Bir yılı daha geride bırakmanın hüznü içindeyim.
Kendimi bir dut ağacına benzettiğim şu günlerde,
Bütün dallarım hüzünle kaplı.
Dallarımdaki bütün dut artıklarını silktim,
Sararmış yapraklarımı silktim,
Kırık dallarımı kopardım, attım.
Daha rahatlamış hissettim.
Dengesiz havaya inat,
Açmaktan usanmayan güneşe, hayranlığımı gizleyemem.
Kah kar yağıyor, kah yağmur ,
iki güne yerini yeniden başka mevsime bırakıyor.
Bir yaz, bir kış, bir sonbahar...
Hava bile karla karışık yağmur...
Tek ihtiyacım kahve kokan bir sokak,
Vicdanın ne olduğu bilen insanlar,
Samimi bir merhaba...
Şimdilerde sokak kedileri bile samimiyetsiz,
Aç olduklarında eteğinizden ayrılmıyorlar,
Doyduklarında arkalarına bile bakmıyorlar...
Etraf ruhları zedeli çocuklarla dolu,
Yetişkin ve çocukları ayırt etmek başlı başına bir mesele...
Yasak elma misali;
Bir kişi elma'yı yedi ,Günahı herkese dağıtıldı...
Her yıl bir bir ceplerimi boşaltıyorum,
Çıplak ayakla çakıl taşları üzerinde yürümenin şerefine nail oldum.
Canımı yakan her boşluğu, küçük mumlarla aydınlattım.
Artık karanlık odacıklar yok.
Her yer görece aydınlık,
Şimdi sonsuz bir görsel şölendeyim.
Önüm, arkam, sağım, solum dörde ayrılmış gibiyim.
Görüngülerle başım dertte olsa da,
Mısırımı aldım ve sizleri izliyorum.
Bir yılı geride bırakmanın verdiği rakamsal rahatlama dışında,
Ruhumda da değişimler yarattınız.
Artık merhameti freja'dan dilemeniz gerekiyor.
Her masalın bir gizemi vardır,
Her daim insanların içindeki yaraları gören bir cadının hikayesiydi bu,
En kötü insana bile acırdı,
Ve birgün kötünün kalbindeki acıyı gördü,
Hiç sorgulamadan yarayı sardı...
Kötüden geriye kötülük kaldı,
Artık acıda olmadığına göre, duygu da kalmamıştı.
Kötü ocak da duran ateşe baktı,
Hiç tereddüt etmeden, cadıyı ateşe attı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder