Aklım ayrı, kalbim ayrı, yaşadığım hayat ayrı.
Hiçbiri uymadı yine birbirine.
Keşke pişti olsaydım yine,
Keşke aynılaşsaydı bunlar.
Olmadı, olduramıyorum.
Bu dikiş tutmayan soğuk bir yara gibi.
Gözlerimin önüne düşen saçlarım değil,
Gözlerimin önüne düşen kollar var.
Suratıma vuran rüzgar değil,
Suratıma vuran kan damlaları.
Nefes alamadığım tek an buydu!
Sokak ortasında duran, gövdesinden ayrı küçük bebek!
Gözlerime bakıyordu.
Dizlerimin bağı çözüldü,
Yere düştüm...
Etrafımda çığlıklar vardı,
Algı sorunu yaşıyordum...
Hayat bu muydu???
Bu ise, benim için anlamı kalmamış demek ki.
Sessizliğim, bedenim ile ruhum arasındaki bağlantıyı kopardı.
Konuşamadığım anlardan biriydi bu.
Ellerim bağlandı,
Ayaklarım yoktu sanki,
Bu mezbaha da bile, cüzdanlara saldıranlar vardı.
Kopmuş bedenleriyle, hareket etmeye çalışan insanlar vardı,
Çocuklarını arayanlar vardı,
Can pazarından tutun,
Mal pazarına dönen bir hayvan mezbahasıydı sanki burası.
Ruhumun göç etmesi için, dua ettiğim tek andı.
Çaresizce bedenim ile verdiğim bir savaştı bu.
Bedenim bana ihanet ediyordu.
Kıpırdamıyordu,
Sanki, bu bedende kımıldayan tek şey gözlerim gibiydi.
Gözlerim ise perdeliydi sanki.
Bilinçsizce akıttığım tuzlu suya engel olamıyordum.
Bu bitmek bilmeyen bir kabustu.
Çok geçmeden bedenime yayılan bir ısı,
Beni kendime getirdi.
Fakat geç kalmıştım.
Bedenimin yarısı alev almıştı.
Mutlu son muydu bu?
Artık beden ve ruhun savaşı bitmiş miydi?
Hayvan mezbahasından çıkış yoktu.
Bunu o gün anladım.
Arafta şıkışıp kalındığı çoklu bir süreçti bu.
Bitmeyecek bir kabus,
Boğulmaya devam ettiğim, bir girdaptı.