Her şey tam anlamıyla kopuktu.
Hayata dair sinyal gücüm azaldığı şu günlerde,
Kendimle kalmaya ihtiyacım vardı.
Sadece kendi nefesimi duymak istiyordum.
Boş kalabalık nefes aldırmıyordu.
Bitip tükenmek bilmeyen talepleri son bulmuyordu.
İstikrarsızca hareket ediyorlardı.
Ben ise inadına istikrarımı bozmuyordum.
Dedemin bana öğrettiği en büyük şey buydu.
Her zaman yürüdüğün çizgiyi bozmamak.
Girdiğin yolun sonu olmasa bile dönmemek...
Kulaklarımda çınlayan şu cümle;
'Bilesin ki yolun sonu yoksa bile, Nereden merdiven çıkacağını bilemezsin'
Beklemeyi öğrenmelisin evlat.
Sükunetini bozmamalısın.
Unutma ki; 'Ağzın dili varsa; bıçağın da sırtı var...'
Gölgelere inat yürü!
Karabasanlı bir geceden geldi gölgeler,
Susarak büyütüyordum onları.
Gittikçe büyüyen bir boşluktu.
Şizofrence sayıkladığım bir araftı.
Müptelası olduğum bir acıydı.
İnadına üstüne gidiyordum.
Üstüne gittikçe kayboluyordum.
Her kayboluşta, bir şey daha eksilir hale geliyordu.
Son bulmadan devam eden bir döngüydü bu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder