25 Nisan 2017 Salı

#EŞEKLER CEMİYETİ#

Ne acınası hayatlarınız var!
Hepiniz dürüstlük için ötüyorsunuz!
Yalancılıktan tiksinir gibi, aptal suratlarınızı ekşitiyorsunuz.
Gel gelelim hepiniz çok iyi laf cambazısınız.
İpe un serip, tek düze yürümeye devam ediyorsunuz.
Beyniniz otomatik yalan makinasına dönmüş belki de!
Ne acınası hayatlarınız var!

Herkes sevgisizlik naraları atıyor,
Sokaktan sevgi satın almaya çalışan siz zavallılar değil misiniz?
Bir beşlik kağıtla, kendini zengin zanneden sefillersiniz.
İnsanları kağıtlarla satın alabileceğine inanan, eşekler cemiyetisiniz!
O halde size binmelerine müsamaha göstereceksiniz!
Az şikayet edin yahu!
Sizi görenler; elbisenize gösterdiği saygıyı, belki size de gösterir!
İki çift göz, görme engellilerde de var,
Ama siz körkütük körsünüz.
Gördükleriniz şizofreni başlangıcı olabilir.

Sağda solda namus ayaklarına yatanlarınıza ayar oluyorum.
Çamur attıklarınızdan alacağınız namus dersleri var.!
Doğrusunu söylemek gerekirse dillerinizi kesmek lazım!
Laf söyletmediğiniz dürüstlüğünüzden, dem vuramazdınız hiç değilse,
Namus çarkına sıkışmazdınız!
Kimliksizliğinizi gizleyemezdiniz!
Körlüğünüzü lekelemezdiniz!
Acıyorum sizlere.
Rol yapamıyorum sizin gibi.
Aptal rolü oynayamıyorum.
Papağan sürüsünden kaçıyorum.
Kendi aynalarınızdaki karakterlere sığınan zavallılarsınız.
Hüzünlü sonlar var elbet.
Ama sizler her daim kendi yansımalarınızla yürürsünüz.
Bu yüzden yanınızdakilerle cehenneminizi yaratırsınız.
Bu da beklenen mutlu sonlara sıkıştırır sizi!!!

Karanlık kalplerinizle beraber, uçurumdan düştüğünüzü hayal etmek huzur verici.
Kulakları sağır eden, çıkarcı laflarınız bitmedi mi?
Yılanı tatlı dille delikten çıkarınca ne olacak?
Ya bu yılan sinirlenirse neler olabilir?
Emin olun hayal bile edemez siniz!!!





16 Nisan 2017 Pazar

#ÖLÜME HAYAT KAT#

Nefret kokan bir şiirsin sen
Ah be güzel gözlü kadın,
Gözlerin büyülü,
Ama şiirler bana nefret etmeyi öğretti.
Şimdi inleyen mısralarda gizli hıçkırıkların.
Andın değil mi?
Korktun değil mi?
Kindar olmadın hiç
Ama her gece hıçkırıklarla uyudun.

Eller alıp götürdü hayallerini,
Hissiz kaldın şimdi.
Uyuma telaşı sarmış seni,
Bir o kadar da korku dolusun.
Ninnilerle büyüttüler bizleri.
Ama sen ağıtlarla büyümüşsün.
Ölümün soğuk gölgesi arkanda duruyor.
Nefes almadan nasıl yaşıyorsun?
Huzursuz saatlerin başladı yine.
Tik Tok Tik Tok!!!!
Azrail ve sen ,
Bir satranç oyunu bu.
İlk hamla kimdeyse, kazanan o oluyor.

Suskunluk en huzur dolu saat derdin,
Susmak en güzel sohbet seninle.
Ölüme 5 kala gelip geçiyor boşluğun.
Gözlerin yine dolu,
Neden ağlamıyorsun,
Biliyorum sen buğulu bakmayı seviyorsun.
Sus be kadın.
Konuşma şu gözlerle!
Kalk git artık. ,
Tahammül edemiyorum sana da, gözlerine de.
Tanrı şahidim ki, bazen gözlerini oymak istiyorum.
Ama el benim, göz benim...
Nasıl olacak ki?
Katil öldüreceği kişiyi tanımamalı derler.
Hergün gözlerine bakıp durduğun kurbanı,
Ölüm çemberine adım adım çekmek nasıl bir şey?
Oyunbazım ben,
Kendimi kendimle imha ederim.
Korku güce güç,
Cesarete cesaret, ölüme hayat katar derler.

8 Nisan 2017 Cumartesi

#KEFEN TELAŞI#

Zaman bir akarsu gibi,
Durmaya veya yavaşlamaya mecali yoktu.
Sessiz sedasız ilerliyordu yoluna,
Biliyordu ki durduğu an, taşacaktı!
Durmamakta her daim direniyordu.
Kendi yolundan şaşmıyordu, yol kıvrımlarına giriyordu.
Ancak ara yoldan, ana yola dönüp duruyordu.

