27 Ekim 2017 Cuma

#AŞKOLSUN HACIYATMAZ#

Keskin soğuğa rağmen, etraf yangın yeri.
Bir ağıt almış, dünya'yı sallıyor.
Düşen düşene,
Kaldırabilene aşk olsun be yar!
Açılmış avuçlar, yakılmış mumlar, ağlıyor teller...
Her dilde dualar yükseliyor arşa.
Ellerim titriyor, dizlerim güçsüz,
Şaka gibi bir gün geldi,gidiyor, sürecek...
Ateşe attım tüm bedenimi,
Şimdi ne çıkabilirim, ne de başa sarabilirim.

Bir karanlık girdaptayım,
Ne bir veda edilebilir,
Ne bir merhaba denilebilir.
Bir çemberin iç açıları gibi bütün zaman dilimi
360 derceceye dön dur...
Korkmuyorum bu düz hesaptan.
Artık öğrendim ki,
Yapraklar zamanı geldiğinde dökülür,
Sonbahar,kış anlamsız...
Her suyun bir yol izleyişi var.
Akabildiğine akıyor.
Akamadığında göl, deniz, okyanus oluveriyor.

Sessizliğin verdiği bir kalp sancısı bu,
Konuşuldukça sancısı çözülebilecek belki,
Ama şimdi ne konuşacak, hayat da! Ne de dinleyecek, bir kulak var.
Hayat paralel bir oyun.
Gösterini oynadığın kadar, oynuyor... oynatıyorsun...
Oyunun şartları ağır olsa da,
Üç maymuna sığınan kukla çok.

Sessiz bir gölge geldi ve geçti
Hayat bu yerde sürünen silüet çok fazla.
Ancak duvarlara sürtünen izler çok nadir.
Bugün bir beden asfalta kazıdı kendini.
Yetkililer beyin loblarını asfalttan, spatulayla kazıdılar.
Oysaki herşey çılgın bir gri oyuncu kaynaklıydı .
Sislerin arasından geldiği gibi geri gitmişti.
Ancak bu hayattaki bütün ipleri de alıvermişti.
Şimdi ki alice tercih hakkı sunabilecekti.
İnim inim inleyen kara toprağa inat.
Bugün yağmur hiç susmadı, arsız bir orospu gibiydi.
Bulutlar, kefenini yırtan bir ölü gibiydi.
Güneş, işin piçliğini bulmuştu.
Bugün anladım ki, aptal olan sadece taşlardı.
Ya da aptala yatan...
Sanki bir hacıyatmaz sergisindeydim...
Bir büyük bir küçük....





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder