Hayat çoğu zaman bir kabus
Bazen de öylece gördüğümüz bir hikaye misali,
Ancak çoğunlukla, görünmez olmak hayalimizdir...
Bir kaplumbağa misali geceye sığınmak isteriz.
Çoğu zaman Gelecek, geçmiş ve şimdiki zaman bir anlam ifade etmez.
Sessizce bedenimizi sararız,
Öylece uzaklaşırız....
Damarımızdan akan kanı gördüğümüze yemin edebiliriz,
Ama bunun olduğundan emin olmayadabiliriz.
Ağladığımızı görüyoruz,
Ama sorduklarında nedense emin olamıyoruz.
Acı Yok artık,
Ama çok derinde bizleri zorlayan bir kabulleniş söz konusu.
Şu ara dünya’nın bize sordurduğu sorulardan kaçmak İçin,
Küçük bir sığınak inşa ettik.
Zaman kısıtlı...
Aslında zaman çok önemli.
Ben yaşamak İçin,
Zamansal bir kurguya sığındım.
Bunu açıklamaya gücüm yetmez.
Ki siz de anlayamazsınız!
Sessizce zamansal paradokslara inandım.
Şaşkınım, öylece inandığım hesapsal kavramlar realite kazandı.
Bu olgu bendeki duygusal Evren’i yerle bir etti.
Şimdi duygulardan uzak bir zombi gibiyim....
Amma velakin duygularımı ateşlemeye çalışan bir kibrit var,
Zaman zaman ateş alıyorum,
Zaman zaman sönüyorum.
Neyseki kendimiz gibi insanlar biriktiriyoruz....
Neticede herkes olduğu kadar insandır, değil mi?
Zorlamadan, kırmadan, bükemeden hayatın elinden tutuyoruz.
Bir orkide misali hayat,
Küstürmeden,
Nefret etmeden,
Öylece yaşamak lazım işte....
Mesela; Huzur içindeyken, Huzur aramamalı !!!
Yakındayken, uzaktaki bir fotoğrafa uzanmamalı!
Sessizce, usulca, konuşup , hareket etmeliyiz.
Böylelikle insan olmanın zarafetine sığınabiliriz.
hedefsiz hedef
6 Şubat 2019 Çarşamba
25 Kasım 2018 Pazar
#Karanlığın Sırrı#
Sarardı yine yapraklar
Daldan düşen düşene
Küçük kalbi korkuya kapılmıştı.
Bütün yapraklar dökülürse ağaç dalları yalın kalacaktı.
Çıplak olacaktı, yalnız olacaktı....
Küçük kalbi üzüntüye boğuldu,
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Gökyüzü bu hıçkırığa dayanamayıp, ona eşlik etti.
Lilith yanına usulca yaklaşıp; Ne oldu küçüğüm? Diye sorabildi.
Yaşlı iri gözlerle lilith’e baktığında, lilith de ağlamaya başladı.
Alevli kapılar soluklandı, dünya’yı sarsan bir inleme feryat figan başladı.
Korkuya kapılan Tanrı’lar lilith’in öfkesinden kaçacak delik arıyorlardı ki,
Çok geçmeden nedeni yaşlı iri gözler olduğu anlaşıldı.
‘Ey insanoğlu, bu kendine nasıl bir eziyettir’
‘Nedendir? Amaç nedir?’
‘Kimedir bu ceza?’
‘Bu yürek sancısı nedendir?’
Bunca soruya gelen tek cevap hıçkırklardı.
Hayatın taşlık, alevli yollarından yürümekten bitap düşmüş
Her su kenarında duraksadığında;
Balıkların kovada birikişini tiksintiyle izliyordu.
Yıllar geçsede, Bu sahne hiç değişmiyordu.
Büyük balıklar, küçük balıkları yerdi.
Hayatın sefil yüzünü şimdi daha iyi anlıyordu.
Artık Yol kenarında pusuda bekleyen timsahları görüyordu
Onlara çıkan yolları biliyordu
Onları uçuruma götürecek tuzaklarıda biliyordu.
Ancak onun tanrısı vardı.
Er ya da geç herkes kendi yüreği kadar bir odacığa sahip olabilirdi
Küçük elleri yara bere içindeydi,
Yere düşen her parlak yıldız İçin bir gümüş lamba yapardı.
Yıldızların ısısı yakardı derisini,
Ancak yıldız parlaklığına karşı koyamazdı.
Neticede gümüş lambaları birinin yapması gerekiyordu.
Yoksa ısısı düşen yıldızlar toz bulutu olurdu ve hiçliğe karışırdı.
Karanlığın perdesiyle huzursuzluğu başlardı.
Küçük kalbi sıkışırdı.
Gecenin bütün çirkinliğini bastırmak İçin,
Kendini her gece ateşe atardı.
Bu ateş onun kalbiyle birleşince büyük bir ışık saçardı,
Ve bütün karanlığı yarardı.
Bu savaştan bitap düşerdi.
Bu acısına lilith dayanamazdı.
Lilith gece bekçilerine ateşi körüklemelerini yasakladı.
Böylece ateş böcekleri huzur içinde şarkı söylemeye başladılar.
Ve konuşma yetilerini kaybettiler.
Sadece onları dinlemek isteyenler duyabilir.
Siz istediğinizi konuşabilirsiniz.
Ancak insanlar anlamak istediklerini anlarlar.
Çoğu zaman izlemek daha sağlıklıdır.
Daldan düşen düşene
Küçük kalbi korkuya kapılmıştı.
Bütün yapraklar dökülürse ağaç dalları yalın kalacaktı.
Çıplak olacaktı, yalnız olacaktı....
Küçük kalbi üzüntüye boğuldu,
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Gökyüzü bu hıçkırığa dayanamayıp, ona eşlik etti.
Lilith yanına usulca yaklaşıp; Ne oldu küçüğüm? Diye sorabildi.
Yaşlı iri gözlerle lilith’e baktığında, lilith de ağlamaya başladı.
Alevli kapılar soluklandı, dünya’yı sarsan bir inleme feryat figan başladı.
Korkuya kapılan Tanrı’lar lilith’in öfkesinden kaçacak delik arıyorlardı ki,
Çok geçmeden nedeni yaşlı iri gözler olduğu anlaşıldı.
‘Ey insanoğlu, bu kendine nasıl bir eziyettir’
‘Nedendir? Amaç nedir?’
‘Kimedir bu ceza?’
‘Bu yürek sancısı nedendir?’
Bunca soruya gelen tek cevap hıçkırklardı.
Hayatın taşlık, alevli yollarından yürümekten bitap düşmüş
Her su kenarında duraksadığında;
Balıkların kovada birikişini tiksintiyle izliyordu.
Yıllar geçsede, Bu sahne hiç değişmiyordu.
Büyük balıklar, küçük balıkları yerdi.
Hayatın sefil yüzünü şimdi daha iyi anlıyordu.
Artık Yol kenarında pusuda bekleyen timsahları görüyordu
Onlara çıkan yolları biliyordu
Onları uçuruma götürecek tuzaklarıda biliyordu.
Ancak onun tanrısı vardı.
Er ya da geç herkes kendi yüreği kadar bir odacığa sahip olabilirdi
Küçük elleri yara bere içindeydi,
Yere düşen her parlak yıldız İçin bir gümüş lamba yapardı.
Yıldızların ısısı yakardı derisini,
Ancak yıldız parlaklığına karşı koyamazdı.
Neticede gümüş lambaları birinin yapması gerekiyordu.
Yoksa ısısı düşen yıldızlar toz bulutu olurdu ve hiçliğe karışırdı.
Karanlığın perdesiyle huzursuzluğu başlardı.
Küçük kalbi sıkışırdı.
Gecenin bütün çirkinliğini bastırmak İçin,
Kendini her gece ateşe atardı.
Bu ateş onun kalbiyle birleşince büyük bir ışık saçardı,
Ve bütün karanlığı yarardı.
Bu savaştan bitap düşerdi.
Bu acısına lilith dayanamazdı.
Lilith gece bekçilerine ateşi körüklemelerini yasakladı.
Böylece ateş böcekleri huzur içinde şarkı söylemeye başladılar.
Ve konuşma yetilerini kaybettiler.
Sadece onları dinlemek isteyenler duyabilir.
Siz istediğinizi konuşabilirsiniz.
Ancak insanlar anlamak istediklerini anlarlar.
Çoğu zaman izlemek daha sağlıklıdır.
26 Ağustos 2018 Pazar
#KAYIP BİR KUM TANESİ#
Mevsimsiz bir dünya’ya yolculuğa çıktım.
Her yer tek renkten ibaretti
iklimsel olarak, bildiğimin dışında bir şeyler vardı.
Sıcak değil, soğuk da diyemiyordum.
İnsanlar bambaşkaydı
gülümsemiyorlardı; Aksi gibi ağlamıyorlar da
Yollar hep çakıl taşıydı
Çiçek yoktu, ağaç Yoktu
Zaten güneş de hep saklambaç oynuyordu.
Yanımda yürüyen insanları hissetmiyordum bile
Sanki nefes almıyor gibiydiler.
Ünlü bir yazarın da dediği gibi;
Bir insanı insan yapan duyguları değil miydi!
Belki de bu da geçmişin sillesinden geçti
Ve artık sadece sarı sayfalarda okuyacağız
İnsanlığın kalbine dokunan şeylerin varlığını unutacağız
Daha az ağlayacağız
Hiç gülmeyeceğiz
Zaten artık hiçbir şeye Şaşırmıyoruz
Şaşırmaktan korku duyanlar var.
Bir ağaca yaslanıp soluklanabiliyorsak; hala ümit var
Bir taşa oturup, ağlayabiliyorsak; ümit var
Ama şimdi bunları başka başka yollarla yapıyor insanlık
İNSAN Kelimesinden İNSANCIK kelimesine düştük
Kendi sefilliğimize perde çekmeyi adet edindik.
Güçlü görünmek hobimiz oldu
Amma velakin içte biriktirmekten hissizleşti insan
Neden kusursuz olma hayali?
Kusur insanın kanında var
Neyin iç savaşı bu?
Neyin çabası?
Kime , neyi, ne için kanıtlıyorsunuz?
Görmüyor musunuz sefilliğinizi!
Kendinize çıplak gözlerle bakmalısınız.
Şayet, birgün uyandığınızda geç olabilir.
Savaş kayıplar verir.
Savaş hiçbir zaman mutluluk getirmez.
Bir savaştan geriye kalan;
Hüzün, uykusuzluk, hissizliktir.
Ölüm sessiz bir gölge gibi kol gezerken,
Yanınızdakilerin değerini bilin.
Zaman kayıp bir kum tanesi gibi.
Önemsiz gibi görünsede biriktikçe anlam kazanıyor.
Anlam kattıklarınızla dünya renklere bürünüyor
Mevsimler anlam kazanırken,
Doğa insanın mutluluğuyla çoğalıyor.
Hayat Bir Peri masalı gibidir
Nasıl başladığınızın önemi Yok
Önemli olan olay örgüsündeki ince detaylardır
Bu ince detaylar; güzel gören gözler sayesinde,
Güzel sonuçlara vesile olur.
Hayat bir Peri masalı kadar,
Tatlı ve eğlenceli bir serüvendir.
Takılıp düştüğünüz,
O taşa ağlamaktan vazgeçtiğinizde, uyanırsınız.
Gerçek şu ki, uyanışın bir yaşı yoktur.
Asıl mesele duygularınızı yeniliğe açmakta gizlidir.
İnsan her zaman öğrenebilen bir hayvandır.
Gelişimin sonsuz yolunda,
Emeklemeye devam ederiz.
Sonuçta, Büyük bir beyin m3’ü hamallık İçin verilmedi
Duygular ve duyular zamanla yarışırlar.
Doğayla birlikte ahenkli bir danstır hayat.
20 Ağustos 2018 Pazartesi
#KAÇINILMAZ DÖNGÜYÜ KABULLENMEK#
Tanrıların kol gezdiği şu dünya'da insanın anlamı nedir ki!
Sessiz bir yakarış, sonsuz bir kucaklamayla eş değerdir.
İnsancığın tabiatında isyana yenik düşmek mevcut.
Bu da bizi lilith'in ihtiraslı kollarına bırakıyor.
Yürek avuntusunun bir çözüm yolu yok.
Bir girdap misali, içine düştüğün an ait olman gereken yere gelene dek kayboluyorsun.
Dünya'nın tek bir gerçeklik algısı varken neden bu boş sorgulamalar!
Sonuçta herkesin sonu tek bir noktaya gelmiyor mu?
Bir bez parçası bütün bedeni sardığında bütün somut-soyut şeyler anlamını yitirmiyor mu?
Bu denli tutunulan, bu denli özlemi çekilen kurgusal metraj 1 saniyede son buluyor.
Her şeyin anlamını günden güne yitiriyor insancık.
Kronos ile yapılan anlaşmadan sonra,
Tüm duyguların zamanla eş değer çalışır hale geliyor.
Telaşın yerini, kaygının yerini, heyecanın yerini hafif bir rüzgara bırakıyor insan.
Beklentilerin bir anlamının kalmadığı bir zaman diliminin ilk çeyreğindeyim.
Filozofluğu bırakalı çok oldu,
Ashriel'in ruhu bedenden alışını hissettiğinden bu yana, sonsuz bir sükunete girdi
Zaman zaman sessizce içinde bir yerde, dış kalabalığı izlerken yakalıyorsun onu
Kalbinde yanan öfkeyi söndüren bir su damlası iken, alevlendiren yine bir su damlası nasıl olabiliyor?
Acının tarifi yok, kalbin göğüs kafesine büyük geldiğinde
Boğazında bir yumru hissettiğinde, sadece acına eşlik edecek birini arıyor insan.
O sonsuz yolculuğuna çıkarken, dünya'nın durduğuna şahit oldum.
Ona eşlik eden yan odada yatan genç de vardı.
Aynı anda duran makine sesleri ve soluksuz kalan bedenler...
Ashriel'in eşliğinde öylece bırakıp gittiler herşeyi.
17 yaşındaki gencin yakınlarının feryatlarına sığınabildi.
Acılarını bastırmayı çocuk yaşta öğretmişlerdi.
Elleri titriyordu, gözleri yaşlıydı, dudakları titriyordu, dizleri isyan ediyordu ona.
İnatla direniyordu bedenine.
Gerçek olamayacak kadar saçmaydı bütün bu olanlar.
O kırmızı oda'dan bir doktorun gelip, iyi bir haber vermesini inatla bekledi.
Ancak artan isyan seslerine yenik düşen bedeni donmuştu.
Kımıldamak mümkün değildi.
Dolambaçlı yolların sonuna geleli çok olmuş belli ki.
Geri de kalan yolun sonuna kadar göründüğü,
Gidilecek yolun bütün engebeleri ve güzelliğinin göründüğü bir zaman gelip çatmış belli ki.
Her seferinde anlamaya çalışıp,
Ancak hiç idrak edemediği saçmalıkların var olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek.
Beyin partiküllerinin beyaz bayrağı çekmesiyle ulaşılan zafer.
Kararlılık ifadesini teslimiyete bırakmak,
Hayattan alınabilecek bir şey olmadığını,
Şayet varsa da bu yolun erdemli bir hayattan geçtiği gerçeği,
Sizi iliklerinize kadar huzura erdiriyor.
Kronos ile birlikte değişim rüzgarına kapılmamak elde mi!
İlelebet aynı çarkın dişlisinde durmuyorsun.
Değişim kaçınılmaz olduğunda, kendi benliğinİ sorgulamak kaçınılmaz olur.
Mesele fırtınadan en az hasarla çıkmak.
Beyni resetlemeden, anıları ceplerinde biriktirmek.
Olay, birikilenlerle yaşamamak. Sadece, dünü unutmamak!
Sonuca odaklanmayı bırakmalı insancık.
Başlangıcın tadını tanımalı,
Tanımalı ki aradaki olay örgüsünün tadını alabilmeli.
Sonuca yaklaştıkça bir anlam algısına kapılmadan,
Sisler arasında kendi ile kalabilmeli.
16 Haziran 2018 Cumartesi
#ÇOCUKLAR VE YAVRU KÖPEKÇİK#
Toplumun aklı selim bireylere ihtiyacı var. Ancak görünen o ki toplumca engelliyiz. Beyin gelişimini tamamlayamayan bireylerin çocuk yetiştirmesini doğru bulmuyorum. "Çocuğun var mı da böyle konuşuyorsun!". Yok efendim, çoluk çocuk bu zamanda olacak iş değil. Çocuk elindeki bıçakla kıvranan canlıdan zevk alıyor! Bu nasıl bir duygu karmaşasıdır! İnanın bana o çocuğun hiçbir suçu yok. Nasıl bir ortamda beyin ve duygu gelişimini tamamlamaya çalıştıysa bu onun faturası.
Hergün psikiyatrilerin önünde milyonlarca insan görüyorum.Neden mi? Beyin ölümünü gerçekleştirmek için oradalar. Peki buradaki insanlarla hiç konuşmayı denediniz mi? Denemeyenler lütfen denemesin! Çok gergin, seviyesiz, düşüncesiz insanlar olup çıkıyorlar. Hepsi mi böyle hayır tabi ki! Ancak büyük bir çoğunluğu bu şekilde. Çünkü düşünme fonksiyonu pasif durumda. Amaç da bu zaten az düşünmek. Hepimizin bildiği bir şey var ki; Psikiyatri ilaçları beyin fonksiyonlarında tahribata yol açıyor. Sonuç ortada, Orklar.
Şimdide beş kişilik aile hayal edelim. Baba memur, anne ev hanımı, abi işsiz, abla evleneceği zamanı bekliyor, evin küçüğü ise10 yaşında. Evde bulunanların hepsi üniversite mezunu, sözde bilinçli insanlar. Evin abisi iş beğenmiyor, evin ablası hergün yeni bir kafede ortam yapıyor. Evde son teknoloji telefonlar bulunuyor. Bir aileden ziyade bir yurt ortamı. Herkes kendi köşesinde başka bir hayatta yaşıyor. Bütün yük malumunuz babanın omuzlarında olunca dünya kadar borç ve hergün bu borçları düşünmemek için tekele açılan kara bir defter. Böyle bir ailede gece böyle biter mi? Bitmez!
Gün boyunca kafasında borçları boşa koysa dolan, doluya koysa taşan bir adamın öfkesi beyni yumuşayınca patlak veriyor haliyle. Eşini hergece döven ve araya girenlerinde nasibini alması ile son bulan bir gece haline geliyor. Ev hanımının da kaçış öyküsü psikiyatri ilaçlarında son buluyor. Peki evin en küçüğüne ne oldu?
İlgisizlik, sevgisizlik, öfke bütün bu duygular birbirine girmeye başlamıştır. Çocuk babayı, abiyi, ablayı, anneyi örnek alır. Bu çocuk hepsinin ortak meyvesidir.
Aile içinde gördüğü bu düzeni dışarıda bir hiyerarşi oluşturarak kendini kendisine ispat etmeye çalışacaktır. Büyüdükçe zaman süzgecinden geçişi zor olacaktır. Çünkü yaptığı hiçbir şey onu tatmin edemez olur. Kendi benliğinde kişilik bozukluğu ilk olarak kendini gösterir. Bu da çevre ile uyum yaşamada en büyük sorunu olur. Başka canlılara zarar vermeye başlar, bu içindeki öfkeyi susturabilmesinin bir yoludur . Ancak birey bu davranışın yanlış olduğunu algılayamaz. Hayatının sonuna dek ya kendi beyninde cinayetler işleyecektir ya da bunu gerçekten yapacaktır. Bu durum "Kuzuların sessizliğinde" çok iyi vurgulanmıştı. Böyle bir bireyin tedavi olma ihtimali çok düşük. Ben doktor muyum? Hayır değilim. Sadece insan psikolojisini, fizyolojisini biliyorum ama bunu bilmek için profesör olmak gerekmiyor.
Duygu karmaşası en tehlikeli silahtır. Karşıdakinin ne zaman, nerede, ne tepki vereceğini bilemezsiniz. Lütfen bu gibi sorunlar yaşıyorsanız bir canlı yetiştirmeden önce kendinizi kontrol altında tutmayı öğrenin. Yok ben böyle iyiyim diyorsanız; Sonuç ortada, bir grup küçük çocuk ve bir yavru köpek...
