Size gülümsemeyi öğretirler.
Değneklerinizi bıraktırırlar ve kendisine yaslanmanızı isterler.
Dünya'nın gri olmadığını, bir gökkuşağı gibi rengarenk olduğunu gösterirler.
Tünellerin karanlık olmadığını, İçinde ışıklar olduğunu öğretirler.
Tek bir mumun, bütün bir odayı aydınlatabileceğini gösterirler.
Lanet bir adaptasyon sürecinden geçtikten sonra,
Kaynayan lavlar, büyük bir patlamayla dağılır dört bir yana.
Anlarsınız ki, denge sadece bir semboldür.
Aslında odalar bir mumla aydınlanamaz...
Attığımız değnekler gidince, tökezleriz ve toparlanmak zaman alır...
Zaman kavramı, sizi sadece uyandırır.
İçine düştüğünüz simülasyondan uyanmak bir akıl yitimidir.
Ciddi bir işlevsel bozukluktur.
Bazen kurgu önceden yazılır.
Siz sadece oynamak zorunda kalırsınız.
Sonucun size büyük bir değişimle, döneceğini bile bile oynarsınız.
Beynin kendisini öne attığı,
Bilinç altının intihar ettiği bir sanat gösterisiydi bu.
Anlamak biraz zaman almıştı.
Sırtında taşıdığı küçük öyküleri, bugün bir bir bıraktı...
Rahatlamamıştı... Ama neden-sonuç ilişkisini çözmek iyi gelmişti.
Aynı yollar, çıkmaz sokaklarla buluşur.
Bu yüzden, her zaman en yenisine doğru adım atmalı,
Yolun sonunda takılacağın taşları bilmeye gerek yok.
Düşmek kelimesi uçmak gibi...
Hissizleştiriyor insanı,
Avuçlarından oluk oluk kan aksa bile, acı hissi yok...
Öfke, bir aynada buluşuyor...
Şimdi en dingin, en sessiz oyuncu sensin!
Suratın, tatlı yiyen bir insanın hoşnutluğunu taşıyor.
İnsan bir kere cenazede hüngür hüngür ağlar,
O da ölüm algısını kabullenemediği için.
Kara toprağın soğukluğunu hisseden bir ruh için;
Kelime oyunları anlamsızdır.
Duymayan bir insana şarkı söylemek gibi,
Duymadığı bir şeyin bir anlamı yoktur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder