Nefes alırken gözlerini kapattı
Bedeni çaresizce buna bağlıydı.
Bu hüzün kokan zemin,
Soluklaştırdı gökyüzünü.
Mavi-beyaz gök inleyince,
Güneş, Ay'a küsünce,
Anladı insancık hüznün rengini.
Gözleri kızarırdı hep,
Yüreği kanla kaplıydı,
Çürümüş bir odada paslanıyordu bedeni
Anlamın anlamsızlığıyla inliyordu
Anlam yüklediği her şey bir anda hiçleşmişti.
Zaman algısı korkutuyordu
Şansın şanssızlığa açılan bir pencerede durmuştu.
Her şey bir adımdı,
Ya atacaktı ya da...
Suskunluğu kendi kendisini imha ettiriyordu
Kendisine işkence yöntemi başarılı olmuştu.
Şimdi anlıyordu çizilen kağıtların,
Söylenen kelimelerin,
Hüzünlü bir yalnızlığa tekabül ettiğini.
Mutlu olmaktan nefret eden bir insancıktı
Her daim isyan bayrağıyla gezerdi.
Fakat artık bocalıyordu.
Sona bir adım daha atmaya meyilliydi.
Bütün bir ömrü koca bir boşluktan ibaretti.
Aradığı küçük bir huzurdu,
Artık kanatlanan insanlığıyla,
Sonsuzluğa açtığı suskunluğu bir gölge gibi büyümüştü.
Kendisi dışında her şey dönüyordu,
Kendisine bir anlam yükleyememenin verdiği bir ağırlıkla boğuşuyordu.
Susmak ruhunu çıldırtıyordu
Konuşmak beynini uyuşturuyordu.
Sessizliğe açtı,
Milyon sese inat,
Kendisine açtığı savaş ile boğuluyordu
İçinde kopan fırtınaya rağmen,
inadına susuyordu.
Bu kendisine verdiği en büyük cezaydı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder