6 Şubat 2019 Çarşamba

#İNSANLIĞIN ZARAFETİNE SIĞINMALI#

Hayat çoğu zaman bir kabus
Bazen de öylece gördüğümüz bir hikaye misali,
Ancak çoğunlukla, görünmez olmak hayalimizdir...
Bir kaplumbağa misali geceye sığınmak isteriz.
Çoğu zaman Gelecek, geçmiş ve şimdiki zaman bir anlam ifade etmez.
Sessizce bedenimizi sararız,
Öylece uzaklaşırız....

Damarımızdan akan kanı gördüğümüze yemin edebiliriz,
Ama bunun olduğundan emin olmayadabiliriz.
Ağladığımızı görüyoruz,
Ama sorduklarında nedense emin olamıyoruz.
Acı Yok artık,
Ama çok derinde bizleri zorlayan bir kabulleniş söz konusu.

Şu ara dünya’nın bize sordurduğu sorulardan kaçmak İçin,
Küçük bir sığınak inşa ettik.
Zaman kısıtlı...
Aslında zaman çok önemli.
Ben yaşamak İçin,
Zamansal bir kurguya sığındım.
Bunu açıklamaya gücüm yetmez.
Ki siz de anlayamazsınız!
Sessizce zamansal paradokslara inandım.
Şaşkınım, öylece inandığım hesapsal kavramlar realite kazandı.
Bu olgu bendeki duygusal Evren’i yerle bir etti.
Şimdi duygulardan uzak bir zombi gibiyim....
Amma velakin duygularımı ateşlemeye çalışan bir kibrit var,
Zaman zaman ateş alıyorum,
Zaman zaman sönüyorum.
Neyseki kendimiz gibi insanlar biriktiriyoruz....
Neticede herkes olduğu kadar insandır, değil mi?
Zorlamadan, kırmadan, bükemeden hayatın elinden tutuyoruz.

Bir orkide misali hayat,
Küstürmeden,
Nefret etmeden,
Öylece yaşamak lazım işte....
Mesela; Huzur içindeyken, Huzur aramamalı !!!
Yakındayken, uzaktaki bir fotoğrafa uzanmamalı!
Sessizce, usulca, konuşup , hareket etmeliyiz.
Böylelikle insan olmanın zarafetine sığınabiliriz.



25 Kasım 2018 Pazar

#Karanlığın Sırrı#

Sarardı yine yapraklar
Daldan düşen düşene
Küçük kalbi korkuya kapılmıştı.
Bütün yapraklar dökülürse ağaç dalları yalın kalacaktı.
Çıplak olacaktı, yalnız olacaktı....
Küçük kalbi üzüntüye boğuldu,
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Gökyüzü bu hıçkırığa dayanamayıp, ona eşlik etti.
Lilith yanına usulca yaklaşıp; Ne oldu küçüğüm? Diye sorabildi.
Yaşlı iri gözlerle lilith’e baktığında, lilith de ağlamaya başladı.
Alevli kapılar soluklandı, dünya’yı sarsan bir inleme feryat figan başladı.
Korkuya kapılan Tanrı’lar lilith’in öfkesinden kaçacak delik arıyorlardı ki,
Çok geçmeden nedeni yaşlı iri gözler olduğu anlaşıldı.

‘Ey insanoğlu, bu kendine nasıl bir eziyettir’
‘Nedendir? Amaç nedir?’
‘Kimedir bu ceza?’
‘Bu yürek sancısı nedendir?’
Bunca soruya gelen tek cevap hıçkırklardı.

Hayatın taşlık, alevli yollarından yürümekten bitap düşmüş
Her su kenarında duraksadığında;
Balıkların kovada birikişini tiksintiyle izliyordu.
Yıllar geçsede, Bu sahne hiç değişmiyordu.
Büyük balıklar, küçük balıkları yerdi.
Hayatın sefil yüzünü şimdi daha iyi anlıyordu.
Artık Yol kenarında pusuda bekleyen timsahları görüyordu
Onlara çıkan yolları biliyordu
Onları uçuruma götürecek tuzaklarıda biliyordu.
Ancak onun tanrısı vardı.
Er ya da geç herkes kendi yüreği kadar bir odacığa sahip olabilirdi

Küçük elleri yara bere içindeydi,
Yere düşen her parlak yıldız İçin bir gümüş lamba yapardı.
Yıldızların ısısı yakardı derisini,
Ancak yıldız parlaklığına karşı koyamazdı.
Neticede gümüş lambaları birinin yapması gerekiyordu.
Yoksa ısısı düşen yıldızlar toz bulutu olurdu ve hiçliğe karışırdı.

Karanlığın perdesiyle huzursuzluğu başlardı.
Küçük kalbi sıkışırdı.
Gecenin bütün çirkinliğini bastırmak İçin,
Kendini her gece ateşe atardı.
Bu ateş onun kalbiyle birleşince büyük bir ışık saçardı,
Ve bütün karanlığı yarardı.
Bu savaştan bitap düşerdi.
Bu acısına lilith dayanamazdı.
Lilith gece bekçilerine ateşi körüklemelerini yasakladı.
Böylece ateş böcekleri huzur içinde şarkı söylemeye başladılar.
Ve konuşma yetilerini kaybettiler.

Sadece onları dinlemek isteyenler duyabilir.
Siz istediğinizi konuşabilirsiniz.
Ancak insanlar anlamak istediklerini anlarlar.
Çoğu zaman izlemek daha sağlıklıdır.

26 Ağustos 2018 Pazar

#KAYIP BİR KUM TANESİ#

Mevsimsiz bir dünya’ya yolculuğa çıktım. 
Her yer tek renkten ibaretti 
iklimsel olarak, bildiğimin dışında bir şeyler vardı. 
Sıcak değil, soğuk da diyemiyordum. 
İnsanlar bambaşkaydı 
gülümsemiyorlardı;  Aksi gibi ağlamıyorlar da
Yollar hep çakıl taşıydı 
Çiçek yoktu, ağaç Yoktu 
Zaten güneş de hep saklambaç oynuyordu.

Yanımda yürüyen insanları hissetmiyordum bile
Sanki nefes almıyor gibiydiler.
Ünlü bir yazarın da dediği gibi;
Bir insanı insan yapan duyguları değil miydi! 

Belki de bu da geçmişin sillesinden geçti 
Ve artık sadece sarı sayfalarda okuyacağız
İnsanlığın kalbine dokunan şeylerin varlığını unutacağız
Daha az ağlayacağız
Hiç gülmeyeceğiz
Zaten artık hiçbir şeye Şaşırmıyoruz 
Şaşırmaktan korku duyanlar var. 
Bir ağaca yaslanıp soluklanabiliyorsak; hala ümit var
Bir taşa oturup, ağlayabiliyorsak; ümit var
Ama şimdi bunları başka başka yollarla yapıyor insanlık
İNSAN Kelimesinden İNSANCIK kelimesine düştük
Kendi sefilliğimize perde çekmeyi adet edindik. 
Güçlü görünmek hobimiz oldu
Amma velakin içte biriktirmekten hissizleşti insan
Neden kusursuz olma hayali?
Kusur insanın kanında var
Neyin iç savaşı bu? 
Neyin çabası?
Kime , neyi, ne için kanıtlıyorsunuz?
Görmüyor musunuz sefilliğinizi!
Kendinize çıplak gözlerle bakmalısınız.
Şayet, birgün uyandığınızda geç olabilir.

Savaş kayıplar verir.
Savaş hiçbir zaman mutluluk getirmez.
Bir savaştan geriye kalan;
Hüzün, uykusuzluk, hissizliktir. 
Ölüm sessiz bir gölge gibi kol gezerken, 
Yanınızdakilerin değerini bilin.

Zaman kayıp bir kum tanesi gibi. 
Önemsiz gibi görünsede biriktikçe anlam kazanıyor.
Anlam kattıklarınızla dünya renklere bürünüyor
Mevsimler anlam kazanırken, 
Doğa insanın mutluluğuyla çoğalıyor. 
Hayat Bir Peri masalı gibidir 
Nasıl başladığınızın önemi Yok
Önemli olan olay örgüsündeki ince detaylardır 
Bu ince detaylar;  güzel gören gözler sayesinde,
Güzel sonuçlara vesile olur.
 
Hayat bir Peri masalı kadar,
Tatlı ve eğlenceli bir serüvendir. 
Takılıp düştüğünüz,
O taşa ağlamaktan vazgeçtiğinizde, uyanırsınız.
Gerçek şu ki, uyanışın bir yaşı yoktur.
Asıl mesele duygularınızı yeniliğe açmakta gizlidir.
İnsan her zaman öğrenebilen bir hayvandır. 
Gelişimin sonsuz yolunda, 
Emeklemeye devam ederiz. 
Sonuçta, Büyük bir beyin m3’ü hamallık İçin verilmedi
Duygular ve duyular zamanla yarışırlar. 
Doğayla birlikte ahenkli bir danstır hayat. 

20 Ağustos 2018 Pazartesi

#KAÇINILMAZ DÖNGÜYÜ KABULLENMEK#

Tanrıların kol gezdiği şu dünya'da insanın anlamı nedir ki!
Sessiz bir yakarış, sonsuz bir kucaklamayla eş değerdir.
İnsancığın tabiatında isyana yenik düşmek mevcut.
Bu da bizi lilith'in ihtiraslı kollarına bırakıyor.
Yürek avuntusunun bir çözüm yolu yok. 
Bir girdap misali, içine düştüğün an ait olman gereken yere gelene dek kayboluyorsun.
Dünya'nın tek bir gerçeklik algısı varken neden bu boş sorgulamalar!
Sonuçta herkesin sonu tek bir noktaya gelmiyor mu?
Bir bez parçası bütün bedeni sardığında bütün somut-soyut şeyler anlamını yitirmiyor mu?
Bu denli tutunulan, bu denli özlemi çekilen kurgusal metraj 1 saniyede son buluyor.
Her şeyin anlamını günden güne yitiriyor insancık.
Kronos ile yapılan anlaşmadan sonra,
Tüm duyguların zamanla eş değer çalışır hale geliyor.
Telaşın yerini, kaygının yerini, heyecanın yerini hafif bir rüzgara bırakıyor insan. 
Beklentilerin bir anlamının kalmadığı bir zaman diliminin ilk çeyreğindeyim.
Filozofluğu bırakalı çok oldu,

Ashriel'in ruhu bedenden alışını hissettiğinden bu yana, sonsuz bir sükunete girdi
Zaman zaman sessizce içinde bir yerde, dış kalabalığı izlerken yakalıyorsun onu
Kalbinde yanan öfkeyi söndüren bir su damlası iken, alevlendiren yine bir su damlası nasıl olabiliyor?
Acının tarifi yok, kalbin göğüs kafesine büyük geldiğinde
Boğazında bir yumru hissettiğinde, sadece acına eşlik edecek birini arıyor insan.
O sonsuz yolculuğuna çıkarken, dünya'nın durduğuna şahit oldum.
Ona eşlik eden yan odada yatan genç de vardı.
Aynı anda duran makine sesleri ve soluksuz kalan bedenler...
Ashriel'in eşliğinde öylece bırakıp gittiler herşeyi.
17 yaşındaki gencin yakınlarının feryatlarına sığınabildi.
Acılarını bastırmayı çocuk yaşta öğretmişlerdi.
Elleri titriyordu, gözleri yaşlıydı, dudakları titriyordu, dizleri isyan ediyordu ona.
İnatla direniyordu bedenine.
Gerçek olamayacak kadar saçmaydı bütün bu olanlar.
O kırmızı oda'dan bir doktorun gelip, iyi bir haber vermesini  inatla bekledi.
Ancak artan isyan seslerine yenik düşen bedeni donmuştu.
Kımıldamak mümkün değildi. 

Dolambaçlı yolların sonuna geleli çok olmuş belli ki.
Geri de kalan yolun sonuna kadar göründüğü,
Gidilecek yolun bütün engebeleri ve güzelliğinin göründüğü bir zaman gelip çatmış belli ki.
Her seferinde anlamaya çalışıp, 
Ancak hiç idrak edemediği saçmalıkların var olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek.
Beyin partiküllerinin beyaz bayrağı çekmesiyle ulaşılan zafer.
Kararlılık ifadesini teslimiyete bırakmak,
Hayattan alınabilecek bir şey olmadığını,
Şayet varsa da bu yolun erdemli bir hayattan geçtiği gerçeği,
Sizi iliklerinize kadar huzura erdiriyor.

Kronos ile birlikte değişim rüzgarına kapılmamak elde mi!
İlelebet aynı çarkın dişlisinde durmuyorsun.
Değişim kaçınılmaz olduğunda, kendi benliğinİ sorgulamak kaçınılmaz olur.
Mesele fırtınadan en az hasarla çıkmak.
Beyni resetlemeden, anıları ceplerinde biriktirmek.
Olay, birikilenlerle yaşamamak. Sadece, dünü unutmamak!
Sonuca odaklanmayı bırakmalı insancık.
Başlangıcın tadını tanımalı,
Tanımalı ki aradaki olay örgüsünün tadını alabilmeli.
Sonuca yaklaştıkça bir anlam algısına kapılmadan, 
Sisler arasında kendi ile kalabilmeli.




       

16 Haziran 2018 Cumartesi

#ÇOCUKLAR VE YAVRU KÖPEKÇİK#

Toplumun aklı selim bireylere ihtiyacı var. Ancak görünen o ki toplumca engelliyiz. Beyin gelişimini tamamlayamayan bireylerin çocuk yetiştirmesini doğru bulmuyorum. "Çocuğun var mı da böyle konuşuyorsun!". Yok efendim, çoluk çocuk bu zamanda olacak iş değil. Çocuk elindeki bıçakla kıvranan canlıdan zevk alıyor! Bu nasıl bir duygu karmaşasıdır! İnanın bana o çocuğun hiçbir suçu yok. Nasıl bir ortamda beyin ve duygu gelişimini tamamlamaya çalıştıysa bu onun faturası. 

Hergün psikiyatrilerin önünde milyonlarca insan görüyorum.Neden mi? Beyin ölümünü gerçekleştirmek için oradalar. Peki buradaki insanlarla hiç konuşmayı denediniz mi? Denemeyenler lütfen denemesin! Çok gergin, seviyesiz, düşüncesiz insanlar olup çıkıyorlar. Hepsi mi böyle hayır tabi ki! Ancak büyük bir çoğunluğu bu şekilde. Çünkü düşünme fonksiyonu pasif durumda. Amaç da bu zaten az düşünmek. Hepimizin bildiği bir şey var ki; Psikiyatri ilaçları beyin fonksiyonlarında tahribata yol açıyor. Sonuç ortada, Orklar.

Şimdide beş kişilik aile hayal edelim. Baba memur, anne ev hanımı, abi işsiz, abla evleneceği zamanı bekliyor, evin küçüğü ise10 yaşında. Evde bulunanların hepsi üniversite mezunu, sözde bilinçli insanlar. Evin abisi iş beğenmiyor, evin ablası hergün yeni bir kafede ortam yapıyor. Evde son teknoloji telefonlar bulunuyor. Bir aileden ziyade bir yurt ortamı. Herkes kendi köşesinde başka bir hayatta yaşıyor. Bütün yük malumunuz babanın omuzlarında olunca dünya kadar borç ve hergün bu borçları düşünmemek için tekele açılan kara bir defter. Böyle bir ailede gece böyle biter mi? Bitmez!

Gün boyunca kafasında borçları boşa koysa dolan, doluya koysa taşan bir adamın öfkesi beyni yumuşayınca patlak veriyor haliyle. Eşini hergece döven ve araya girenlerinde nasibini alması ile son bulan bir gece haline geliyor. Ev hanımının da kaçış öyküsü psikiyatri ilaçlarında son buluyor. Peki evin en küçüğüne ne oldu?
İlgisizlik, sevgisizlik, öfke bütün bu duygular birbirine girmeye başlamıştır. Çocuk babayı, abiyi, ablayı, anneyi örnek alır. Bu çocuk hepsinin ortak meyvesidir. 

Aile içinde gördüğü bu düzeni dışarıda bir hiyerarşi oluşturarak kendini kendisine ispat etmeye çalışacaktır. Büyüdükçe  zaman süzgecinden geçişi zor olacaktır. Çünkü yaptığı hiçbir şey onu tatmin edemez olur. Kendi benliğinde kişilik bozukluğu ilk olarak kendini gösterir. Bu da çevre ile uyum yaşamada en büyük sorunu olur. Başka canlılara zarar vermeye başlar, bu içindeki öfkeyi susturabilmesinin bir yoludur . Ancak birey bu davranışın yanlış olduğunu algılayamaz. Hayatının sonuna dek ya kendi beyninde cinayetler işleyecektir ya da bunu gerçekten yapacaktır. Bu durum "Kuzuların sessizliğinde" çok iyi vurgulanmıştı. Böyle bir bireyin tedavi olma ihtimali çok düşük. Ben doktor muyum? Hayır değilim. Sadece insan psikolojisini, fizyolojisini biliyorum ama bunu bilmek için profesör olmak gerekmiyor. 

Duygu karmaşası en tehlikeli silahtır. Karşıdakinin ne zaman, nerede, ne tepki vereceğini bilemezsiniz. Lütfen bu gibi sorunlar yaşıyorsanız bir canlı yetiştirmeden önce kendinizi kontrol altında tutmayı öğrenin. Yok ben böyle iyiyim diyorsanız; Sonuç ortada, bir grup küçük çocuk ve bir yavru köpek... 

Gördüğüm videoda dünden bu yana medyadaki yavru köpeğe benzeyen bir köpek ve 3 çocuk bulunuyor. Şiddet , şiddet, şiddet..Kanım dondu, konuşulabilecek her şey konuşuldu, yazıldı. Ancak hala bir sonuç yok. Yazdığım yazının dışına çıkarak bunu belirtmek zorundayım ki, hapis cezası isteniyormuş. Yapılan işkenceden zevk alanlar için hapis cezası çok trajikomik bir karar. Bu kişi hapisten çıkınca biriken öfke ile uç noktalara kadar gidebilen bir canavar olacaktır.  Başka bir canlının çektiği acıdan zevk alabilen biri insan değildir. İnsanlık sıfatının dışında da bir yere konulamaz! 

18 Mayıs 2018 Cuma

#SONUÇ DEĞİŞKEN#

Kalbim korkuyla atıyordu,
Gözlerimi açtığım her anda, hayat geri dönüyordu.
Elimi attığım her dal yeşillenirken,
Kalbim git gide kararıyordu...
Hüzünlü bir merhaba’ydı bu
Bütün nesneler kader diyordu.
Göz ucuyla itilip kakılan onca nesne hem fikir olmuştu bir anda
Kalbin harf harf yerine getiremediğini,
İlahi adalet tek bir cümlede söylüyordu.
Taşların sükunetini koruduğu zamanlardan kalmaydık,
Susmak asalettendir diyorduk
Bu nedenle konuşmak anlamlı gelmiyordu
Hep sustuk
Hep eyleme döktük
Bu yüzden çok diz kapaklarımız yaralandı
Gözlerimiz dolsa da ağlamadık.
En güzel cümlemiz ‘hayırlısı olsun’oldu
Aslında en kötü cümlede belki de buydu

Güneşin büyük nurunu kullandığı bir sabah’a uyanmak;
Belki de En büyük işkenceydi.
Kulağımdaki uğultuyu unutabilir miyim bilmiyorum ama
Bu bana bir ömrü çoktan bitirdiğimi gösteriyor.
Her soluk da kendimi yeniden var ediyorum gibi
Bu beni yoruyor
Sonuçta kalp bu ya
Herkesin gidebildiği yerin ölçüsü aynı...
Sadece bazılarımız yükseklerden uçabiliyoruz

Çoğu zaman bir taş el yakarken
Bazen de su alev alabilir
Ve tamda bu anda önünde ki uçurumu bir kapı olarak seçebilirsin
Bazen de o uçurumu bir basamak olarak seçebilirsin
Seçimler henüz bize ait.
Bu da her daim bir adım öncülük demek

30 Nisan 2018 Pazartesi

#ÖLÜMLÜ HÜCRELER#

Gözlerimin bana ihanet ettiği tamda bugünde,
Gözlerimi oymalıydım...
Ellerim çamurlu, gözlerim kanlı.
Başka zihinlerdeyim, kendimden korkuyorum.
Serzenişte değilim, bitti artık.
Büyüyemedim ama yaşlanmayı öğreniyorum.
Kasıtlı başlatılan bir hücre savaşı bu.
Bedenim engellesede,karıştı bir kere kanıma.
Ellerim bağlı, dilim varmıyor konuşmaya.

Şimdi herşey çok şeffaf.
Kalbim hızlanmıyor,
GöZlerim korkmuyor,
Boğazımda düğümlü kelimeler var,
Akmayacak artık.
Biliyorum artık bir yol yok.
Son bir durak kala diye bir şey yok.
Sadece beklemek kaldı.
Beklenecek belki saatler, belki saniyeler var.

sessizliğin  hüzünlü öyküsü bu,
Herkes gitti şimdi,
Yalınlığı iliklerine kadar hissettiğin bir öykü bu.
Elinde tek gerçek şey var,
Aman boş bırakma kadehi!
Artık anlamsız saatlere gerek yok.
Zaman kavramı bitti bende

Bir köprüden geçmeye çalışan , ancak girdaba kapılanlanlarız biz
Eğri oturup doğru konuşanlarız biz
Bak yine yaptım yapacağımı
Yine aynıyım ben, sivri dilli
Ammada gamsızım yaaa
Sözlerin anlamını yitirdiği zamanlar yarattım.
Artık hiçbir sözün, kelimenin yerini bulmayacağı zamanlar bunlar.
Her zaman derdim ‘her sözün varacağı bir durak vardır’ diye
Ama ne yazık ki öyle bir durak yok
Tatlı hikayelere sığdırdık kısacık ömrümüzü
Şimdi ise realizm zamanı
Ölümün bile önümde saygıyla eğileceği bir zaman vardı...
Şimdilerde zamana zamansızlığa ...
Kelimeler yerine kendimi havada asılı bıraktım.
Tamda şimdi saki’yi çağıralım!!!

27 Mart 2018 Salı

#BATAKLIK BALIĞI#

Korkunun ecele faydası yok,
Korkağın cesura yamanmasının sonu yok,
Paranın kefene paralel gelme olasılığı yok.
Güzel sözle kalpler aydınlanır da,
Kötü söze lüzum yok.
Bir han burası, yolu şaşırmanın manası yok.

Dön bak arkana, nereden geldin nereye ilerliyorsun.
Güzel bir kaldırımdan geçtiğinde, orada bir emek olduğunu unutma.
Elini taşa atmazsan, bir duvar oluşturamazsın!
Şayet ki, insanlara basarak bir yere geliyorsan !
Çıktığın gibi o yolun inişi de var...

