin, cesurca!
Durma, yap artık.
Sona gelmenin de bir şerefi var.
Yıllar boyu süren şerefsizliğin unutulur belki de.
Kadınlığını, erkekliğini geriye bırakmaya koy sen,
İş işten geçti yine!
Bomboşsun ya işte.
Yine kendi kendine baka koy sen,
Koy bir kahve, söylenmeye devam et.
Söylenme sanatına bir düzenleme getirdin ya,
Ölsem de unutmam seni...
Tamda bu nokta da yanımdan yürüyorsun.
Ama sen yetersizsin,
Cesur göründüğün su götürmez bir gerçek.
Ancak sen tanıdığım en korkak insancıksın.
Kimliklere büründüğünü görüyorum,
Korkularınla başa çıkman zor, farkındayım...
Korkma yalnız değilsin.
Yalınlığın ne olduğu hakkında en ufak bir fikrin yok çocuk.
Küstün değil mi yine!
Geceye inat, günlerce yatağa bağladın kendini.
Olmadı, bak olmuyor!
Görmüyor musun???
Ne bu çırpınış, sen kuş musun?
Aferin sana rol kesmeye devam et!
Belki bir gün insan sandığın insancıklar, seni insan gibi görür.
Sessiz oturmak bir sanattır,
Sen gördüğüm en baba sanatsın breee!
Susmaktan öleceğimi bilsem, daha da bir söz söylemem!
Bende insanım ya hani, Sözcüklerin bittiği yerdeyim...
Nefes almaya geldim demiştin ya,
Beklenti ya bu, üşütür insanı!
Beklenti öldürür insanlığı.
Şimdi sus da, çak şu kibriti!
Ne sen masumsun, ne de onlar...
Sona doğru ilerliyor gibisin, cesurca!
Durma, yap artık.
Sona gelmenin de bir şerefi var.
Yıllar boyu süren şerefsizliğin unutulur belki de.
Kadınlığını, erkekliğini geriye bırakmaya koy sen,
İş işten geçti yine!
Bomboşsun ya işte.
Yine kendi kendine baka koy sen,
Koy bir kahve, söylenmeye devam et.
Söylenme sanatına bir düzenleme getirdin ya,
Ölsem de unutmam seni...
4 Temmuz 2017 Salı
&Sokak Hayvanları Projesi&
Gün
geçtikçe çoğalan sokak hayvanları sayısı artıyor. Belediye olarak buna müdahale
edilmelidir. Kısırlaştırılmalar yapılmalıdır. Sokak hayvanlarının düzenli bir
bakımı yok, geçenlerde yolda tüyleri dökülmüş bir köpek gördüm. Çok acı
çekiyordu. Ancak yapabileceğim bir şey yoktu. Şayet bir barınak olsaydı, eminim
ki tüyleri o hale gelmeyecekti. En azından aşıları yapılmış olacaktı.
Isparta
da bir barınak açılması demek, hayvanları infaza yollayabileceğimiz bir yer
olacağı anlamına gelmiyor. Aksine huzurevleri, yetimhaneler gibi sokak
hayvanlarına bir yuva niteliği taşıyor. Güvenle yatabilecekleri bir evleri,
yemek yiyebilecekleri bir tabakları, dışlanmayacakları bir bölgeleri olacağı
anlamına geliyor.
Barınak
olduğunu iddaa edenler var. Sevgili memeli türünden olan, aynı soyağacını
paylaştığım vatandaşlar; Bu hayvanların infazını istemiyoruz! Onların bizden
bir eksiği yok. Dünya’yı sadece kendimiz sanmakla aptallık ediyoruz. Dünya
bütün canlı çeşitliliğini içinde barındırdığı sürece yaşanılabilir bir yer olacaktır.
Bu çeşitliliği bozmaya başladık, Dünya’nın ayarlarıyla oynadık. Sonuçlarını
hepimiz görüyoruz. Hala geç değil. En azından müdahale edebildiğimiz şeyleri
değiştirebiliriz.
Öte
yandan şuan da dışarıda sayıca fazla sokak hayvanı bulunmaktadır. Birçoğu yeni
doğdu. Mahalle halkı, esnaf kısaca
içinde vicdan olan her canlı onların bakımını üstleniyor. Ancak konu bu kadar
basit değil! Isparta büyük şehir olma yolundaysa, sokak hayvanlarına da sahip
çıkmalıdır.
Bu
yazıyı tam bitirmeye yüz tutmuşken, Duraklardaki billboardlar dikkatimi çekti.
Belediye başkanımızın sokak hayvanları için büyük bir proje başlattığını
gördüm. Bu projenin 3 İli kapsadığını; Antalya, Burdur ve Isparta’nın yanı sıra
çevre illere de hitap edecek tarzda donanımlı, geniş bir barınak ve hayvan hastanesi olma niteliği taşıyor.
Ancak anladığım kadarıyla henüz tamamlanmamış. Şayet tamamlansaydı; Dışarıda
hasta gezen, Sürü sürü dolaşan, sokak kenarlarında zehirlenen hayvanlar olmazdı
diye düşünüyorum…
Lütfen
sokak hayvanlarına sahip çıkalım! En
azından yuvaları tamamlanan kadar, gerekli aşılarının yapılmasını ve
kısırlaştırma operasyonu yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yuvaları
henüz bitmedi, ancak her geçen gün yeni yavrular Dünya’ya geliyor. Çoğu aşıları
olmadığı için ölüyor ya da zehirleniyor. Belediyemizin bu konuda bir çalışma
başlatmasını rica ederiz… Sayın Belediye
Başkanımız Yusuf Ziya Günayadın’a, Teşekkür ederiz.
DipNot:
Gazete yazılarımdan...
22 Haziran 2017 Perşembe
#TUT ELİMİ#
Sessizliğine sığınarak büyüyemezsin çocuk
Konuş hadi, anlat bana...
Neden gözlerin dolu dolu?
Dilini mi yuttun evladım?
Seni kim bıraktı ?
Nasıl bu kadar yalnız kaldın?
Ellerin üşümüş, burası çok soğuk!
Kalk hadi gidelim artık!
Gökkuşağı görüyorum...
Çok uzak olamaz!
Başka bir dünya'ya ihtiyacımız var,
Sevgi dolu,
Korku kelimesinin anlamını hiç öğrenemeyeceğin bir dünya gerekli bize!
Tut elimi ve kapat gözlerini...
Neden titriyorsun?
Neden hıçkırıklara boğuldun?
Anlat bana!
Konuş lütfen, hiç olmazsa yüzüme bak!
Kollarındaki bu morluklar nasıl oldu?
Canın acıyor mu?
Belki de hiç konuşamayacağız seninle...
Korkma ellerinden tuttum!
Asla bırakmayacağım seni...
Bak evladım, insanlar gelir ve giderler.
Ama sen hep kalan olursun!
Neden mi?
Çünkü sen yerini bilirsin ve gitmekle bocalamazsın kafanı.
Kirletmezsin yüreğini.
Yamalarla dolar ceplerin,
Topladığın can kırıklarındandır o yamalar.
Ama artık boşaltma zamanı.
Daha yaşın kaç senin!
Hadi bırak artık şu hüzünlü oyuncu rollerini.
Gözyaşı o minik yanaklara yakışıyor mu hiç.
Hadi kaldır başını, sil o yaşları.
Gökkuşağına az kaldı.
Görüyor musun rengarenk!
Yağmur ardına gelen bir peridir o.
Her damlanın ardına, gelen güzellikler biriktirelim artık.
Oyunculara,dublörlere,sahneye ihtiyacımız yok.
Tut elimden, şimdi yola koyulma zamanı.
Gökkuşağına doğru gideceğiz!
Grinin olmadığı diyarlara yol alalım.
Senin için ceplerimde küçük kalpler biriktirdim .
Artık kesiklerin olmayacak.
11 Haziran 2017 Pazar
#KIRIK AYNA#
Hayatlarımıza bazen denge düzenleyeceğine inandığımız insanlar gelir,
Size gülümsemeyi öğretirler.
Değneklerinizi bıraktırırlar ve kendisine yaslanmanızı isterler.
Dünya'nın gri olmadığını, bir gökkuşağı gibi rengarenk olduğunu gösterirler.
Tünellerin karanlık olmadığını, İçinde ışıklar olduğunu öğretirler.
Tek bir mumun, bütün bir odayı aydınlatabileceğini gösterirler.
Lanet bir adaptasyon sürecinden geçtikten sonra,
Kaynayan lavlar, büyük bir patlamayla dağılır dört bir yana.
Anlarsınız ki, denge sadece bir semboldür.
Aslında odalar bir mumla aydınlanamaz...
Attığımız değnekler gidince, tökezleriz ve toparlanmak zaman alır...
Zaman kavramı, sizi sadece uyandırır.
İçine düştüğünüz simülasyondan uyanmak bir akıl yitimidir.
Ciddi bir işlevsel bozukluktur.
Bazen kurgu önceden yazılır.
Siz sadece oynamak zorunda kalırsınız.
Sonucun size büyük bir değişimle, döneceğini bile bile oynarsınız.
Beynin kendisini öne attığı,
Bilinç altının intihar ettiği bir sanat gösterisiydi bu.
Anlamak biraz zaman almıştı.
Sırtında taşıdığı küçük öyküleri, bugün bir bir bıraktı...
Rahatlamamıştı... Ama neden-sonuç ilişkisini çözmek iyi gelmişti.
Aynı yollar, çıkmaz sokaklarla buluşur.
Bu yüzden, her zaman en yenisine doğru adım atmalı,
Yolun sonunda takılacağın taşları bilmeye gerek yok.
Düşmek kelimesi uçmak gibi...
Hissizleştiriyor insanı,
Avuçlarından oluk oluk kan aksa bile, acı hissi yok...
Öfke, bir aynada buluşuyor...
Şimdi en dingin, en sessiz oyuncu sensin!
Suratın, tatlı yiyen bir insanın hoşnutluğunu taşıyor.
İnsan bir kere cenazede hüngür hüngür ağlar,
O da ölüm algısını kabullenemediği için.
Kara toprağın soğukluğunu hisseden bir ruh için;
Kelime oyunları anlamsızdır.
Duymayan bir insana şarkı söylemek gibi,
Duymadığı bir şeyin bir anlamı yoktur.
25 Nisan 2017 Salı
#EŞEKLER CEMİYETİ#
Ne acınası hayatlarınız var!
Hepiniz dürüstlük için ötüyorsunuz!
Yalancılıktan tiksinir gibi, aptal suratlarınızı ekşitiyorsunuz.
Gel gelelim hepiniz çok iyi laf cambazısınız.
İpe un serip, tek düze yürümeye devam ediyorsunuz.
Beyniniz otomatik yalan makinasına dönmüş belki de!
Ne acınası hayatlarınız var!
Herkes sevgisizlik naraları atıyor,
Sokaktan sevgi satın almaya çalışan siz zavallılar değil misiniz?
Bir beşlik kağıtla, kendini zengin zanneden sefillersiniz.
İnsanları kağıtlarla satın alabileceğine inanan, eşekler cemiyetisiniz!
O halde size binmelerine müsamaha göstereceksiniz!
Az şikayet edin yahu!
Sizi görenler; elbisenize gösterdiği saygıyı, belki size de gösterir!
İki çift göz, görme engellilerde de var,
Ama siz körkütük körsünüz.
Gördükleriniz şizofreni başlangıcı olabilir.
Sağda solda namus ayaklarına yatanlarınıza ayar oluyorum.
Çamur attıklarınızdan alacağınız namus dersleri var.!
Doğrusunu söylemek gerekirse dillerinizi kesmek lazım!
Laf söyletmediğiniz dürüstlüğünüzden, dem vuramazdınız hiç değilse,
Namus çarkına sıkışmazdınız!
Kimliksizliğinizi gizleyemezdiniz!
Körlüğünüzü lekelemezdiniz!
Acıyorum sizlere.
Rol yapamıyorum sizin gibi.
Aptal rolü oynayamıyorum.
Papağan sürüsünden kaçıyorum.
Kendi aynalarınızdaki karakterlere sığınan zavallılarsınız.
Hüzünlü sonlar var elbet.
Ama sizler her daim kendi yansımalarınızla yürürsünüz.
Bu yüzden yanınızdakilerle cehenneminizi yaratırsınız.
Bu da beklenen mutlu sonlara sıkıştırır sizi!!!
Karanlık kalplerinizle beraber, uçurumdan düştüğünüzü hayal etmek huzur verici.
Kulakları sağır eden, çıkarcı laflarınız bitmedi mi?
Yılanı tatlı dille delikten çıkarınca ne olacak?
Ya bu yılan sinirlenirse neler olabilir?
Emin olun hayal bile edemez siniz!!!
Hepiniz dürüstlük için ötüyorsunuz!
Yalancılıktan tiksinir gibi, aptal suratlarınızı ekşitiyorsunuz.
Gel gelelim hepiniz çok iyi laf cambazısınız.
İpe un serip, tek düze yürümeye devam ediyorsunuz.
Beyniniz otomatik yalan makinasına dönmüş belki de!
Ne acınası hayatlarınız var!
