22 Haziran 2017 Perşembe

#TUT ELİMİ#

Sessizliğine sığınarak büyüyemezsin çocuk
Konuş hadi, anlat bana...
Neden gözlerin dolu dolu?
Dilini mi yuttun evladım?
Seni kim bıraktı ?
Nasıl bu kadar yalnız kaldın?
Ellerin üşümüş, burası çok soğuk!
Kalk hadi gidelim artık!

Gökkuşağı görüyorum...
Çok uzak olamaz!
Başka bir dünya'ya ihtiyacımız var,
Sevgi dolu, 
Korku kelimesinin anlamını hiç öğrenemeyeceğin bir dünya gerekli bize!
Tut elimi ve kapat gözlerini...
Neden titriyorsun?
Neden hıçkırıklara boğuldun?
Anlat bana!
Konuş lütfen, hiç olmazsa yüzüme bak!
Kollarındaki bu morluklar nasıl oldu?
Canın acıyor mu?

Belki de hiç konuşamayacağız seninle...
Korkma ellerinden tuttum! 
Asla bırakmayacağım seni...
Bak evladım, insanlar gelir ve giderler.
Ama sen hep kalan olursun!
Neden mi?
Çünkü sen yerini bilirsin ve gitmekle bocalamazsın kafanı.
Kirletmezsin yüreğini.
Yamalarla dolar ceplerin,
Topladığın can kırıklarındandır o yamalar.
Ama artık boşaltma zamanı.
Daha yaşın kaç senin!
Hadi bırak artık şu hüzünlü oyuncu rollerini.
Gözyaşı o minik yanaklara yakışıyor mu hiç.
Hadi kaldır başını, sil o yaşları.

Gökkuşağına az kaldı.
Görüyor musun rengarenk!
Yağmur ardına gelen bir peridir o.
Her damlanın ardına, gelen güzellikler biriktirelim artık.
Oyunculara,dublörlere,sahneye ihtiyacımız yok.
Tut elimden, şimdi yola koyulma zamanı.
Gökkuşağına doğru gideceğiz!
Grinin olmadığı diyarlara yol alalım.
Senin için ceplerimde küçük kalpler biriktirdim .
Artık kesiklerin olmayacak.


11 Haziran 2017 Pazar

#KIRIK AYNA#

Hayatlarımıza bazen denge düzenleyeceğine inandığımız insanlar gelir,
Size gülümsemeyi öğretirler.
Değneklerinizi bıraktırırlar ve kendisine yaslanmanızı isterler.
Dünya'nın gri olmadığını, bir gökkuşağı gibi rengarenk olduğunu gösterirler.
Tünellerin karanlık olmadığını, İçinde ışıklar olduğunu öğretirler.
Tek bir mumun, bütün bir odayı aydınlatabileceğini gösterirler.
Lanet bir adaptasyon sürecinden geçtikten sonra,
Kaynayan lavlar, büyük bir patlamayla dağılır dört bir yana.
Anlarsınız ki, denge sadece bir semboldür.
Aslında odalar bir mumla aydınlanamaz...
Attığımız değnekler gidince, tökezleriz ve toparlanmak zaman alır...
Zaman kavramı, sizi sadece uyandırır.
İçine düştüğünüz simülasyondan uyanmak bir akıl yitimidir.
Ciddi bir işlevsel bozukluktur.

Bazen kurgu önceden yazılır.
Siz sadece oynamak zorunda kalırsınız.
Sonucun size büyük bir değişimle, döneceğini bile bile oynarsınız.
Beynin kendisini öne attığı,
Bilinç altının intihar ettiği bir sanat gösterisiydi bu.
Anlamak biraz zaman almıştı.
Sırtında taşıdığı küçük öyküleri, bugün bir bir bıraktı...
Rahatlamamıştı... Ama neden-sonuç ilişkisini çözmek iyi gelmişti.

Aynı yollar, çıkmaz sokaklarla buluşur.
Bu yüzden, her zaman en yenisine doğru adım atmalı,
Yolun sonunda takılacağın taşları bilmeye gerek yok.
Düşmek kelimesi uçmak gibi...
Hissizleştiriyor insanı, 
Avuçlarından oluk oluk kan aksa bile, acı hissi yok...
Öfke, bir aynada buluşuyor...
Şimdi en dingin, en sessiz oyuncu sensin!
Suratın, tatlı yiyen bir insanın hoşnutluğunu taşıyor.

İnsan bir kere cenazede hüngür hüngür ağlar,
O da ölüm algısını kabullenemediği için.
Kara toprağın soğukluğunu hisseden bir ruh için;
Kelime oyunları anlamsızdır.
Duymayan bir insana şarkı söylemek gibi,
Duymadığı bir şeyin bir anlamı yoktur.