Unutma ki, etrafında biriktirdiğin insanlar senin yansımandan ibarettir.
Bir vicdan ki, herkesin içinde bulunmayan bir bağcıktır o.
O bağcık ki, çoğu zaman seni düşürse de ,
Seni hiçbir zaman yanıltmaz.
Düştüğünde anlarsın ki bir felaketten kurtulmuşsundur.

İnsan dediğin et, su, hırs, kibirden oluşmuştur.
Bazen hanına gelen özel insanlar olur...
Onların ruhları satılmadığı için, farklı bir enerji ile dolarsın.
Adeta bir toprak gibidirler.
Etraftaki her şey filizlenir, Nefes aldığını hissedersin.
Oysaki çok geçmeden onun da ruhu emilir.
Gözleri boş ve karanlık bakmaya başlar.
Gülümsemek bir görev gibidir, sadece ağzı kıvrılır...
Ya da gülümsemezler...

İzliyorsun biliyorum ey frejha, Kaptırdılar kendilerini ziftin tadına.
Korkuları gece gelmesin diye saklanıyorlar.
Dilleri çatallı, gözlerinin feri yok.
Mumları yaktım,
Belki birgün; Birinin içindeki o küçük ışığı, mıknatıs gibi çekmesine neden olabilir.
Bekletiyorlar, o ışığı bulamayacaklarını bile bile.
Herkesi sarmış bir hayat telaşı.
Bütün günün mekaniğini, bir masada kirletip aydınlatıyorlar sokak lambalarını.
Gökyüzü gittikçe kararıyor, bitkin düşmüş yıldızlar...
Yer yüzünden yükselen isyana katlanmak istemiyorlar.
Madem bir isyan var ki neden sonu gelmiyor!
Lilith bile şaşırdı, 
Ölüm mü yaşam mı!!!
Erken gelen bir arafta kalış bu. 
21.yy'ın vebası bu olmalı.
Bataklıkta çırpınan, inadına yüzmeye çalışan bir avuç balık misali.

İnadına yanında tutmaya çalışma kimseyi, 
Mal mülk biter birgün, Huzuru bulmak için kendi gölgene sığın!
Tabağında olduğu kadar iste, 
Şunu bil ki, o sana ait değilse asla ona sahip olamayacaksın!
Korkaklığı sessizlik olarak algılayan aptalları duyma.
Onlar gibi yancı olmadığın için, çene kaslarını oynatıyorlar.
Sağır olmayı öğren, ama prensiplerini ezdirme.
Bir kere ezme teşebbüsünde bulunanı ez geç.
Unutma ki, şerefi olmayan bir insanın
Bir böcek kadar bile değeri yok...


4 Şubat 2018 Pazar

#BİR GİRDAPTIR YAŞAMAK#

Yanaklarımdan akan yağmura kızamam,
Yüreğimden seslenen öfkeye kızamam,
Derinlerde bir yerde bir çığlık yükseliyor.
Yerini, yönünü bulmaya cesaret edemiyorum.
Aramaya karar verdiğim her saat, bir yenilgiyle son buluyor.
Ellerim zımparalı, sarmaktan yoruldum...
Delgeci kağıtlarda kullanmayalı çok olmuş.
Belli ki kağıtlar, rafın yolunu şaşırmış !
Toparlamaya çalıştığım her sayfa, yeniden karanlığa gömüldü.
Yakılan mumlar, sayfaları küle çevirdi.

Ulaşılması imkansız hale gelen bir labirent var,
Her adım bir sonraki çıkmaza gidiyor.
Ellerimde 4 yapraklı yoncalarla, her duvar kenarına bir tane sıkıştırdım.
Yer, yön duygum yok benim,
Bu yüzden her daim kaybolurum.
Karanlığa doğru ışık tutan bir şey var ki!
Sessizliğin en derinliğinden gelen bir haykırışla uyandırır beni.

Bazen silgileri çok severim,
En sert çizgiyi bile güzel siler.
Şimdilerde daksil var, ama ben yazdığım şeyleri silmem,
Daksillemekten ise hiç hazetmem.
Üstünü çizerim, taa ki yazı hiç görünmeyene kadar sert çizerim.
Ya da o lekeli sayfayı yırtar atarım.

Her son bir başka varoluş der filozoflar,
Haklılar, ancak her yeni varoluş;
İnsani duyguların biraz biraz yitimi demek olmuyor mu!
Ah biz sefil insancıklar, nasıl da acınasıyız.
Ne bir amaç, ne bir duygu...
Her yeni kapı, bir duygu kırıntısını daha alıyor içimizden.
Azalan azaltan bir duygu seli bu!
Ne benden, ne senden, ne de ondan geliyor...
Biraz biraz hiçsizleşiyoruz, 
Anlıyorum ki biraz biraz yitiyor, gidiyorum uzaklara.

Zaman zaman kendi içimde kayboluyorum,
En çokta bu beni huzura erdiriyor.
Bir girdap misali, içinde düştüğüm an çıkamıyorum.
Gerçeğin taa kendisi bir görsellik havuzu bu.
Ama hala nereden bir yıldız gelir diye heyecanlıyım!
Parlak yıldızları severim...
Ama büyük ve sönük yıldızlardan korkarım,
Hayat bu azizim, korkuyla da yaşanmıyor.
Bu yüzden biraz biraz ölüyoruz!
Ölümü ince bir perdeden izliyorum...
Gözlerimi kapatmaktan vazgeçeli çok oldu.
Renkli kelebekler ve karanlık girdaplar dünyası bu.
Daldıkça en derine soluksuz kalmayı öğrenirsin.

27 Ocak 2018 Cumartesi

#BİREY OLMAK DA HAKEDİLİR#

Aç pergeli ölç beyin m3'nü
Olmadı tartmalısın!
Haydi bakalım, şimdi de okumada sıra.
Önce heceleyelim, Dur!
Heceleme, hecelersen anlamazlar.
AHLAK!
Kim bunun anlamını biliyor?
Ah tabi ki de, dilde hepiniz bunu biliyorsunuz.
TDK'ya göre demiyeceğim!
Size göre Ahlak sınıflaması;
Kısa etekli kadın out
Kırmızı rujlu kadın out
Göbeği açık kadın out
Hep kadın ve giyim mi ahlaksızlık!
Ahlak yargılarınız; Bacak arasından sonra, dış kılık kıyafete kadar ulaşabiliyor.
Acıyorum, bu sefil hallerinize!

Peki bana göre ahlak nedir?
Belli bir yaşa gelmiş bir insanın, hala hayatında olabilecek veya oluşabilecek olayları öngörememesi zaten yeteri kadar ahmakça!
Kaldı ki hayata zaten evrensel bakamıyorsunuz, madem rol yapıyorsunuz tam yapın ki sizi insan sayabilelim!
Dedem karpuz seçerken, tıklayarak seçerdi... Her boşluk sesinde bana doğru tekrar tıklardı,
-Ne duyuyorsun?
-İçi boş gibi ses çıkıyor derdim.
-Bu sesi hiç unutma! Birgün kafası boş çok insanla karşılacaksın.
-Nasıl yani, Onların kafasını da mı tıklayacağım? (Çocukluk işte)
-Bunu yapacak olsaydın daha zor insan seçebilirdin, Ancak daha kolay olacak! demişti.

Şimdi şimdi anlıyorum bunu, Düşünce yoksulu olmak başka bir şey. Amma velakin sonradan böyle bir yola girmek ayrı olay. Bu zamana kadar pireyi deve yapmadım. Pire pireydi, deve deveydi. Herkes kendi ahlak seviyesi, kendi dil ölçümü düzeyine inebilir. Herkesi birey saymak yanlış bir davranışmış. Şimdi akıllanıyorum ve görüyorum. Saygı da hakedilir! Birey olmak da hakedilir! Konuşma hakkı da hakedilir!



31 Aralık 2017 Pazar

#2017'DEN SONRA#

Bir yılı daha geride bırakmanın hüznü içindeyim.
Kendimi bir dut ağacına benzettiğim şu günlerde,
Bütün dallarım hüzünle kaplı.
Dallarımdaki bütün dut artıklarını silktim,
Sararmış yapraklarımı silktim,
Kırık dallarımı kopardım, attım.
Daha rahatlamış hissettim.

Dengesiz havaya inat,
Açmaktan usanmayan güneşe, hayranlığımı gizleyemem.
Kah kar yağıyor, kah yağmur ,
iki güne yerini yeniden başka mevsime bırakıyor.
Bir yaz, bir kış, bir sonbahar...
Hava bile karla karışık yağmur...
Tek ihtiyacım kahve kokan bir sokak,
Vicdanın ne olduğu bilen insanlar,
Samimi bir merhaba...

Şimdilerde sokak kedileri bile samimiyetsiz,
Aç olduklarında eteğinizden ayrılmıyorlar,
Doyduklarında arkalarına bile bakmıyorlar...
Etraf ruhları zedeli çocuklarla dolu,
Yetişkin ve çocukları ayırt etmek başlı başına bir mesele...
Yasak elma misali;
Bir kişi elma'yı yedi ,Günahı herkese dağıtıldı...

Her yıl bir bir ceplerimi boşaltıyorum,
Çıplak ayakla çakıl taşları üzerinde yürümenin şerefine nail oldum.
Canımı yakan her boşluğu, küçük mumlarla aydınlattım.
Artık karanlık odacıklar yok.
Her yer görece aydınlık,

Şimdi sonsuz bir görsel şölendeyim.
Önüm, arkam, sağım, solum dörde ayrılmış gibiyim.
Görüngülerle başım dertte olsa da,
Mısırımı aldım ve sizleri izliyorum.
Bir yılı geride bırakmanın verdiği rakamsal rahatlama dışında,
Ruhumda da değişimler yarattınız.
Artık merhameti freja'dan dilemeniz gerekiyor.

Her masalın bir gizemi vardır,
Her daim insanların içindeki yaraları gören bir cadının hikayesiydi bu,
En kötü insana bile acırdı,
Ve birgün kötünün kalbindeki acıyı gördü,
Hiç sorgulamadan yarayı sardı...
Kötüden geriye kötülük kaldı,
Artık acıda olmadığına göre, duygu da kalmamıştı.
Kötü ocak da duran ateşe baktı,
Hiç tereddüt etmeden, cadıyı ateşe attı...







18 Aralık 2017 Pazartesi

#Sessiz Gemiler Geçip Gidiyor#

Sessiz bir soluk da çektim içime ölümü
Dinledim, inledikçe sessizleşen iniltileri dinledim..
Anladım ki, yükselen her nesnenin sağlam bir düşüşü var
Her sessizlik oyununda galip gelen oyunculara inat,
Yüreğim temiz, rol yapmadan yürüdüm o ipte.
Bana büyüklerim; Arkama bakmadan yürümeyi öğretti.
Yıllar sonra göz ucuyla bile bakmaya tenezzül etmedim.
Soluksuz kaldıkça kendime hatırlattığım anılarım dışında....
Her şey olduğu gibi,
Sonuçta zaman bir su misali,
Aktıkça yolunu bulur derdi büyüğüm,
Ah be! Bulur mu dersin dedeciğim?
Dünya'ya karşıyım sanki,
Nefes alınmaz olduğunda dua'ya başlarmış eski şamanlar,
Bizler gerisin geri yol çiziyoruz SANKİ..

Kalp bu ya, Çarptıkça yaşıyorsun derdin.
Yaşıyor muyuz dersin?
Sessiz gemiler geçip gidiyor,
Sadece izliyor buluyorum kendimi,
Nefes alamadığım zamanlara inat,
İsyanlarım nefes aldığım zamanlara...
Zaman bir kum misali,
Bugün kum saatinden düşen her kum zerresine tapasım var.
Hayatıma giren her toz zerreciğine bile minnettarım...
Kızdığım her yaprağa inat,
Toprağa düştüğü an, gözlerini kapatan o yaprağa sığınabilirim...
Biliyorum ki nefret en kutsal duygudur.
Bu yüzden sessizliğimi korudum.,
Ancak anlıyorum ki sessiz kalmamalıymış Hades,
Çığlığa inat, eylemsel bir harekete yönelmek en anlamlısı olurmuş.
Merhametin gölgesinde kalan her hareket yok sayılmaya mahkumdur.
Ama bugün öğrendin ki, merhamet karanlık da kalsa da sana nefes aldıran tek şey...






16 Aralık 2017 Cumartesi

#HER UZATTIĞIN PAPATYA ÖLMEYE MAHKUM#

Sessiz bir çığlık dudaklarımı aralıyor,
Ama sesim çıkmıyor...
Gece oldu yine, yine bana eziyet.
Hiç karanlığın olmadığı bir dünya istiyorum.
Gölgelerin kendini gizleyemediği,
Bir su yardımıyla büyümeyi bırakalı çok oldu.
Güneşe ihtiyaç duymana rağmen,
Karanlık ile kolkola gezmenden bıktım.

Küçülmedin mi yaptıklarından,
Ben insanlık adına utandım.
Ama sustum...
Bir avuç suda boğulmak nasıl?
Bir sokak arasında kaybolmak?
Dünya'yı bir kasaba olarak görmek?
Anlat bana, anlat ki seni çözümleyebileyim.
Yoksa sen düştükçe, basmaya devam edecekler!
Ve ben, seni anlayamadığım için engel olmayacağım.
Gözlerin bir uçurum,
Kendine bakarken ne görüyorsun?
Küçükte olsa bir duygu kırıntısı var mı?
Merak ediyorum da nefret duygun var mı?
Sevgi kalmadığını çok iyi biliyorum!
Peki ya kindar mısın?
Zannetmiyorum....
Çok üzgünüm, bu boşlukların dolmayacağı için.
Çok üzgünüm, ama her uzattığın papatya ölmeye mahkum.
Çünkü insanlar senin gibi değil.
Onlar hep alırlar, sen hep verirsin.
Sen sevmeyi bilmeden, sevgiyi öğretirsin;
Onlar seni sevmezler, onlar eşyaları sevmeye başlarlar.
Sen yapılan her bir eylemi objektif değerlendirirken,
Onlar şahsına zarar vererek, kendi hatalarının faturasını da sana ödetirler.
Çok üzgünüm ama seni ayıltmam gerekiyor.

Sen bir yolcusun,
Netlik senin yolunu çizen tek araç.
Nedenden ziyade sonuca odaklanmalısın.
Nedenin hiçbir anlamı yok!
Sonuç yolunu ya aydınlatır ya da taşlar koyar.
Gölgeli insanlara ihtiyacın yok.
Dünü,bugünü, yarını ayırt edemeyen,
Ufacık insanlığı ile sana yol göstermeyi deneyenler olacaktır,
Sessizce uzaklaş...

Görüyorsun ya,
Bir sepet papatya toplaDIN
Kendine verdiğin  sözü unutMA
Kalbin kirlendikçe bir bir solacaklar...
Şimdi sepetin yarısı soldu,
Sessizce AĞLAYABİLİRSİN şimdi!
Her bir papatya yaprağı birgüne paralel.
Tek tek düştü.. tek tek bitti..
Kendinle yüzleşme zamanı geldi.
Sana kesilen faturaları ÖDETME zamanı.
Merak etme, kimsenin yaptığı kimsenin yanına kalmaz.
Şimdi söyle bana, vicdanın rahat mı?
Vicdanın rahat değilse, tam zamanı...
Üzülme, gururunu kıran her bir nesne önünde çırpınacak!
Affetmek senin görevin değil.
Yolunu kirletme!
Buğulu camlara ihtiyacın yok.
Kimseye peçete uzatma,
Bizim ki, bir beyin fonksiyonu bozukluğu.
Teşhise ihtiyaç kalmadı...
Hastalığı tetikleyen, nedenler!
Şimdi nedenleri bir bir silme zamanı.
Dedim ya Sonuç önemli.





8 Aralık 2017 Cuma

#YAMALI BİR UMUDA YOLCULUK#

Sorgusuz sualsiz , kimsesiz bir kimlik arayışı bu
Sözlerin yarım kaldığı, kelimelerin yamalı olduğu  kısa bir  filmdeyiz.
Şimdi Dünya; Çapraşık, yalın dizelerden ibaret
Elimde bir kadeh ile bekliyorum
Şimdi, En çok özgürleştiğim yere yolculuk yapmaya hazırım.
Bütün yürek kırgınlıklarımı, öfkelerimi bir bavula topladım.
Küçük umutlarımı, huzur çığlıklarımı ceplerime tıkıştırdım.
Yamalı pardesümü sırtıma aldım,
Yol uzun, elimde bir bavul ile yüklü ceplerle gidiyorum.
Önüm aydınlandı.. Yol sonunda ufak bir ışık görüyorum.
Şimdi, Kahvedeki telveye inandım.
Kimse bu inancı sarsamaz.
Şimdi yamalı bir umuda yolculuk hikayesi bu.

Bu deprem ki, bütün dünyamı salladı.
Döküldü her yere binbir parça puzzle.
Toparlamak çok uzun sürecek.
Kum fırtınası çıkması için dua ediyorum freja'ya...
Bir umut ya, bu dağınıklığın üstünü örter diyorum.
Her uyandığımda aynadaki yansıma; Dorian grey misali...
Aynadaki görüntü farklı; Gerçeği farklı...
Freja; ruhları bağımsız kıldığı günden bu yana,
Bedenim ayrı, ruhum ayrı dünyalara gitti.
Her geçen gün biraz daha ruhum, bedenimden azalıyor.
Bu dünya'dan kaçmak için ufalan bir tünel misali.
Yine kayboldu ışıklar,
Cebimde sakladığım mavi benekli çakmak ışığım oldu.
Görüyorsun ki, Aydınlık bir yol dilemek yetmiyor!
O yolun mimarı olmak gerekiyor.
Gözlerime küstüğüm günden bu yana,
Vicdanım bana rehber oldu.
Kulaklarımı tıkadığım günden bu yana,
Gölgeler yoluma yön verdi.
Şimdi, geriye saramam zamanı.
Ama geriye giden yollara pusu kurdum.
Geçmişten gelen her can kırığı için, kapanlarım var.
Ruhuma kurulan her bir kapan,
Şimdi vicdanınızın peşinde.
Ufaktan ufağa öğreteceğim size!
Bugün sessizliğe gömüleceğim.

Dünya yeni güne uyandığında ise,
Taş üstünde taş kalmayacak.
Bütün yerini bulduğunda ise,
Dünya arınmış olacak.
Sessiz gölgeler, ağız bulduğunda çıkıntılı taşlar toz olacaklar.
Korkma! her vicdanın bir sesi var.
Sadece ses tonları farklıdır.
Uzun zaman ses çıkaramayanlar paslananlardır.
Sesi çirkin gelir... çığlık gibidir.
Bazıları ise kanun gibidir.
Her bir teline dokunur...


22 Kasım 2017 Çarşamba

#Elimin Tersi ile İttim Bugünü#

Sessizlik yemini ediyorum, ama inançsız bir insanın istikrarı kaç gün sürebilir.
Grimtırak bir akşam ile verilen her söz lafta kalır derler..
Seni seçtim kurşun asker,
Bir adım öne ilerle, uyum sağla.
Sonu olmayan bir oyun bu, ne sonu öngörülebilir ne de başı...
Sessizliğini koru, ve oynamaya devam et.
Belki, belki birgün sıra sana gelir...
Korkak, kirli bir el gördüm,
Her telden çalıyor,  her gemide kürek çekmiş belli ki
Kimseyi suçlamak değil niyetim, amma velakin bir vicdan meselesidir aldı götürdü beni
Bir vicdan sesi duymayınca dinlemek anlamsız geliyor.
Bazen öyle ki, o gözler bülbül misali şakıyor...
Teşekkür ediyorum hayatımdaki her zerre toz kırıntısına...
Onlar olmadan pisliği çamurla ayırt edemezdim..
Şimdi yavaş yavaş idrak ediyorum ey lusifer,
Kainatın en nadide varlığı balık imiş...
Yeri geldiğinde hatırlamalı, yeri geldiğinde unutabilmeli imiş.
Ben bir masal perisi ya da bir masal cini hiç olamadım.
Ortalarda olmak bana göre değil..
Ya olmalı ya olmamalı...
Ancak insanlık hikayelerinde her  daim bir olasılık hikayesi öngörülüyor.
Korkarım ki kullanılmayan uzuvlar, nesneler köreliyor,
Beyin en temelinde tabi ki, ancak o var ki en üstünü; rüyalar!!!
Hayaller çocuklarda yok olmuş,
Ah be !!!
Küçük ya onlar, neden bunu yaptınız?
Bu minik insanlar şimdi yaradan dan ne isteyebilecek?
Amaçsız bir yemek mi? amaçsız bir iş mi?
Yapmayın be ne olur!

Bugün kalbim sıkıştı... Daha 21 yaşlarında güzeller güzeli bir kız. Aile ya da toplum baskısı kaynaklı psikolojik bipolar bozukluk. Kalp alışkın ya bir ileri bir geri atmaya. Bu meleğin toplumsal tedirginliğini hissettiğim her an kalbim sıkışıyor. Nefes almakta zorlanıyorum. Babası da destek çıkıyor gibi, Amma velakin yine de bir hedef koymuş ki tek ilerlemek zorunda...
Bir azim ki gördüğüm, onu her gördüğüm de; Evet.! bu gün de bir adım cehennem geride kaldı dediğim.
Loki şahidim ki, gün be gün ilerliyorum kendi çarkımda... Sildim, süpürdüm cinliği, fitneyi, festlığı... Huzurla dolu bir gelecek sunacağım sizlere; lokinin dürüst çocukları.

İnancın yarısı soyuttur. Ama kalanı ise somuttur.  Bunu gösterdiğim her evladım, kara kuyunun dibine inecektir. Sonsuz bir kudret sunduk sizlere. Ölümün perdesi kalkıyor sizlere, Görmeyi öğrenin artık!

Gölgeli bir güne veda etme zamanı, Elimin tersi ile ittim bugün, dünden geleni. Korktum kendimde. Ama anladım ki acının gelmesi, tatlıya merhaba demenin bir yoludur.


18 Kasım 2017 Cumartesi

#Dünden Geriye Kalan Bir Rüya#

Sessiz sulara gömüldük
Kavgaya yer vermeyen bir sessizlikle başa çıkmak mümkün mü?
Korkarım değil, sancılı birgündeyim.
Peşi sıra gelen mucizeler ardına gelen büyük karabasan!
Davet edilmeyen misafirlerden hiç hoşlanmadım oldum olası,
Dünya'yı gölgede bırakan bir evrendeyim sanki.
Ne ben buraya aidim, ne de dünya gerçek.
Kaygı dolu insanlar, Koşuşan fareler, Mırıldayan kediler...
Etraf çok kalabalık, nefes aldırmıyorlar.
Duyguların yerini madde varlığı almış iken,
Hayati fonksiyon sadece nefes almaktan ibaret olmuş durumda.
Tek gerçek ilerleyen zaman,
Titrek akrep ve yelkovan...
Birbirinden kaçak yaşayan evrenler bütünü
Çizgi çizgi yollar görüyorum.
Sağa giden de, sola giden de yol sonunda aynı noktaya varıyorlar.
Zorluk ,kolaylık göreceli kavramlardan ibaret!
Ancak soluk soluğa koşarak o yol sonuna gelmek ile
Dingince yürüyerek o yol sonuna da gelmek mümkün,
Acele etmeden,geçtiğimiz yolun her taşını ezberlemek lazım.
Dünden geriye kalan bir rüya,
Korkarak izliyorum ki, titreyen bir ağaç dünya'nın merkezinde
Ne yapacağını bilmeden, sadece bekliyor.
Kaygılı, hüzünlü, sancılı bir bekleyişle onu kavuran güneşin batmasını diliyor.
Gece ise yalnızlıktan, sabahın olmasını ve güneşin doğmasını diliyor.
Bir cehennem havası hakim dünya'ya
Bir cehalet serüveni ile başa çıkıyor arsız kahramanım!
Sağdan soldan gelen bir kurt sürüsü görüyorum,
Önüm arkam uçurum,
Toprak çekecek mi sonsuz boşluğuna,
Bir yarasanın kanadına sığındım bugece.
Hüznün, hayal kırıklığının,kızgınlığın ne olduğunu bilmeyenler ülkesi burası.
Beni buraya gömmelisiniz.
Ah sonsuzluğun asil meleği,
Ruhumu taşıdım buraya,
Beni buradan alma ne olur!
Ömrümce hissedemediğim aitlik duygusunu şu anda hissediyorum.
Artık ölebilirim...
Unuttun mu, herkes tercihleri kadar yaşar.
Şimdi tercih zamanı, buldum kayıp diyarı.
Hapsetme artık beni bana,
Kollarım da , bacaklarım da bana ihanet etti...
Şimdi sende yapma bunu...
Kanatlarımı kırmadan, rüzgara yön verme zamanı,
Karanlık basmadan, fırtına çıkmadan, gölgeler uyanmadan...
Fısılda rüzgara ey freyja,
Şimdi sonsuzluğa karışma zamanı
Bir huzur kumu sardı çölleri.
Sular kaynıyor, görüyorsun ya herkes heyecanlı.
Aidiyet duygusu coşturuyor canları.




12 Kasım 2017 Pazar

#Sarhoşluğumuzun En Nadide Zamanlarındayız#

Hoenir  yemin etti Şimdi ise konuşmaya korkuyor...
Her ağzını açtığında, Dudakları alev alıyor.
Korkarım bu şekilde kendi kendini ölüme sürükleyecek...
Şimdilik en iyi dediğimiz  bir tercih hakkımız yok,
Ancak loki bizi kendine çekti...
Thor korktu, gözleri kapalıydı...
Çektiğimiz acıları görmek istemediğini söyledi.
Sonsuza dek lanetliyoruz thor'u...

Kendimize söz verdik; Düşen her cam kırığımıza, bir derin yara armağan edeceğiz.
Biriktirdik içimizde, pandora'nın kutusu yanıbaşımızda...
Açıldığı an lanetlenecek dünya, alev alacak nesneler var.
Bekliyoruz Medusa'yı, karanlık çöktüğünde uyanacaklar...
Biliyoruz ki toplayacaksın ne varsa, ne yoksa...
Düzeni sağlamayı denedik, ama bazen kuş olmak için kanat yetmiyor!
Thor! Hatırlıyor musun ?
Gökyüzü ağlıyordu, büyük deprem olduğunda...
Şimdi kapıda bekliyor Norn, kaderimizi yazdığını iddaa ediyor!
Nasıl bir hayal kırıklığısın sen! sen ki hala skirnir'i ayartıp haber yollatıyorsun!
Saygınlık demek nedir bilir misin?

Kapattık gözlerimizi,
Gemimiz kalbimiz, Kalbimiz nereye giderse orada sefalet çekeceğiz.
Gemimiz sarsıldıkça, ölümler olacak.
Her düşen nesnenin bir yedeği olmayacak...
Sonsuzluk okyanusun da sirene'ler şarkılar söylerken;
Yapabileceğimiz tek şey, kendimizi direklerimize bağlamak olacak.
Girdaba girdiğimizde, sonsuz dünya bizi kucaklayacak.
Hel bizi sonsuz evini açtığında, Thor ateşler içinde yanacak.
Freyja yasımızı tutacak...
Korkma aşkım, her alem bizi kavuşturacak.
En çok da Hlin bizleri teselli etti.
Ama taptığım tek tanrı, Loki!
freyja şahidim ki, beni benden daha iyi tanır loki!
Odin şahidim ki, yeryüzünde nesnelerin düzenini bir tek ben değiştiririm.

Mani gözlerimizi gerçekliğe, kapatırken ;
Sonsuz bir alem açar bize Lofn.
Kalbi olmayan bir tanrıya, ne anlatabiliriz ki!
Bizim kalbimiz yok, Medusa sonsuz özğürlüğü sunarken ; sattığımız nesnelerden biriydi.
Kapattık gemi kapılarını,
Demirler yukarı çekildi, Tek ses thor'un çekiç sesi oldu....

Şimdi anlıyorsun ya thor!
Sana hiç ihtiyaç olmadı...
Bizler  kör iken, gözlerim yok demiştin!
Bizler duymuyoruz dediğimizde, bende duyamıyorum demiştin!
Bizler dünya'yı saramadığımızda, Gücüm yetersiz; ben de saramam demiştin...

Şimdi ateşler içinde yanıyoruz...
Acı yok artık, bu ateş ki; Bizi dünya'ya yeniden getirdi!
Sonsuzluğuna teşekkür ederiz Loki!
O ateş ki, bizleri anka kuşu misali; yeniden dünya'ya getirdi.
Şimdi bu ateş ile, bütün okyanusu yakabilirim!
Bütün bedenimiz ağrılar içinde floki!
Nasıl sarmalı alev alan bir yarayı?

Gölgeler alemine sürüklenen, sirene'ler ile birlikte,
Sarhoşluğumuzun en nadide zamanlarındayız belli ki,
Henüz kasap, bıçağı çıkarmadı.
Ne kasap suçlu, ne de koyunlar.
Loki uyarmıştı, karanlık sefaleti emerken...
Gözlerimiz hiçliği çekerken, nefesimiz kesilmişti!
Korkunun ecele faydası yoktu.
Ya demir ile gömüleceğiz, ya da ateş bedeni sararken....




10 Kasım 2017 Cuma

#BEN NASIL BÜYÜK ADAM OLACAĞIM#


Çok küçüktüm...
Nazlı büyütülmüştüm.  Evin ilk torunu olunca hal değişmişti haliyle .Genelde her dediğim yapılırdı. Ailem pek yanımda olmadığı için, efsaneler yaratmak dedeme kalmıştı. Birgün annem beni arayıp, akşam beni alacağını söylediğinde kalbim heyecandan sıkışmıştı. Ancak akşam olduğunda; Ne gelen vardı, ne de giden... Küçücük kalbime göğüs kafesim dar gelmişti. Nefes alamıyordum...

 Evin duvarında mavi gözlü, sarışın, heybetli duruşlu bir adamın  fotoğrafları asılıydı. Dedem beni büyük adamla tanıştırmaya karar vermişti. Hıçkırıklarımı dinlemiyormuş gibi yapıp, bana bu zatı muhteremden bahsetmeye başlamıştı.

Kendi yurdundan nasıl ayrıldığını, ailesinden çok uzun yıllar ayrı kaldığını anlattıkça hıçkırıklarımın yerini sessiz yaşlara bırakmıştı. Hala kulağımda çınlayan cümlesi "annesini göremeden, vatanından uzak da başka bir dünya'ya yol aldı" dedi. Anlam veremediğim şeyler arasına bunu da yazmıştım.