Herkes sevgisizlik naraları atıyor,
Sokaktan sevgi satın almaya çalışan siz zavallılar değil misiniz?
Bir beşlik kağıtla, kendini zengin zanneden sefillersiniz.
İnsanları kağıtlarla satın alabileceğine inanan, eşekler cemiyetisiniz!
O halde size binmelerine müsamaha göstereceksiniz!
Az şikayet edin yahu!
Sizi görenler; elbisenize gösterdiği saygıyı, belki size de gösterir!
İki çift göz, görme engellilerde de var,
Ama siz körkütük körsünüz.
Gördükleriniz şizofreni başlangıcı olabilir.
Sağda solda namus ayaklarına yatanlarınıza ayar oluyorum.
Çamur attıklarınızdan alacağınız namus dersleri var.!
Doğrusunu söylemek gerekirse dillerinizi kesmek lazım!
Laf söyletmediğiniz dürüstlüğünüzden, dem vuramazdınız hiç değilse,
Namus çarkına sıkışmazdınız!
Kimliksizliğinizi gizleyemezdiniz!
Körlüğünüzü lekelemezdiniz!
Acıyorum sizlere.
Rol yapamıyorum sizin gibi.
Aptal rolü oynayamıyorum.
Papağan sürüsünden kaçıyorum.
Kendi aynalarınızdaki karakterlere sığınan zavallılarsınız.
Hüzünlü sonlar var elbet.
Ama sizler her daim kendi yansımalarınızla yürürsünüz.
Bu yüzden yanınızdakilerle cehenneminizi yaratırsınız.
Bu da beklenen mutlu sonlara sıkıştırır sizi!!!
Karanlık kalplerinizle beraber, uçurumdan düştüğünüzü hayal etmek huzur verici.
Kulakları sağır eden, çıkarcı laflarınız bitmedi mi?
Yılanı tatlı dille delikten çıkarınca ne olacak?
Ya bu yılan sinirlenirse neler olabilir?
Emin olun hayal bile edemez siniz!!!
16 Nisan 2017 Pazar
#ÖLÜME HAYAT KAT#
Nefret kokan bir şiirsin sen
Ah be güzel gözlü kadın,
Gözlerin büyülü,
Ama şiirler bana nefret etmeyi öğretti.
Şimdi inleyen mısralarda gizli hıçkırıkların.
Andın değil mi?
Korktun değil mi?
Kindar olmadın hiç
Ama her gece hıçkırıklarla uyudun.
Eller alıp götürdü hayallerini,
Hissiz kaldın şimdi.
Uyuma telaşı sarmış seni,
Bir o kadar da korku dolusun.
Ninnilerle büyüttüler bizleri.
Ama sen ağıtlarla büyümüşsün.
Ölümün soğuk gölgesi arkanda duruyor.
Nefes almadan nasıl yaşıyorsun?
Huzursuz saatlerin başladı yine.
Tik Tok Tik Tok!!!!
Azrail ve sen ,
Bir satranç oyunu bu.
İlk hamla kimdeyse, kazanan o oluyor.
Suskunluk en huzur dolu saat derdin,
Susmak en güzel sohbet seninle.
Ölüme 5 kala gelip geçiyor boşluğun.
Gözlerin yine dolu,
Neden ağlamıyorsun,
Biliyorum sen buğulu bakmayı seviyorsun.
Sus be kadın.
Konuşma şu gözlerle!
Kalk git artık. ,
Tahammül edemiyorum sana da, gözlerine de.
Tanrı şahidim ki, bazen gözlerini oymak istiyorum.
Ama el benim, göz benim...
Nasıl olacak ki?
Katil öldüreceği kişiyi tanımamalı derler.
Hergün gözlerine bakıp durduğun kurbanı,
Ölüm çemberine adım adım çekmek nasıl bir şey?
Oyunbazım ben,
Kendimi kendimle imha ederim.
Korku güce güç,
Cesarete cesaret, ölüme hayat katar derler.
Ah be güzel gözlü kadın,
Gözlerin büyülü,
Ama şiirler bana nefret etmeyi öğretti.
Şimdi inleyen mısralarda gizli hıçkırıkların.
Andın değil mi?
Korktun değil mi?
Kindar olmadın hiç
Ama her gece hıçkırıklarla uyudun.
Eller alıp götürdü hayallerini,
Hissiz kaldın şimdi.
Uyuma telaşı sarmış seni,
Bir o kadar da korku dolusun.
Ninnilerle büyüttüler bizleri.
Ama sen ağıtlarla büyümüşsün.
Ölümün soğuk gölgesi arkanda duruyor.
Nefes almadan nasıl yaşıyorsun?
Huzursuz saatlerin başladı yine.
Tik Tok Tik Tok!!!!
Azrail ve sen ,
Bir satranç oyunu bu.
İlk hamla kimdeyse, kazanan o oluyor.
Suskunluk en huzur dolu saat derdin,
Susmak en güzel sohbet seninle.
Ölüme 5 kala gelip geçiyor boşluğun.
Gözlerin yine dolu,
Neden ağlamıyorsun,
Biliyorum sen buğulu bakmayı seviyorsun.
Sus be kadın.
Konuşma şu gözlerle!
Kalk git artık. ,
Tahammül edemiyorum sana da, gözlerine de.
Tanrı şahidim ki, bazen gözlerini oymak istiyorum.
Ama el benim, göz benim...
Nasıl olacak ki?
Katil öldüreceği kişiyi tanımamalı derler.
Hergün gözlerine bakıp durduğun kurbanı,
Ölüm çemberine adım adım çekmek nasıl bir şey?
Oyunbazım ben,
Kendimi kendimle imha ederim.
Korku güce güç,
Cesarete cesaret, ölüme hayat katar derler.
8 Nisan 2017 Cumartesi
#KEFEN TELAŞI#
Zaman bir akarsu gibi,
Durmaya veya yavaşlamaya mecali yoktu.
Sessiz sedasız ilerliyordu yoluna,
Biliyordu ki durduğu an, taşacaktı!
Durmamakta her daim direniyordu.
Kendi yolundan şaşmıyordu, yol kıvrımlarına giriyordu.
Ancak ara yoldan, ana yola dönüp duruyordu.
Yaşlı adam sokağın ortasında, elinde peçetelerle;
Huzura yolculuk! diye bağırıyordu.
Kalabalık yoluna devam ediyordu.
Dönüp sormaya mecali yoktu kimsenin,
Susmayı öğrenen idiot takımıydık.
Sormadan tamam demeyi öğrenmiştik.
Anlamadan, konuşmak güzel geliyordu.
Hava soğudukça, ter basıyor numarası yapmaya devam etti.
Dayanamadı yaşlı kalbi,
Her akşam dikildiği köşe başında, kalbi durdu.