Gördüğüm videoda dünden bu yana medyadaki yavru köpeğe benzeyen bir köpek ve 3 çocuk bulunuyor. Şiddet , şiddet, şiddet..Kanım dondu, konuşulabilecek her şey konuşuldu, yazıldı. Ancak hala bir sonuç yok. Yazdığım yazının dışına çıkarak bunu belirtmek zorundayım ki, hapis cezası isteniyormuş. Yapılan işkenceden zevk alanlar için hapis cezası çok trajikomik bir karar. Bu kişi hapisten çıkınca biriken öfke ile uç noktalara kadar gidebilen bir canavar olacaktır. Başka bir canlının çektiği acıdan zevk alabilen biri insan değildir. İnsanlık sıfatının dışında da bir yere konulamaz!
18 Mayıs 2018 Cuma
#SONUÇ DEĞİŞKEN#
Kalbim korkuyla atıyordu,
Gözlerimi açtığım her anda, hayat geri dönüyordu.
Elimi attığım her dal yeşillenirken,
Kalbim git gide kararıyordu...
Hüzünlü bir merhaba’ydı bu
Bütün nesneler kader diyordu.
Göz ucuyla itilip kakılan onca nesne hem fikir olmuştu bir anda
Kalbin harf harf yerine getiremediğini,
İlahi adalet tek bir cümlede söylüyordu.
Taşların sükunetini koruduğu zamanlardan kalmaydık,
Susmak asalettendir diyorduk
Bu nedenle konuşmak anlamlı gelmiyordu
Hep sustuk
Hep eyleme döktük
Bu yüzden çok diz kapaklarımız yaralandı
Gözlerimiz dolsa da ağlamadık.
En güzel cümlemiz ‘hayırlısı olsun’oldu
Aslında en kötü cümlede belki de buydu
Güneşin büyük nurunu kullandığı bir sabah’a uyanmak;
Belki de En büyük işkenceydi.
Kulağımdaki uğultuyu unutabilir miyim bilmiyorum ama
Bu bana bir ömrü çoktan bitirdiğimi gösteriyor.
Her soluk da kendimi yeniden var ediyorum gibi
Bu beni yoruyor
Sonuçta kalp bu ya
Herkesin gidebildiği yerin ölçüsü aynı...
Sadece bazılarımız yükseklerden uçabiliyoruz
Çoğu zaman bir taş el yakarken
Bazen de su alev alabilir
Ve tamda bu anda önünde ki uçurumu bir kapı olarak seçebilirsin
Bazen de o uçurumu bir basamak olarak seçebilirsin
Seçimler henüz bize ait.
Bu da her daim bir adım öncülük demek
Gözlerimi açtığım her anda, hayat geri dönüyordu.
Elimi attığım her dal yeşillenirken,
Kalbim git gide kararıyordu...
Hüzünlü bir merhaba’ydı bu
Bütün nesneler kader diyordu.
Göz ucuyla itilip kakılan onca nesne hem fikir olmuştu bir anda
Kalbin harf harf yerine getiremediğini,
İlahi adalet tek bir cümlede söylüyordu.
Taşların sükunetini koruduğu zamanlardan kalmaydık,
Susmak asalettendir diyorduk
Bu nedenle konuşmak anlamlı gelmiyordu
Hep sustuk
Hep eyleme döktük
Bu yüzden çok diz kapaklarımız yaralandı
Gözlerimiz dolsa da ağlamadık.
En güzel cümlemiz ‘hayırlısı olsun’oldu
Aslında en kötü cümlede belki de buydu
Güneşin büyük nurunu kullandığı bir sabah’a uyanmak;
Belki de En büyük işkenceydi.
Kulağımdaki uğultuyu unutabilir miyim bilmiyorum ama
Bu bana bir ömrü çoktan bitirdiğimi gösteriyor.
Her soluk da kendimi yeniden var ediyorum gibi
Bu beni yoruyor
Sonuçta kalp bu ya
Herkesin gidebildiği yerin ölçüsü aynı...
Sadece bazılarımız yükseklerden uçabiliyoruz
Çoğu zaman bir taş el yakarken
Bazen de su alev alabilir
Ve tamda bu anda önünde ki uçurumu bir kapı olarak seçebilirsin
Bazen de o uçurumu bir basamak olarak seçebilirsin
Seçimler henüz bize ait.
Bu da her daim bir adım öncülük demek
30 Nisan 2018 Pazartesi
#ÖLÜMLÜ HÜCRELER#
Gözlerimin bana ihanet ettiği tamda bugünde,
Gözlerimi oymalıydım...
Ellerim çamurlu, gözlerim kanlı.
Başka zihinlerdeyim, kendimden korkuyorum.
Serzenişte değilim, bitti artık.
Büyüyemedim ama yaşlanmayı öğreniyorum.
Kasıtlı başlatılan bir hücre savaşı bu.
Bedenim engellesede,karıştı bir kere kanıma.
Ellerim bağlı, dilim varmıyor konuşmaya.
Şimdi herşey çok şeffaf.
Kalbim hızlanmıyor,
GöZlerim korkmuyor,
Boğazımda düğümlü kelimeler var,
Akmayacak artık.
Biliyorum artık bir yol yok.
Son bir durak kala diye bir şey yok.
Sadece beklemek kaldı.
Beklenecek belki saatler, belki saniyeler var.
sessizliğin hüzünlü öyküsü bu,
Herkes gitti şimdi,
Yalınlığı iliklerine kadar hissettiğin bir öykü bu.
Elinde tek gerçek şey var,
Aman boş bırakma kadehi!
Artık anlamsız saatlere gerek yok.
Zaman kavramı bitti bende
Bir köprüden geçmeye çalışan , ancak girdaba kapılanlanlarız biz
Eğri oturup doğru konuşanlarız biz
Bak yine yaptım yapacağımı
Yine aynıyım ben, sivri dilli
Ammada gamsızım yaaa
Sözlerin anlamını yitirdiği zamanlar yarattım.
Artık hiçbir sözün, kelimenin yerini bulmayacağı zamanlar bunlar.
Her zaman derdim ‘her sözün varacağı bir durak vardır’ diye
Ama ne yazık ki öyle bir durak yok
Tatlı hikayelere sığdırdık kısacık ömrümüzü
Şimdi ise realizm zamanı
Ölümün bile önümde saygıyla eğileceği bir zaman vardı...
Şimdilerde zamana zamansızlığa ...
Kelimeler yerine kendimi havada asılı bıraktım.
Tamda şimdi saki’yi çağıralım!!!
Gözlerimi oymalıydım...
Ellerim çamurlu, gözlerim kanlı.
Başka zihinlerdeyim, kendimden korkuyorum.
Serzenişte değilim, bitti artık.
Büyüyemedim ama yaşlanmayı öğreniyorum.
Kasıtlı başlatılan bir hücre savaşı bu.
Bedenim engellesede,karıştı bir kere kanıma.
Ellerim bağlı, dilim varmıyor konuşmaya.
Şimdi herşey çok şeffaf.
Kalbim hızlanmıyor,
GöZlerim korkmuyor,
Boğazımda düğümlü kelimeler var,
Akmayacak artık.
Biliyorum artık bir yol yok.
Son bir durak kala diye bir şey yok.
Sadece beklemek kaldı.
Beklenecek belki saatler, belki saniyeler var.
sessizliğin hüzünlü öyküsü bu,
Herkes gitti şimdi,
Yalınlığı iliklerine kadar hissettiğin bir öykü bu.
Elinde tek gerçek şey var,
Aman boş bırakma kadehi!
Artık anlamsız saatlere gerek yok.
Zaman kavramı bitti bende
Bir köprüden geçmeye çalışan , ancak girdaba kapılanlanlarız biz
Eğri oturup doğru konuşanlarız biz
Bak yine yaptım yapacağımı
Yine aynıyım ben, sivri dilli
Ammada gamsızım yaaa
Sözlerin anlamını yitirdiği zamanlar yarattım.
Artık hiçbir sözün, kelimenin yerini bulmayacağı zamanlar bunlar.
Her zaman derdim ‘her sözün varacağı bir durak vardır’ diye
Ama ne yazık ki öyle bir durak yok
Tatlı hikayelere sığdırdık kısacık ömrümüzü
Şimdi ise realizm zamanı
Ölümün bile önümde saygıyla eğileceği bir zaman vardı...
Şimdilerde zamana zamansızlığa ...
Kelimeler yerine kendimi havada asılı bıraktım.
Tamda şimdi saki’yi çağıralım!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)