Dedem askerdi. Her günün sonunda bir dünya çatışması beni beklerdi. Rekabetin bütün çirkinliğine inat, bana nedenlerini açıklardı. "Sonuçlar çoğunlukla çirkindir, Ancak nedenler çok daha önemlidir" derdi.
Zaman geçtikçe Büyük adamla oturdum, büyük adamla kalktım. Cinsiyet kavramını bilemeden dedeme sordum "Ben nasıl büyük adam olacağım dedeciğim?", İlk defa farklı bir tepki gördüm yüzünde, Şaşkındı...

Gözlerime bakıp "Kendi prensiplerin olduğu gün, büyük adam olacaksın" dedi. Zamanla yarışır hale geldim.
Gözlerimi diktim yine fotoğrafına, geçmiş nasılda paslı. Yağlanmayı bekleyen bir demir adeta. Ah! o nasıl bir demir ki, bir kere yerini unutmaya duruver... Sonra uzuncana uğraş, uğraşabildiğine. Ancak zaman zaman paslı demirlerinde sesi çıkar gibi oluyor. Şimdilerde çok iyi mühendisler yetişti. Büyük adamın izini süren, kutsal kandan insanlar var hala. Yürek sızımız zaman zaman artsa da, yüreği ferah tutmak lazım. Geçmişin çocukları, çocuklarını tarihle büyütüyor! Umudumuz o ki, geçmişin sarı sayfalarını harf harf yutan bir neslin olması.

Zaman zaman korkuya kapılıyorum! Hayat da her şey bir KPSS, LYS, IELTS  sınavı değil ki. Bazen robotik insanlarla karşılaşıyorum, birçoğu tarihin ne olduğunu bilmiyor. ATATÜRK'ün kim olduğunu bilmeden büyüyen insanlar var! Geçmişini unutan bir toplum, diri diri gömülmeyi haketmiştir.

Sadece özel günlerde paylaşım yapmayın, Bilhassa özel günlerde paylaşımdan fazlasını yapın EY TÜRK MİLLETİ! Bizler bir arının kovanı için topladığı, birbirinden farklı çiçek türleriyiz. Birlikten kuvvet doğar, ötesinde her tür yok olur. Tek bir çiçek türüyle lezzetli ve sağlıklı bal oluşamaz. Kültürel mozağimiz ile bir bütün olduk. Asırlar geçti, bu toprağı kanlarımızla suladık. Elinizi vicdanınıza koyup, yapmanız gerekeni yapmaya çalışın. Ve özellikle yeni nesillere Büyük adamı anlatın. Geçmişini öğretin.

Yüreği hepimizi saracak büyüklükteki adam, tıpkı gözleri gibi sonsuzluk vaadeden sözleriyle her daim rehberimiz oldu ve de olacak. Sevgili ebeveynler, sevgili gençler hiç değilse NUTUK adlı kitabı okuyalım. Diğer türlü karanlık bir tünel de yolumuzu çakmakla zar zor aydınlatacağız. Unutmayın ki tünel uzunluğunu bilmeden yürüyoruz, çakmağın gazı her an bitebilir. Ya da patlayıcı bir maddeyle karışıma uğrayıp hepimizi küllere çevirir. Bunun olması bir kabus. Kendi kimliğimizi kendimiz silmiş oluruz.

27 Ekim 2017 Cuma

#AŞKOLSUN HACIYATMAZ#

Keskin soğuğa rağmen, etraf yangın yeri.
Bir ağıt almış, dünya'yı sallıyor.
Düşen düşene,
Kaldırabilene aşk olsun be yar!
Açılmış avuçlar, yakılmış mumlar, ağlıyor teller...
Her dilde dualar yükseliyor arşa.
Ellerim titriyor, dizlerim güçsüz,
Şaka gibi bir gün geldi,gidiyor, sürecek...
Ateşe attım tüm bedenimi,
Şimdi ne çıkabilirim, ne de başa sarabilirim.

Bir karanlık girdaptayım,
Ne bir veda edilebilir,
Ne bir merhaba denilebilir.
Bir çemberin iç açıları gibi bütün zaman dilimi
360 derceceye dön dur...
Korkmuyorum bu düz hesaptan.
Artık öğrendim ki,
Yapraklar zamanı geldiğinde dökülür,
Sonbahar,kış anlamsız...
Her suyun bir yol izleyişi var.
Akabildiğine akıyor.
Akamadığında göl, deniz, okyanus oluveriyor.

Sessizliğin verdiği bir kalp sancısı bu,
Konuşuldukça sancısı çözülebilecek belki,
Ama şimdi ne konuşacak, hayat da! Ne de dinleyecek, bir kulak var.
Hayat paralel bir oyun.
Gösterini oynadığın kadar, oynuyor... oynatıyorsun...
Oyunun şartları ağır olsa da,
Üç maymuna sığınan kukla çok.

Sessiz bir gölge geldi ve geçti
Hayat bu yerde sürünen silüet çok fazla.
Ancak duvarlara sürtünen izler çok nadir.
Bugün bir beden asfalta kazıdı kendini.
Yetkililer beyin loblarını asfalttan, spatulayla kazıdılar.
Oysaki herşey çılgın bir gri oyuncu kaynaklıydı .
Sislerin arasından geldiği gibi geri gitmişti.
Ancak bu hayattaki bütün ipleri de alıvermişti.
Şimdi ki alice tercih hakkı sunabilecekti.
İnim inim inleyen kara toprağa inat.
Bugün yağmur hiç susmadı, arsız bir orospu gibiydi.
Bulutlar, kefenini yırtan bir ölü gibiydi.
Güneş, işin piçliğini bulmuştu.
Bugün anladım ki, aptal olan sadece taşlardı.
Ya da aptala yatan...
Sanki bir hacıyatmaz sergisindeydim...
Bir büyük bir küçük....





14 Ekim 2017 Cumartesi

#BUDİST RAHİBİNE MERHABA#

İçimi gördüğüm günden bu yana, bir satır yazamaz hale geldim.
Sanki bütün duygularım ölmüş gibi.
Saydam bir boşluğun içinde sallanıyor gibiyim.
Kendime hiç bu kadar yaklaşmamıştım...
Oysaki daha da uzaklaştım, kendi yüreğimden.
Sinirlenmiyorum artık, 
Olur olmaz şeylere kızdığım günler geride kaldı.
Şimdilerde sadece olaylar karşısındaki tek tavrım; bakıyor buluyorum kendimi...

Bir kaçış hikayesiyle başlayan,
Bir dünya hikayesindeyiz şimdi.
Ne ben ekmeğimden vazgeçiyorum,
Ne de sen cennetinden.
Ben suyumu uzattım,
Sen yetinmedin, nehirler yarattın...
Bir üstünlük savaşı,
Şimdi ben de nirvan'aya vardım.
Söyler misin, hangi kademe kaldı?

Hiç dinmeyen bir gümbürtü bu!
Konuşmaktan hiç mi usanmazsın!
Onca gözyaşına rağmen, nasıl da nankörsün!
Dilinden her çıkan tılsım, sana zehir olarak dönmeli.
Onca fidan yetişti bu toprak da!
Ah söyler misin? şimdi neden heyelana kapıldılar!
Buna sebep sen misin?

Yüreğimi taşlarla doldurdum.
Her adım attığım diyara, bir taş koydum,
Her dönüşe bedava bir bilet hediyeli.
Ölümü kollayan ruhlar kapında kol gezdiğinde,
Nefes alamadığında, hatırla!
Nefes aldırmadığın o fidanları!

Dilimi dilsizlere emanet ettim,
Gözlerimi körlere emanet ettim,
Kalbimi hayatı çok sevenlere verdim.
Kulaklarımı duymak isteyenlere emanet ettim,
Düşlerimi çocuklara verdim.
Şimdi boşluğu dinleyen bir budist rahibi misali.
En çok kendime borç bildiğim, sessizliği verdim.
Her şeyin azı hatta en azı kafi bu dünya'da!