Yüzünde bir tebessüm vardı.
Ardında bıraktığı mendiller kalmıştı.
Bir kefen telaşı sardı insancıkları,
Beden neydi ki ne olacaktı.
Bırakmalıydı artık böceklere.
Her daim insan yiyici olmamalıydı...
Sonuçta çürüme kaçınılmazdı.
Yakıp kül olmalıydı,
Ki kurtuluşa varan yol buydu.
İdrak etmek çok zordu belki de!
Büyük acı, sonsuzluk girdabına haps olmaya mahkumdu.
Kurtuluş hikayeleri anlatıp durdu büyücü kadın,
Dinledikçe inandırmıştı,
Sesindeki titreklik, korkusunu ele veriyordu.
Korku inancı gölgeleyen bir perdeymiş.
İnkarın eşiğinde, pençeleriyle gerçeğiyle yüzleşiyordu.
İçinde bir katliam baş göstermişti.
Gecikmişti!
Konuşmaya devam ediyordu,
Ancak boşa yapılan bir demolojiydi.
Önceden hazırlanmış, ezberciydi.
Anlam vermek aptallıktı.
Kulaklar tıkandı, onca gürültü bitmişti.
Sona giden gitmeli,
Başa saran tekrara mecburdu.
Düzelmeyecekti bu zaman algısı...
Durmaya veya yavaşlamaya mecali yoktu.
Sessiz sedasız ilerliyordu yoluna,
Biliyordu ki durduğu an, taşacaktı!
Durmamakta her daim direniyordu.
Kendi yolundan şaşmıyordu, yol kıvrımlarına giriyordu.
Ancak ara yoldan, ana yola dönüp duruyordu.
Yaşlı adam sokağın ortasında, elinde peçetelerle;
Huzura yolculuk! diye bağırıyordu.
Kalabalık yoluna devam ediyordu.
Dönüp sormaya mecali yoktu kimsenin,
Susmayı öğrenen idiot takımıydık.
Sormadan tamam demeyi öğrenmiştik.
Anlamadan, konuşmak güzel geliyordu.
Hava soğudukça, ter basıyor numarası yapmaya devam etti.
Dayanamadı yaşlı kalbi,
Her akşam dikildiği köşe başında, kalbi durdu.
Yüzünde bir tebessüm vardı.
Ardında bıraktığı mendiller kalmıştı.
Bir kefen telaşı sardı insancıkları,
Beden neydi ki ne olacaktı.
Bırakmalıydı artık böceklere.
Her daim insan yiyici olmamalıydı...
Sonuçta çürüme kaçınılmazdı.
Yakıp kül olmalıydı,
Ki kurtuluşa varan yol buydu.
İdrak etmek çok zordu belki de!
Büyük acı, sonsuzluk girdabına haps olmaya mahkumdu.
Kurtuluş hikayeleri anlatıp durdu büyücü kadın,
Dinledikçe inandırmıştı,
Sesindeki titreklik, korkusunu ele veriyordu.
Korku inancı gölgeleyen bir perdeymiş.
İnkarın eşiğinde, pençeleriyle gerçeğiyle yüzleşiyordu.
İçinde bir katliam baş göstermişti.
Gecikmişti!
Konuşmaya devam ediyordu,
Ancak boşa yapılan bir demolojiydi.
Önceden hazırlanmış, ezberciydi.
Anlam vermek aptallıktı.
Kulaklar tıkandı, onca gürültü bitmişti.
Sona giden gitmeli,
Başa saran tekrara mecburdu.
Düzelmeyecekti bu zaman algısı...
6 Nisan 2017 Perşembe
#TOPRAĞA GÖMÜLÜ PRANGALAR#
Ölüm kelimesi sisli bir hava gibidir.
Gelir ve gider...
Alır götürür bütün her şeyini.
Boş gözlerle güne başlarsın.
Duygu boşluğu en şiddetli sarsıntısıyla alır seni,
Sürükler en olmadık çamura.
Karanlık her çöktüğünde, aydınlanırsın.
Gün doğduğunda silikleşirsin.
Varlık olgusu bir girdap misali,
Döner döner durur!
Mide bulantısıyla bakarsın karanlık gölgelere.
Adım adım yoksullaşır kimlikler.
Kimliksiz bir kararlılıkla koşarsın,
Ancak realite dedikleri bu olmalı ki!
Kimliksizler senden önce orada olur.
Sen gerisin geri arkada kalıp sıkışırsın girdaba.
Tek kişiye bile dahi yer kalmamıştır.
Silik silüetler yerini alırken,
Kimliği belirgin olanlar, sığmazlar toprak üstüne.
Ah şimdi söyle bana aCANIM benim!!!
Ha varım ha yokum!
Kim için var?
Kim için yok?
Tanrı, Allah,Şiva, yehova sadece kelime oyunu.
Net bir şey var, suretlerinden yarattığı canlı toplulukları!
Peki ama ne bu lades.
Ben kazanırsam ne olacak?
Sen kazanırsan ne olacak?
Dön ve bir bak toprağa!
Kemikler dışarıda kalmış,
Cesetler sığmıyor yere göğe.
Annelerin göğüsleri boş,
Çocukların bedenlerinin yarısı yok!
E be yarim...
Ne olacak şimdi?
Kim kimi vurdu ki de, bu oldu?
1 Nisan 2017 Cumartesi
#SAKLI PARAVAN#
Sessizce mırıldandığı bir ninniydi.
Şimdi ise hıçkıra hıçkıra mırıldandığı bir ağıt oluvermişti.
Sessizliğe boyun eğmişti.
Gölgesinde yattığı ağaç ihanet etmişti.
Güneşin önünde çıplak kalmıştı.
Soluk alıp, vereceği bir köşe yoktu.
Dinlenmek bir yana,
Kafasını kaldıracağı bir gölge yoktu.
Güneş tüm gücüyle parlıyordu.
Bütün görseli silikti.
Sadece belli belirsiz kareler vardı.
Kendisine sormaya korktuğu sorular beyninde inliyordu,
İnlemeler arttıkça, ağıdını daha derin mırıldanıyordu.
Mırıldandıkça, olup bitenler silikleşiyordu.
'Yeniden tanrıya dönüş' dedi ve sustu.
Kabulleniş tamamlanmıştı.
Bütün ses kalabalığı son bulmuştu.
Şimdi artık sadece kendisi vardı.
Aniden sesler artmıştı.
Önünde duran anlamsız kalabalığa bakakaldı.
Önünde boylu boyunca yatan cisime baktı.
İnsanlar korkuyla bakıyordu ona.
Boş gözlerle önündeki cisime baktı,
Ve yürümeye başladı.
Bütün sesler geride kalmıştı.
Göğsünde bir sancı vardı.
Avuçlarında kan vardı.
Artçı bir sarsıntıydı.
Daha büyüğü gelecekti.
Sadece durmaması gerekiyordu.
Gitmeli.. gitmeli,
Durduğu an en sona gidecekti.
Bitmesi gereken bir film şeridiydi.
Sonsuz bir fragmanla yaşıyordu.
Ancak ceset, cisimsel bir paravana girmişti.
Şimdi ise yeni bir sahne başlıyordu.
Şimdi ise hıçkıra hıçkıra mırıldandığı bir ağıt oluvermişti.
Sessizliğe boyun eğmişti.
Gölgesinde yattığı ağaç ihanet etmişti.
Güneşin önünde çıplak kalmıştı.
Soluk alıp, vereceği bir köşe yoktu.
Dinlenmek bir yana,
Kafasını kaldıracağı bir gölge yoktu.
Güneş tüm gücüyle parlıyordu.
Bütün görseli silikti.
Sadece belli belirsiz kareler vardı.
Kendisine sormaya korktuğu sorular beyninde inliyordu,
İnlemeler arttıkça, ağıdını daha derin mırıldanıyordu.
Mırıldandıkça, olup bitenler silikleşiyordu.
'Yeniden tanrıya dönüş' dedi ve sustu.
Kabulleniş tamamlanmıştı.
Bütün ses kalabalığı son bulmuştu.
Şimdi artık sadece kendisi vardı.
Aniden sesler artmıştı.
Önünde duran anlamsız kalabalığa bakakaldı.
Önünde boylu boyunca yatan cisime baktı.
İnsanlar korkuyla bakıyordu ona.
Boş gözlerle önündeki cisime baktı,
Ve yürümeye başladı.
Bütün sesler geride kalmıştı.
Göğsünde bir sancı vardı.
Avuçlarında kan vardı.
Artçı bir sarsıntıydı.
Daha büyüğü gelecekti.
Sadece durmaması gerekiyordu.
Gitmeli.. gitmeli,
Durduğu an en sona gidecekti.
Bitmesi gereken bir film şeridiydi.
Sonsuz bir fragmanla yaşıyordu.
Ancak ceset, cisimsel bir paravana girmişti.
Şimdi ise yeni bir sahne başlıyordu.
20 Mart 2017 Pazartesi
#KALICI HASAR#
Bir simülasyondu olanlar.
Kımıldamadan hareket eden canlılar vardı.
Görmeye niyetlendiği hiçbir şeyi göremez olmuştu!
Sancıyan bir kalbi vardı,
Ciğerine kadar keder dolmuştu.
Mezarda inleyen çürümüş leşleri duymaktan bitap düşmüştü.
Gözleri ona ihanet ettiği için,
Gözlerini oymuştu.
Elleri ona annesini hatırlattığı için,
Ellerini kesmişti.
Şimdi bilmediği bir yola ilerlemek istiyordu.
Duymak istemiyordu artık.
Hissetmek istemiyordu.
Yorgundu.
Bitap düşmüştü.
Sonsuz uyku denen şeye inanmak istiyordu.
Çıkmazdaydı ruhu.
Dirilişin her saniyesini hergün yaşamaktan bıkmıştı.
Her gün tek tek anıları siliyordu.
Bir kara deliğe sıkışmıştı.
Her defasında bir hata yapıyordu.
Ve tekrar!!!
Son bir aydır sadece nefes alıyordu.
Ancak duymaktan usandığı seslerden kurtulamamıştı.
Hades şimdi başka bir dünya bahşetmişti ona.
Ancak bu yetmiyordu.
Amaçsız ruhlardan bıkmıştı.
Ateşin yarattığı büyülü dünya son vermişti.
Şimdi sadece gökyüzü vardı.
İçinde yanan o özlemi söndüremiyordu.
Oysa şimdi her şey daha netti.
Kalıcı bir hasar vardı ortada.
İkilemde sıkışıp kalan bir ruhtu.
Ne ateş ne havaydı...
Şimdi sadece hiçbir şeydi.
Kımıldamadan hareket eden canlılar vardı.
Görmeye niyetlendiği hiçbir şeyi göremez olmuştu!
Sancıyan bir kalbi vardı,
Ciğerine kadar keder dolmuştu.
Mezarda inleyen çürümüş leşleri duymaktan bitap düşmüştü.
Gözleri ona ihanet ettiği için,
Gözlerini oymuştu.
Elleri ona annesini hatırlattığı için,
Ellerini kesmişti.
Şimdi bilmediği bir yola ilerlemek istiyordu.
Duymak istemiyordu artık.
Hissetmek istemiyordu.
Yorgundu.
Bitap düşmüştü.
Sonsuz uyku denen şeye inanmak istiyordu.
Çıkmazdaydı ruhu.
Dirilişin her saniyesini hergün yaşamaktan bıkmıştı.
Her gün tek tek anıları siliyordu.
Bir kara deliğe sıkışmıştı.
Her defasında bir hata yapıyordu.
Ve tekrar!!!
Son bir aydır sadece nefes alıyordu.
Ancak duymaktan usandığı seslerden kurtulamamıştı.
Hades şimdi başka bir dünya bahşetmişti ona.
Ancak bu yetmiyordu.
Amaçsız ruhlardan bıkmıştı.
Ateşin yarattığı büyülü dünya son vermişti.
Şimdi sadece gökyüzü vardı.
İçinde yanan o özlemi söndüremiyordu.
Oysa şimdi her şey daha netti.
Kalıcı bir hasar vardı ortada.
İkilemde sıkışıp kalan bir ruhtu.
Ne ateş ne havaydı...
Şimdi sadece hiçbir şeydi.
7 Mart 2017 Salı
#ÖĞÜTLERE YÜRÜ#
Her şey tam anlamıyla kopuktu.
Hayata dair sinyal gücüm azaldığı şu günlerde,
Kendimle kalmaya ihtiyacım vardı.
Sadece kendi nefesimi duymak istiyordum.
Boş kalabalık nefes aldırmıyordu.
Bitip tükenmek bilmeyen talepleri son bulmuyordu.
İstikrarsızca hareket ediyorlardı.
Ben ise inadına istikrarımı bozmuyordum.
Dedemin bana öğrettiği en büyük şey buydu.
Her zaman yürüdüğün çizgiyi bozmamak.
Girdiğin yolun sonu olmasa bile dönmemek...
Kulaklarımda çınlayan şu cümle;
'Bilesin ki yolun sonu yoksa bile, Nereden merdiven çıkacağını bilemezsin'
Beklemeyi öğrenmelisin evlat.
Sükunetini bozmamalısın.
Unutma ki; 'Ağzın dili varsa; bıçağın da sırtı var...'
Gölgelere inat yürü!
Karabasanlı bir geceden geldi gölgeler,
Susarak büyütüyordum onları.
Gittikçe büyüyen bir boşluktu.
Şizofrence sayıkladığım bir araftı.
Müptelası olduğum bir acıydı.
İnadına üstüne gidiyordum.
Üstüne gittikçe kayboluyordum.
Her kayboluşta, bir şey daha eksilir hale geliyordu.
Son bulmadan devam eden bir döngüydü bu.
Hayata dair sinyal gücüm azaldığı şu günlerde,
Kendimle kalmaya ihtiyacım vardı.
Sadece kendi nefesimi duymak istiyordum.
Boş kalabalık nefes aldırmıyordu.
Bitip tükenmek bilmeyen talepleri son bulmuyordu.
İstikrarsızca hareket ediyorlardı.
Ben ise inadına istikrarımı bozmuyordum.
Dedemin bana öğrettiği en büyük şey buydu.
Her zaman yürüdüğün çizgiyi bozmamak.
Girdiğin yolun sonu olmasa bile dönmemek...
Kulaklarımda çınlayan şu cümle;
'Bilesin ki yolun sonu yoksa bile, Nereden merdiven çıkacağını bilemezsin'
Beklemeyi öğrenmelisin evlat.
Sükunetini bozmamalısın.
Unutma ki; 'Ağzın dili varsa; bıçağın da sırtı var...'
Gölgelere inat yürü!
Karabasanlı bir geceden geldi gölgeler,
Susarak büyütüyordum onları.
Gittikçe büyüyen bir boşluktu.
Şizofrence sayıkladığım bir araftı.
Müptelası olduğum bir acıydı.
İnadına üstüne gidiyordum.
Üstüne gittikçe kayboluyordum.
Her kayboluşta, bir şey daha eksilir hale geliyordu.
Son bulmadan devam eden bir döngüydü bu.
25 Şubat 2017 Cumartesi
#MASKELİ BALO#
Emanet bir gülüş satın aldım.
Eskimeye yüz tuttukça,
Yenisini almaya devam ediyorum.
Bazı şeylerle baş etmek daha kolaylaştı.
Tek bir şeyi atlıyor insan,
Kendini de kandırmaya başlıyorsun.
Sahte gülüşün ardında yatanları askıya kaldırdım.
Görüş alanım bulanık.
Depresif bir dünya'ya inat,
Kendime kandırış serzenişleri yüklüyorum.
Şizofrence bir oyunla başbaşayım.
Kimseye kimi yüklemeye gerek yok.
Kelime dağıtmaya da gerek yok.
Sislere doğru hızla yürüyorum.
Kendimce huzur akan bir gölgenin altındayım.
Onlarca insancığın karanlığından saklanıyorum.
Maskesiz olana saygım sonsuz.
Ancak maskeli gölgelerinizden saklanıyorum.
Hayırlara sığınıyorum.
Kendimi kendimle var ediyorum.
Aptallık oyununuzda size başarılar.
Görüyorum!
Duyuyorum!
Biliyorum!
Hayatımda oyunlara ihtiyacım yok.
Tablodaki cam kırık,
Fotoğraf gölgeli,
Düne ihtiyacı yok yarınların.
Bugünün de yarına ihtiyacı yok.
Şimdi şimdi ile mutlu.
Anlam kalabalığına gerek yok.
Sahte bir hayal kurmaktansa,
Karanlığın içinde yıldızlara bakmak...
En basit hayat kavgasıdır.3
22 Şubat 2017 Çarşamba
#GÖLGENİN HEYECANI#
Soluk alışları azalmıştı,
Gözleri gölgeliydi,
Artık bedeni boş bir çuvaldan farksızdı.
Bunu anlamak 15 dk mı aldı.
Cansızca kollarımdaki bedeni bir boşluğa düşmeme neden oldu.
Sessizleşmişti her şey,
Enerji atmosferim sarsılmıştı.
Kollarıma doğru son kez adım atışı,
Gölgesiz bir heyecandan ibaretti.
Karanlığın soğukluğu onu çoktan almıştı.
O, benim için ;dengesizliğin içinde bir dengeydi.
Bir başka karanlık boyuta ilerleyişi çok öncedendi.
Fakat sadece geçiş kapısında oyalanışı,beni avutmuştu.
Boş bir umut içinde süzülmeme izin verilmişti.
Umut gölgeyi var eden başka bir saçmalıktı.
Şimdi umutsuz ve huzurluyum.
Yaşanan her şey bir ikilemden ibaret.
Denge diye inleyen,
Düzen çığlığı atan her insancık embriyoları,
Şimdilerde boş bir havuzda süzülmeye devam ediyorlar.
Ziftin içinde kayboluşlarını izlemek bana huzur veriyor.
Onlar suda olduklarına inandıkça,
Mutlu olduklarını dile getirip,
Var olmayan şeylerden bahsedişleri...
Kendime getiriyor beni.
Gerçeklik algımın değiştiği doğru.
7 Şubat 2017 Salı
#DİPTEKİ GÖLGE#
Her şey kassal bir sancı kadar görünmez.
Şimdi bir karar vermeli,
Ya var olmalı ya da yok olmalı.
Kas sancısı yok sayılamayacak kadar ağrılı.
Fakat ağrıyı sadece hisseden bilir.
Sonuçta görünürde bir şey yok.
Her şey olağan ve güzel dururken,
Kim görünmeyen bir şikayeti saysın ki!
Mevsimsel bir vurdumduymazlık sarsa ruhumu,
Kar mı, yağmur mu, şimşek mi... Umrumda olmasa...
Bedenime bir ağacın görevini yüklemeden,
Toprağımı değiştirsem...
Ruhumun hak ettiği meyvelere sarılsam...
Bir gölgeye sığınmaya ihtiyacım olmadan rahatlasam.
Söylesene mümkün mü?
Sessizliğe luzüm yok,
Ben zaten saymıyorum ölü heceleri.
Boş kuyudaki sese ihtiyacım yok,
Kuyunun dibinde kalana,dipteki dostluk kafi
Görünmez şikayet; sağır kulağı inletirken,
Duyabilen sağır rolü yapmaya mecbur kalır.
Şimdi ne bir iniltiye,
Ne de bir kelimeye gerek var.
Söz zamanında, taş yerinde...
Şimdi bir karar vermeli,
Ya var olmalı ya da yok olmalı.
Kas sancısı yok sayılamayacak kadar ağrılı.
Fakat ağrıyı sadece hisseden bilir.
Sonuçta görünürde bir şey yok.
Her şey olağan ve güzel dururken,
Kim görünmeyen bir şikayeti saysın ki!
Mevsimsel bir vurdumduymazlık sarsa ruhumu,
Kar mı, yağmur mu, şimşek mi... Umrumda olmasa...
Bedenime bir ağacın görevini yüklemeden,
Toprağımı değiştirsem...
Ruhumun hak ettiği meyvelere sarılsam...
Bir gölgeye sığınmaya ihtiyacım olmadan rahatlasam.
Söylesene mümkün mü?
Sessizliğe luzüm yok,
Ben zaten saymıyorum ölü heceleri.
Boş kuyudaki sese ihtiyacım yok,
Kuyunun dibinde kalana,dipteki dostluk kafi
Görünmez şikayet; sağır kulağı inletirken,
Duyabilen sağır rolü yapmaya mecbur kalır.
Şimdi ne bir iniltiye,
Ne de bir kelimeye gerek var.
Söz zamanında, taş yerinde...
29 Ocak 2017 Pazar
#İSİMSİZ SÖZLÜK#
İsimsiz bir sözlüktük
Sessizliğe haps olduk
Bir grevdi yaşadığımız
Ya var olacaktık ya da...
Küslük var olan bir varoluştu
Sessiz sedasız bir iniltiydi şimdi herşey..
Susma zamanıydı belki de
Fakat olmuyordu
Çığlık çığlığa geçiyordu her şey
Konuşmak anlamsızdı
İnsan en çok da sustuğu zaman kendisiydi.
Konuşmayı oldum olası sevmem
Anlamak isteyen anlar her türlü...
Daraldı kafes
Nefesler önemsizdir
Sesler anlamsız...
Suskunkuğun sonsuz zaferi
Nefes alma
Kendin kal
İnsan ol
Var olmayı öğren
Nefes alarak insancık olma!!!
Oku ve düşün evlat!!!!
İnsan olmanın temel gereksinimi???
Sessizliğe haps olduk
Bir grevdi yaşadığımız
Ya var olacaktık ya da...
Küslük var olan bir varoluştu
Sessiz sedasız bir iniltiydi şimdi herşey..
Susma zamanıydı belki de
Fakat olmuyordu
Çığlık çığlığa geçiyordu her şey
Konuşmak anlamsızdı
İnsan en çok da sustuğu zaman kendisiydi.
Konuşmayı oldum olası sevmem
Anlamak isteyen anlar her türlü...
Daraldı kafes
Nefesler önemsizdir
Sesler anlamsız...
Suskunkuğun sonsuz zaferi
Nefes alma
Kendin kal
İnsan ol
Var olmayı öğren
Nefes alarak insancık olma!!!
Oku ve düşün evlat!!!!
İnsan olmanın temel gereksinimi???
#ÇÖP POŞETİ#
Kısa ve basitti
Hayatın her sürümü basittir
Detaya yer yok.
Oysa insanlık sürümü güncellendikçe günceller kendini.
Vican ve merhamet en önemlisi.
Her insancık sürümü bunu güncelleyemez...
Şimdi ölümün verdiği bir grilik var gözlerde
Hüzün, mutluluk, keder, hasret....
Karmaşıktı...
Hadesin verdiği bir yetkiydi her şey.
Gölgesizdi bütün ruhlar,
Tanrı inliyordu
Anlam veremiyordu olanlara.
Hep tekrar ediyordu kendisine; "onu ben yarattım!!!"
-"onu ben alacaktım."
Bu robotik sürümün ne olduğuna anlam veremedi ve bağırmaya devam etti.
Dünya sarsıntı sancısı çekiyordu,
Patlayışa ramak kalmıştı.
Oysa tanrı insancığı artık istemiyordu.
Hergün kendinden bir damla verdiği filizleri yok oluyordu.
Her yok oluş ruhunda bir grilik bırakıyordu
Artık Karmaşıktı...
Nefret doluydu
Lilithi anlıyordu..
Sessizce meryemi anlamaya zorladı kendisini,
Yeniden merhamet dolmalıydı...
Olmuyordu...olmuyordu..
İnsanlığın dediği gibi;
Beden bir çöp poşetine atılmalıydı...
Hayatın her sürümü basittir
Detaya yer yok.
Oysa insanlık sürümü güncellendikçe günceller kendini.
Vican ve merhamet en önemlisi.
Her insancık sürümü bunu güncelleyemez...
Şimdi ölümün verdiği bir grilik var gözlerde
Hüzün, mutluluk, keder, hasret....
Karmaşıktı...
Hadesin verdiği bir yetkiydi her şey.
Gölgesizdi bütün ruhlar,
Tanrı inliyordu
Anlam veremiyordu olanlara.
Hep tekrar ediyordu kendisine; "onu ben yarattım!!!"
-"onu ben alacaktım."
Bu robotik sürümün ne olduğuna anlam veremedi ve bağırmaya devam etti.
Dünya sarsıntı sancısı çekiyordu,
Patlayışa ramak kalmıştı.
Oysa tanrı insancığı artık istemiyordu.
Hergün kendinden bir damla verdiği filizleri yok oluyordu.
Her yok oluş ruhunda bir grilik bırakıyordu
Artık Karmaşıktı...
Nefret doluydu
Lilithi anlıyordu..
Sessizce meryemi anlamaya zorladı kendisini,
Yeniden merhamet dolmalıydı...
Olmuyordu...olmuyordu..
İnsanlığın dediği gibi;
Beden bir çöp poşetine atılmalıydı...
12 Ocak 2017 Perşembe
#ALDATMACA#
Araladı kefenini
Yüreği çığlık çığlığaydı
Son zifti de içmişti
Beti benzi gitmiş bir adamla bekliyordu.
Masalların kirli kimliğine gizlenmişti
Saklanmak güvende hissettirmişti.
Oysaki hiddetinin amacı yoktu.
Boş bir serzenişe sığdırmıştı bütün öfkesini.
Şimdi perdenin öteki tarafına değmişti.
Bağlaçların anlamsızlığı artık rahatsız etmiyordu.
İşte şimdi hazırlık aşamasını bir adım geçmişti.
Fakat vadesi vardı.
Bütün benlik akmalıydı.
Yıkılmalıydı küçük köprüler,
Kapı kilitleri kırılmalıydı...
Anlam bütünlüğü yoktu kelimelerin.
Kelime oyunları artık haz vermiyordu.
Mitolojik hikayelerden ibaretti hayatlar,
Çirkinliği gizleyen karanlık kadar aldatmacaydı,
Adeta Kurgu çalıntıydı.
Sessizliği bozmaya çalışan bir sağırdı,
Kelimeleri anlamlı kılmaya çalışan bir dilsizdi.
Kefenin içinde yatan soluk benzine baktıkça utandı,
En büyük haksızlığı kendine yapmıştı.
Yüreğini daraltan bir pişmanlıkla bakıyordu kendine.
Dönüşü kaybetmişti.
Zamansızlık çaresizliğiyle çarpılmıştı.
Yüreği çığlık çığlığaydı
Son zifti de içmişti
Beti benzi gitmiş bir adamla bekliyordu.
Masalların kirli kimliğine gizlenmişti
Saklanmak güvende hissettirmişti.
Oysaki hiddetinin amacı yoktu.
Boş bir serzenişe sığdırmıştı bütün öfkesini.
Şimdi perdenin öteki tarafına değmişti.
Bağlaçların anlamsızlığı artık rahatsız etmiyordu.
İşte şimdi hazırlık aşamasını bir adım geçmişti.
Fakat vadesi vardı.
Bütün benlik akmalıydı.
Yıkılmalıydı küçük köprüler,
Kapı kilitleri kırılmalıydı...
Anlam bütünlüğü yoktu kelimelerin.
Kelime oyunları artık haz vermiyordu.
Mitolojik hikayelerden ibaretti hayatlar,
Çirkinliği gizleyen karanlık kadar aldatmacaydı,
Adeta Kurgu çalıntıydı.
Sessizliği bozmaya çalışan bir sağırdı,
Kelimeleri anlamlı kılmaya çalışan bir dilsizdi.
Kefenin içinde yatan soluk benzine baktıkça utandı,
En büyük haksızlığı kendine yapmıştı.
Yüreğini daraltan bir pişmanlıkla bakıyordu kendine.
Dönüşü kaybetmişti.
Zamansızlık çaresizliğiyle çarpılmıştı.
8 Ocak 2017 Pazar
#İNFAZ YOLU#
Saniye saniye değişen bir aylak kargaydı zaman,
Bulutlar toplanır, hüzünlenip kararırlardı,
Yağmur yağdıran tanrının inlemesiyle,
Dağılırlardı dört bir yana.
Karanlığın etrafı talan ettiği şu günlerde,
Kar bütün pisliği hapsedip,
Bir anda dışa atıvermeye yüz tut.
Demem o ki,
Kaçabilirisiniz ama saklanamazsınız.
Hayat kısa olduğu kadar,
Kendi yönetiminde uzun.
Bu tıpkı karların yere düşüşünü izlemek gibi.
Yavaş yavaş,
Adeta zamanı hiçe sayarcasına yavaştır.
Ta ki yağmurla karışana dek!
Duygu karmaşası insanın beyin felci geçirmesine neden olur.
İster öfke, ister korku...paranoya vs.
Hepsinin işlevi aynıdır.
Karşıdakini felce uğratmadan önce bir kere daha düşünün.
Sonuç karşı konulamaz bir düşman olabilir.
Ya da dengenizi içten içe sarsacak bir histeri yaratabilir.
Hayat akıl oyunlarından ibaret.
İyi oynadığınız sürece aktif olursunuz.
Kötüler her daim infaz yolundadır.
Bulutlar toplanır, hüzünlenip kararırlardı,
Yağmur yağdıran tanrının inlemesiyle,
Dağılırlardı dört bir yana.
Karanlığın etrafı talan ettiği şu günlerde,
Kar bütün pisliği hapsedip,
Bir anda dışa atıvermeye yüz tut.
Demem o ki,
Kaçabilirisiniz ama saklanamazsınız.
Hayat kısa olduğu kadar,
Kendi yönetiminde uzun.
Bu tıpkı karların yere düşüşünü izlemek gibi.
Yavaş yavaş,
Adeta zamanı hiçe sayarcasına yavaştır.
Ta ki yağmurla karışana dek!
Duygu karmaşası insanın beyin felci geçirmesine neden olur.
İster öfke, ister korku...paranoya vs.
Hepsinin işlevi aynıdır.
Karşıdakini felce uğratmadan önce bir kere daha düşünün.
Sonuç karşı konulamaz bir düşman olabilir.
Ya da dengenizi içten içe sarsacak bir histeri yaratabilir.
Hayat akıl oyunlarından ibaret.
İyi oynadığınız sürece aktif olursunuz.
Kötüler her daim infaz yolundadır.
4 Ocak 2017 Çarşamba
#SESSİZ UĞULTULAR#
Kıyıda kaldı çöplükler,
Oysaki girdaba kapılmalıydı.
Bütün pisliği etrafa saça saça kapandı.
Şizofrence kelimeler inliyor.
Gökyüzü kapkara bir oda adeta.
Zemin yok oldu.
İnsancıl olmayı kavramlar öğretirmiş,
Oysa şimdilerde kavram nedir?
Nefessiz kalmalıydı,
Ki gölgeler affetsin.
Kavramsal bir bozukluk çarptı!
Gölge oyununa döndü sahne.
Çaresizlik değildi.
Çözümün nefessiz kalmak olduğu, acıydı.
Mazoşist bir harekete kapıldı,
Sessizce çizilen bir ağaçtı.
Hepsi buydu!
Demirini ateşte eritip, şekil vermişti.
Şimdi anlıyordu ki,
Anlam kaymasıydı bütün benlik bilinci.
Şimdi kenarda durmuş,
Girdaba kapılmayı bekliyordu.
Uzun süren bir yoldu.
Kıyısı olmayan bir deniz,
Uçurumu olmayan bir yamaç...
Günü olmayan bir dünyadaydı.
Sonsuz bir hiçliğe girmişti...
Oysaki girdaba kapılmalıydı.
Bütün pisliği etrafa saça saça kapandı.
Şizofrence kelimeler inliyor.
Gökyüzü kapkara bir oda adeta.
Zemin yok oldu.
İnsancıl olmayı kavramlar öğretirmiş,
Oysa şimdilerde kavram nedir?
Nefessiz kalmalıydı,
Ki gölgeler affetsin.
Kavramsal bir bozukluk çarptı!
Gölge oyununa döndü sahne.
Çaresizlik değildi.
Çözümün nefessiz kalmak olduğu, acıydı.
Mazoşist bir harekete kapıldı,
Sessizce çizilen bir ağaçtı.
Hepsi buydu!
Demirini ateşte eritip, şekil vermişti.
Şimdi anlıyordu ki,
Anlam kaymasıydı bütün benlik bilinci.
Şimdi kenarda durmuş,
Girdaba kapılmayı bekliyordu.
Uzun süren bir yoldu.
Kıyısı olmayan bir deniz,
Uçurumu olmayan bir yamaç...
Günü olmayan bir dünyadaydı.
Sonsuz bir hiçliğe girmişti...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)