Yaşlı adam sokağın ortasında, elinde peçetelerle;
Huzura yolculuk! diye bağırıyordu.
Kalabalık yoluna devam ediyordu.
Dönüp sormaya mecali yoktu kimsenin,
Susmayı öğrenen idiot takımıydık.
Sormadan tamam demeyi öğrenmiştik.
Anlamadan, konuşmak güzel geliyordu.
Hava soğudukça, ter basıyor numarası yapmaya devam etti.
Dayanamadı yaşlı kalbi,
Her akşam dikildiği köşe başında, kalbi durdu.
Yüzünde bir tebessüm vardı.
Ardında bıraktığı mendiller kalmıştı.

Bir kefen telaşı sardı insancıkları,
Beden neydi ki ne olacaktı.
Bırakmalıydı artık böceklere.
Her daim insan yiyici olmamalıydı...
Sonuçta çürüme kaçınılmazdı.
Yakıp kül olmalıydı,
Ki kurtuluşa varan yol buydu.
İdrak etmek çok zordu belki de!
Büyük acı, sonsuzluk girdabına haps olmaya mahkumdu.

Kurtuluş hikayeleri anlatıp durdu büyücü kadın,
Dinledikçe inandırmıştı,
Sesindeki titreklik, korkusunu ele veriyordu.
Korku inancı gölgeleyen bir perdeymiş.
İnkarın eşiğinde, pençeleriyle gerçeğiyle yüzleşiyordu.
İçinde bir katliam baş göstermişti.
Gecikmişti!
Konuşmaya devam ediyordu,
Ancak boşa yapılan bir demolojiydi.
Önceden hazırlanmış, ezberciydi.
Anlam vermek aptallıktı.
Kulaklar tıkandı, onca gürültü bitmişti.
Sona giden gitmeli,
Başa saran tekrara mecburdu.
Düzelmeyecekti bu zaman algısı...

6 Nisan 2017 Perşembe

#TOPRAĞA GÖMÜLÜ PRANGALAR#

Ölüm kelimesi sisli bir hava gibidir.
Gelir ve gider...
Alır götürür bütün her şeyini.
Boş gözlerle güne başlarsın.
Duygu boşluğu en şiddetli sarsıntısıyla alır seni,
Sürükler en olmadık çamura.
Karanlık her çöktüğünde, aydınlanırsın.
Gün doğduğunda silikleşirsin.
Varlık olgusu bir girdap misali,
Döner döner durur!
Mide bulantısıyla bakarsın karanlık gölgelere.
Adım adım yoksullaşır kimlikler.
Kimliksiz bir kararlılıkla koşarsın,
Ancak realite dedikleri bu olmalı ki!
Kimliksizler senden önce orada olur.
Sen gerisin geri arkada kalıp sıkışırsın girdaba.
Tek kişiye bile dahi yer kalmamıştır.
Silik silüetler yerini alırken,
Kimliği belirgin olanlar, sığmazlar toprak üstüne.
Ah şimdi söyle bana aCANIM benim!!!
Ha varım ha yokum!
Kim için var?
Kim için yok?
Tanrı, Allah,Şiva, yehova sadece kelime oyunu.
Net bir şey var, suretlerinden yarattığı canlı toplulukları!
Peki ama ne bu lades.
Ben kazanırsam ne olacak?
Sen kazanırsan ne olacak?
Dön ve bir bak toprağa!
Kemikler dışarıda kalmış,
Cesetler sığmıyor yere göğe.
Annelerin göğüsleri boş,
Çocukların bedenlerinin yarısı yok!
E be yarim...
Ne olacak şimdi?
Kim kimi vurdu ki de, bu oldu?

1 Nisan 2017 Cumartesi

#SAKLI PARAVAN#

Sessizce mırıldandığı bir ninniydi.
Şimdi ise hıçkıra hıçkıra mırıldandığı bir ağıt oluvermişti.
Sessizliğe boyun eğmişti.
Gölgesinde yattığı ağaç ihanet etmişti.
Güneşin önünde çıplak kalmıştı.
Soluk alıp, vereceği bir köşe yoktu.
Dinlenmek bir yana,
Kafasını kaldıracağı bir gölge yoktu.
Güneş tüm gücüyle parlıyordu.
Bütün görseli silikti.
Sadece belli belirsiz kareler vardı.

Kendisine sormaya korktuğu sorular beyninde inliyordu,
İnlemeler arttıkça, ağıdını daha derin mırıldanıyordu.
Mırıldandıkça, olup bitenler silikleşiyordu.
'Yeniden tanrıya dönüş' dedi ve sustu.
Kabulleniş tamamlanmıştı.
Bütün ses kalabalığı son bulmuştu.
Şimdi artık sadece kendisi vardı.

Aniden sesler artmıştı.
Önünde duran anlamsız kalabalığa bakakaldı.
Önünde boylu boyunca yatan cisime baktı.
İnsanlar korkuyla bakıyordu ona.
Boş gözlerle önündeki cisime baktı,
Ve yürümeye başladı.
Bütün sesler geride kalmıştı.
Göğsünde bir sancı vardı.
Avuçlarında kan vardı.
Artçı bir sarsıntıydı.
Daha büyüğü gelecekti.
Sadece durmaması gerekiyordu.
Gitmeli.. gitmeli,
Durduğu an en sona gidecekti.
Bitmesi gereken bir film şeridiydi.
Sonsuz bir fragmanla yaşıyordu.
Ancak ceset, cisimsel bir paravana girmişti.
Şimdi ise yeni bir sahne başlıyordu.