Sessiz bir telaşla sardı kefeni,
Ceset, beti benzi atmış bir kukla gibiydi.
Adamı sarmasına sarıyordu ama
Aslında paket yaptığı kendi hayatıydı.
Bir değişim serüveni şimdi başlıyordu.
Kuklayı yıkadıkça, göz pınarlarını kurutuyordu...
Ona acıdığını hisseder gibiydi.
Bu hissiyatı öldürmek için, bir semazen türküsü mırıldanıyordu.
Şimdi tam da hayal ettiği bir yükselişteydi.
Kuklayı aklıyordu.
Ve gideceği diyara doğru, kendi benliğini teslim ediyordu.
Tedirgindi, bir o kadar da heyecanlıydı.
Şimdilerde etten,kemikten olan bir diyar dar geliyordu.
Köşe başında bekleyen, kukla yakınları
Ölümü bekleyen bir kedi gibi bakıyorlardı.
Ölüm korkusu sarınca bedeni,
Çırpınır nefes tek bir soluk için,
Kollar yana düşmüş,
Göz çukurları oluşmuş...
Hayatın tek gölgesi olan, bedeni bırakma zamanı.
Hazırlık yapılamayan bir başka boşluğa süzülme zamanı.
Şimdi ihtiyaç olan tek şey ruhun doygunluğu,
O büyük irade ki, bedeni ayakta tutmuştu.
Şimdi de karanlık boşluğu kaldıracak gücü bulacak.
Arka oda da yıkanma sırası bekliyordu cesetler.
Ne konuşacak güçleri vardı,
Ne de namlu tutacak bir el,
Tek varlık boşluğa süzülen kutsal ışıktı.
Kulaklar sağırdı,
Sessizce ağıtlar mırıldanıyordu.
Oysa yapılacak tek şey;
Kutsal ışığı paklayıp, özgürlüğe bırakmaktı.
Cesede doyan toprağa inat,
Katliam devam ediyordu.
Yaşları ölüm için gittikçe gençleşiyordu.
Korku kelimesinin anlamını bilmiyorlardı.
Cesaret kandan akan damarlarda gizliydi...
Hem ne demişti yol rehberimiz;
Durmak yok, yola devam...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder